Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
A. Raif ÖZTÜRK
A. Raif ÖZTÜRK

İnleyen Kudüs, Türkiye ve LÛT gölü

Önceki yazının devamı:

…Bu mukaddes beldenin (Kudüs’ün) işgâli; her zaman düştüğümüz fakat bir türlü ibret alamadığımız, daha doğrusu almadığımız tuzaklardan olan; “olayları hafife alma, sinsi gelişmeleri okuyamama ve tuzakları görememe, o günkü sunulan avantaja tav olarak yarını düşünmeden, BÖLÜNME” gibi sebeplere dayandığı çok net ve çok ilginçtir.

Şöyle ki:

Siyonistler öncelikle 1940’lı yıllarda çok sinsi plânlar yaparak; bu Filistin topraklarından çok yüksek ücretlerle, arsa veya binalar satın almaya başlarlar. Buralara yerleşen Yahudiler, 3-4 sene gibi kısa bir zamanda çevrelerindeki arsa veya evleri, sahiplerini yüksek bedellerle kandırarak satın almaya devam ederler. Dayanışmalı ve sinsi plânlarla, Filistin’i içten sefâlete ve özellikle sefâhate (zevk ve eğlenceye, Allah'ın yasak kıldığı şeylere düşürerek, aklı kısırlaştırmaya) sürüklerler. Daha sonra da bölüp parçalayarak, bölgede söz sahibi olurlar ve buralarda ciddi hâkimiyet kurarlar. Filistin’in kırılma noktası, öncelikle Filistin halkının işte bu gafletlerine dayanır…

 

Evet, daha sonra Birinci Dünya Savaşı çıkar ve Kudüs, İngilizler tarafından işgal edilmiştir. 1948'de BM, kenti Doğu ve Batı yakası olarak İsrail ile Filistin arasında bölüştürür. Hemen ardından Arap ülkeleriyle İsrail arasında bir savaş çıkarılır.

1967'deki Altı Gün savaşından sonra İsrail, Doğu Kudüs'ü de işgal ederek kentin tümünü ele geçirir ve Kudüs’ü başkent ilân eder.

1988 yılına gelindiğinde bu defa Filistin Milli Konseyi, Kudüs başkenti olmak üzere Filistin Devleti'ni ilan eder, fakat Yahudilerdeki dayanışma Arap âleminde olmadığından, artık iş işten geçmiştir.

1993'de Doğu Kudüs'e kapatma uygulanmasını ve devamını sizler de biliyorsunuz.

Benim özellikle vurgulamak istediğim, 1940’lı yıllardaki sinsi plânlardır. Çünkü, bu plânlar Ülkemiz üzerinde de uygulanmaya çalışılmaktadır. Mutlaka ibret alınmalıdır…

***

Bizleri gezdiren Filistinli rehberimiz, TC hükümetine minnettar olduklarını sık sık dile getirdiği gibi, cadde ve sokaklarda karşılaştığımız vatandaş ve esnafın, Türk olduğumuzu anlar-anlamaz alkışlamaları ve sevgi gösterilerinde bulunmaları, göğsümüzü kabartmıştır. Hele birkaç arkadaş olarak, bir restorantda hesap ödemeye gittiğimizde, kasadaki patron ayağa kalkarak“yedikleriniz bizden, daha doğrusu ücreti ödendi” denildi. Rehbere “..kim ödedi?” diye sordurduk. Cevaba çok şaşırdık.

-“Ücretinizi, Davos’ta TC. aile reisiniz ödedi” denilmiş. Âdetâ gözlerimiz doldu ve onlarla kucaklaşarak ayrıldık. Aramızda bu konuyu kritik ederken, zengin bir Arap ülkesinde de 15-20 Türk gazetecinin, aynı olayı yaşadıklarını öğrendik.

Hey gidi Türkiyem, kısa bir zamanda neredeeen, nereye…

***

1980’de İngiltere’ye, 1986’da Japonya’ya, 1993’te ise hacca gitmiştim. O altı sıfırlı Türk paramız asla işe yaramıyordu. Ülkemizdeyken îkaz edilmeyen Türk hacı adayları, paralarını $ veya Riyal yaptırmadıkları için, oralarda çok sıkıntı çekiyorlardı.

2009 Yılında da umreye gittiğimde, altı sıfır atılan yeni paramızla, dolar veya Riyal hiç fark etmiyordu. 2011 Yılında, yani bu sene 23 Şubat-16 Mart arası ise döviz bürolarında yine hiç fark etmiyor ancak, çarşıda ve mağazalarda dolar uzattığımızda “Lâ, lâ, lâa, Turkî..” yani“hayır, hayır Türk parası verin” diye itiraz etmeleri çok hoşumuza gitti.

·          Konu buralara gelince hayalim 15-20 yıl öncelerine gitti, arz etmeden geçemeyeceğim:

Hatırlayınız; ekonomiyi düzetmek için ithâl edilen Sn. Kemal Derviş beyefendiye de, ekonomi Profesörü başbakanımız Tansu Çiller hanfendiye de, “..utanıyoruz, şu paramızdan hiç olmazsa 3 sıfır atınız” denildiğinde, “bu asla mümkün değil çünkü, üç sıfır atarsak % 70’lerde olan enflasyonu hiç tutamayız, iyice azar” diye cevap alınıyordu. 2004 yılının sonlarında ise 36 yaşlarında, genç bir ekonomi kaptanı olan Sn. Ali Babacan, bu asla mümkün olmayanları, üstelik de 3 sıfır değil tam altı sıfır atarak, tereyağından kıl çeker gibi nasıl becerdi acaba? Bu övünç kaynaklarını takdir ettiğimizde, köhnemiş bir zihniyet küplere binse de, biz gerçekleri görmek zorundayız…

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz hocamızın çok güzel sözlerinden, birinin yeri gelmişken, arz etmeden geçemeyeceğim: “Ben köylüyüm. Köyümüzde yabani armut ağaçları vardı. Yaprakları ise güzel meyve veren armut ağaçlarından daha güzel, ilgi çekici ve aldatıcıydı. Fakat, aklı olan herkes meyve veren ağaçları tercih ediyor, onları suluyordu. Evet beyefendiler ve hanımefendiler, her konuda görüntüye değil, neticeye, yani sözlere değil, meyvelere bakınız ve mutlaka meyve vereni tercih ediniz!…”

ACI SU DA TATLI SU DA BERRAKTIR, SAKIN HÂ, GÖRÜNÜŞE ALDANMA!…

***

Kudüs’te en çok ilgimi çeken bir başka yer de Lût gölüydü.

Bu göl, Lût kavminin helâki sırasında oluşmuş. Râkımı ise deniz seviyesinin bile 422 metrealtında olup, dünyanı en alçak noktasıymış. Derinliği 376 metre, yüzölçümü 600 Km.2, tuz oranı %28-33 olup, diğer göllerin aksine hiçbir akarsu ile beslenmeyen tek göl olduğu söyleniyor. Suyun altında asfalt parçalarının varlığından ve yapılan araştırmalardan, her türlü imkâna sahip zengin bir kavim olduğu da tespit edilmiş.

Hûd Sûresi'nin 82. ayetindeki "..böylece emrimiz geldiği zaman, o azgın kavmin üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık" ifadesiyle, Lût Kavmi'nin başına gelen felâketin şeklini açıkça bildiriyor.

Kuran'da anlatılan Lût Kavmi ile ilgili olay, tahminlere göre yaklaşık M.Ö. 1800 yıllarında olmuştur. Evet, “kula belâ gelmez HAK yazmayınca, HAK belâ yazmaz, kul azmayınca” atasözümüz de bu olaya da ışık tutuyor. Allah c.c. kuluna asla zulmetmez.

“Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmettiler” (Hud Sûresi, 101. Âyet.)

“Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendisine zulmetmiş olur.” (Talak S. 1. Âyet.) Peygamberimiz (s.a.v) de; “Fuhuş, zina ve faiz açıktan işlendiği zaman, o memleket halkı, belâyı beklesinler.” buyuruyor… (Bu hadis-i Şerîfi ayrıca işleme arzusundayım.)

Evet, sevgili dostlarım. Müzikteki potpuri gibi, bu seyahat sonrası da uç-uca değişik konulara girdik. Pek tabiidir ki seyahatler, anlatılanlardan çok-çok daha güzeldir. Yüce Rabim hepinize, bu ibret dolu mukaddes yerlere en kısa zamanda gitmenizi nasip etsin…

A. Raif ÖZTÜRK
A. Raif ÖZTÜRK HAKKINDA

A. Raif ÖZTÜRK... 20 Nisan 1950 yılında Tekirdağ Çorlu’da doğan Raif Öztürk, ilkokulu Çatalca’da okudu. O dönemin şartlarına göre eğitimini ve iş yaşantısını birlikte sürdürmeyi hedefleyen A. Raif Öztürk, Meslekî Ortaokulu Paşabahçe’de sürdürerek, Sultanahmet Meslek Lisesi’nde özel olarak Makine Yüksek Teknik Ressamlığa devam etti. Türkiye Şişe ve Cam fabrikalarında 26 sene ‘Robotik ve Tam Otomatik Makineler Üretim Hattı Makine Teknisyenliği’ & Fabrika Vardiya amirliği yaptı. ‘Özel Araştırma, Geliştirme ve Eğitmen’ (ARGE) görevlisi olarak 1980’de İngiltere’ye, 1986 yılında da Japonya’ya giden yazarımız, dönüşünde de Meslek Lisesi mezunlarına, (Üretim makinaları, Kalite çemberleri ve beyin fırtınası teknikleri hakkında) iş programlamaları, eğitmenlik, rehberlik ve liderlik dersleri verdi. 1990 yılında Türkiye Şişe Cam Fabrikalarından kendi isteğiyle emekli olan A. Raif Öztürk, Öz Emek Spor Ltd. Şt. Mağazalarını açarak, hâlen işletmeye devam etmektedir. 1990’lı yıllarda bir yıl Diksiyon, bir yıl Osmanlıca, iki yıl da Arapça eğitim alan Öztürk, Halen (1962’den beri) Beykoz, Kavacık’ta ikamet etmektedir. Hiç Kur’ân bilmeyen 30-40 kişiye; aynı anda ve 10 Saatte Kur’ân öğretme uzmanı olan yazarımız, 2014 yılında Sakarya Üniversitesinden “Eğitimciye Eğitim” adıyla eğitim aldıktan sonra, “DEĞERLER EĞİTİMİ UZMANI” sertifikası kazanarak, Beykoz Milli Eğitim Müdürlüğünde ve ülkenin çeşitli illerinde 6 yıldan beri konferanslar ve görsel seminerler vermektedir. Yazarımızın, 2002 yılından bu yana; ‘Fikir Bahçesinden BİR DEMET’, “Derdim bana DERMAN imiş”, ‘Biyoenerji ve Kozmik Bilimin ışığında ŞİFA OLAYI’ adlı Belgesel, tevhid ve tefekkür içerikli kitapları yayınlandı. Sn. Öztürk Ulusal ve Uluslararası Sempozyumlarda, 2015’te Kastamonu Üniversitesinde ve 2018’de Ukrayna Üniversitesindeki sunumlarda kürsü almış olup, hâlen köşe yazılarına ve Kitap çalışmalarına devam etmektedir. 2006 Yılından beri “Dost Beykoz Ailesi” mensubudur…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

ÇOK OKUNAN MAKALELER

SON HABERLER