Özel Dosyalar

Beykoz nüfus defterleri bir açılsa!

2014.07.13 00:00
| | |
7000

İstanbul’un yayımlanan ilk ve tek nüfus defteri Beykoz’a ait…

Anadolu’da ise şimdilik Karadeniz hâkimiyeti var. Her şehir kendi defterine sahip çıktığı takdirde toplumsal topografyamız daha netleşecek.

1800’lerin ortasında İstanbul hanelerinden birinde yaşıyor olsaydınız, adınız nüfus kayıt defterlerine, bugünkünden daha renkli biçimde kaydedilecekti: “Âsitâneli, çatık kaşlı, orta boylu, ela gözlü, kumral bıyıklı filanca oğlu feşmekân…” O günkü nüfus sayım memurları daha eğlenceli kişilerdi belki ya da tam tersi, işlerini çok ciddiye almışlar ve sözcüklerle vesikalık fotoğraf çekmek istemişlerdi. İşin ucunda, askerlik yaşı gelenlerin ve vergi yükümlülerinin tespitini isteyen bir padişah fermanı vardı ne de olsa… Böylelikle nüfus defterlerinde kadınların neden yer almadığı ve tasvirlerin neden hep ‘bıyıklar ve sakallar’ etrafında döndüğü de anlaşılmış oluyor.  
   
Söze ‘İstanbul haneleri’ diye girmekle hata ettik aslında. ‘Beykoz haneleri’ demeliydik. Çünkü bugün yeni Türkçeyle okuyup anlayabileceğimiz tek nüfus defteri Beykoz’a ait ki o da elimize henüz geçti. Mevzu da bu zaten; Osmanlı arşivlerindeki nüfus defterleri (Rumeli bölgesi hariç) üç yıl önce araştırmacılara açıldığı hâlde, İstanbul’un Fatih’iyle, Üsküdar’ıyla, Eyüp’üyle, Kadıköy’-üyle hâlâ bir sır perdesinin arkasında duruyor oluşu… Nüfus defterleri, şehrin demografik yapısının, ekonomik ve kültürel çeşitliliğinin görülebileceği en güzel vesikalardan biri hâlbuki…
 
Nüfus defterleri bize ne söyler?
 
“Defterlerin açılması niye bu kadar gecikti?” gibi bir meraka kapılmış olabiliriz; ama önce şunu sormalıyız: Defterleri sabırsızlıkla bekleyen kaç araştırmacı vardı? Üç sene zarfında Anadolu’ya ait yalnızca dört defter yeni Türkçeye kazandırıldı: Trabzon, Of, Ünye, Tirebolu… İstanbul’u zaten söyledik; 600’e yakın defter arasından yalnızca Beykoz… Her araştırmacı, vefa duygusu ve merak saikiyle kendi memleketinin nüfus defterini yeni Türkçeye kazandırdığına göre, Sivaslılar, Antepliler, Karslılar, İzmirliler, Bursalılar da bir an evvel harekete geçmeli. Nüfus defterleri toplumsal topografyamızı daha da belirginleştirecek çünkü. Üç yıl uzun bir zaman sayılmaz belki, 80 yıllık bekleyişin ardından özellikle… Beykoz ve Ünye defterlerini yayımlayan yerel tarih araştırmacısı İrfan Dağdelen, gecikmenin büyük oranda belgelerin tasnifiyle ilgili olduğunu düşünüyor. Ancak demografik yapıya ilişkin bilgilerin stratejik öneme sahip olduğu da gözden kaçırılmamalı.
 
‘Beykoz Nüfus Defterleri’, önümüze insan ve mekân ilişkisini gösteren tafsilatlı ve güvenilir bir harita seriyor; nerede, kaç kişi yaşadı, hangi meslekleri icra ettiler, nereden gelip nereye gittiler? Mahalle sakinlerinin yaş ortalaması, fiziksel özellikleri, lakapları, en çok hangi ismi taşıdıkları… 19. yüzyıl ortalarında Üsküdar’a bağlı bir köy olan Beykoz’da sırasıyla Mehmet, Ali, Mustafa, Ahmet, Hüseyin, Hasan, İbrahim, İsmail, Süleyman ve Halil isimlerine rastlanıyor. Yine o dönemde ahali büyük oranda ‘Âsitâneli’, yani İstanbullu; fakat burada nüfus bilim uzmanlarının dikkatine sunulacak husus, diğer şehirlere kıyasla Çankırılıların açık ara önde oluşu. Öyle ya, o yıllarda ne oldu da Çankırılılar Beykoz’a göç etti? Meslekler incelendiğinde ise Türklerin deniz ürünlerine mesafeli durduğunu savunan tezlere inanası geliyor insanın; en gözde meslek, balıkçılık değil, kayıkçılık çünkü… Çiftçinin, berberin, börekçinin ve aşçının gerisinde kalan balıkçılar sayıca, hamam işletmecisinden, bekçiden ve kalafatçıdan eh işte bir parça daha fazlalar diyebiliriz.
 
Nüfus defterleri demokratik bir ortamı da görünür kılıyor. Müslüman mahallelerinde muhtarlık görevini imamlar yürütürken, gayrimüslimlerin yaşadığı mahallelerde bu görevden papazlar sorumlu. Gerçi sayım sonuçlarına göre, Beykoz ve civarında pek az Ermeni nüfus bulunuyor; ancak temsil haklarının oluşu önemli yine de… 270 ve 330 numaralı defterlerden Ermenilerin daha ziyade fırıncılık ve değirmencilikle iştigal ettiği de anlaşılıyor.
 
 
180 yıl öncesine ait bütün bu bilgileri; isimleri, meslekleri, memleketleri değerlendirme işini sosyal bilimcilere bırakmalı elbet. Fakat o yıllarda II. Mahmut’un kitle göçünü önlemek maksadıyla yurt içinde yolculuk yapanlara dahi şart koştuğu ‘mürur/geçiş tezkeresi’ öyle akla yatkın görünüyor ki şartların elverişli olup olmadığını düşünmeksizin ‘Bugün de olamaz mı?’ diyor insan. Hiç değilse İstanbul’da uygulanamaz mı? Sistem şöyle işliyor: Muhtar, mahalleye gelen kişiye nereden, niçin geldiğini ve niyetini soruyor. Şayet kişinin maksadı ziyaret değil de yerleşmekse mahalleden bir kişinin kefil olması gerekiyor. Tahmin edileceği üzere, muhtarın ve mahalle sakinlerinin hırlıyı hırsızdan bir çırpıda ayırıveren tecrübeli bakışları, suça bulaşmış ya da niyetini açıklamayan şaibeli tiplere hayat hakkı tanımıyor. Bugün, herkesin herkese komşu olduğu ve fakat kimsenin kimseyi tanımadığı şehirlerde muhtarlardan dedektiflik beklemeye hakkımız yok tabii; ama İstanbul’da tutunamayanları ‘tersine göç’ projesiyle memleketlerine gönderen belediyeler eski nüfus defterlerine bir göz atmalı yine de.
 
Dedemi nasıl bulurum?
 
Nüfus defterlerini okumak başlı başına şenlikli bir eylem ve kişinin ille de akademik bir kaygı taşımasına gerek yok bize kalırsa. O bilgiler bir hikâye için de malzeme oluşturabilir yahut bizzat sizin hikâyenize dönüşebilir. Anadoluhisarı’nda, Yalıköy’de veya Kanlıca’da ikamet eden şeyh efendilerden, kadılardan, müderrislerden biri büyük dedeniz olabilir pekâlâ. Kabul edelim, soy ağacının peşine düşenler çoğunluk böyle parlak bir maziyle buluşmayı ümit eder. Fakat karşılarına kim çıkar belli olmaz; kır sakallı bir kayıkçı ya da kumral bıyıklı bir çiftlik kethüdası…
 
15 yıldır yerel tarih üzerine çalışan ve 40’a yakın yayımlanmış eseri bulunan İrfan Dağdelen, aile içinde nesilden nesile aktarılan hikâyelerin ciddiye alınmasını tavsiye ediyor; çünkü masala dönüşen o anlatılar sayesinde büyük dedelerin izine ulaşmak mümkün olabilir, bilhassa, lakapların bile aynıyla günümüze taşındığı taşrada… Büyük şehir çocuklarına bel bağlamak ise beyhude, onların isim bilgisi ‘babanın babası’yla sınırlı zira…    
 
Darısı İstanbul’un diğer ilçelerinin başına!

İlk resmî nüfus sayımında (1834) Beykoz için tutulan 10 defteri ‘Beykoz Nüfus Defterleri’ başlığı altında toplayan İrfan Dağdelen’in çalışması umulur ki diğer ilçeleri de harekete geçirir; Üsküdar’ı, Fatih’i, Beyoğlu’nu; hatta o yıllarda yalnızca çiftlik olarak anılan ama kayıtları titizlikle tutulan Sultançiftliği’ni, Alibeyköy’ü Ferhatpaşa’yı… Burada önemli olan, araştırmacının, hayli zahmetli olan bu çalışmayı destekleyecek bir yetkiliyle buluşabilmesi. Beykoz örneğinde olduğu gibi; Osmanlıcaya vâkıf ve yerel tarihe meraklı bir araştırmacı olan İrfan Dağdelen, projeyi Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek’e götürüyor ve gerekli desteği görüyor. Ortaya hacimli ve tahmin edileceği üzere satışa sunulmayan ‘prestijli’ bir eser çıkıyor. Meraklısının kütüphanelerden ulaşabileceği kitabın nüfus defterlerinin orijinal metinlerine yer verdiğini de belirtelim.

ÜLKÜ ÖZEL AKAGÜNDÜZ  / Aksiyon

Anahtar Kelimeler: Beykoz Haber Sitesi, Aksiyon, Beykoz Nüfus Defteri, Ülkü Özel Akagündüz, Röportaj, İrfan Dağdelen

reklam
0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"