Makaleler

Niçin Namaz ve niçin İbadet?

2014.07.26 00:00
| | |
8138

Yıllar önce tüylerimi diken diken eden, hârika bir yazı okumuştum. O yıllarda bu yazıyı arşivime atmışım. Bir fırsat bulup arşivimi incelerken, o yazıya rastladım.

Tekrar okurken bile çok etkilendiğim için, bu mübarek mevsimde sizlerle paylaşmaya karar verdim. 

Şimdi o yazıya odaklanarak, kendimizi tefekkürün akışına bırakalım, inşaallah:

“..Niçin Namaz?... Ve niçin ibadet?...

Anne karnındaki bir çocuğun ağzı vardır, gözü vardır, kulağı vardır, eli vardır, ayağı vardır. Bütün âzâ ve diğer cihazâtı (organları) tam tekmil verilmiştir.

Hâlbuki bunların hiçbirine, orada hiç ihtiyacı yoktur. Çünkü, oradaki çocuk gıdasını, göbeğinden annesine bağlı bir hortumla almaktadır. 
Simdi bu çocuk şuurlu olarak sorsa: 
—Ya Rabbi! dese, şu hortum bana yetmektedir. Pekiyi şu ağıza, şu göze, şu kulağa, şu ele, şu ayağa ne lüzum vardı. Hiç bir işe yaramamaktadırlar?... 

Herhalde Yüce ALLAH'dan şöyle bir cevap alacağı muhakkaktı:
— “Acele etme ey kulum, aklın almadığı şeye de dil uzatma. Sen kısa bir müddet sonra öyle bir âleme gideceksin ki, burada 'HER ŞEYİM' dediğin o hortum, orada hiçbir işe yaramayacak, kesilip atılacak. Lüzumsuz sandığın o ağız, göz, kulak, el, kol, bacak, burun, ciğerler v.b. gibi, bu âleminde hiç işine yaramayan şeyler ise, o âlemde en lüzumlu cihazlar durumuna geçecek.”

O çocuk bu gerçeklere inanmasa ve bir inkârcı olarak dünyaya gelse, hakikaten hortumun bu âlemde hiç işe yaramadığını, ebenin veya doktorun onu kesip, kaldırıp attığını, diğer yandan ise lüzumsuz sandığı ağız, göz, el, ayak gibi diğer tüm cihazların (organların) devreye girdiğini, onlarsız olunmayacağını görse, inanmadığına utanır mı, utanmaz mı?...

·         O ikazlara inanmadığı için, elbette çok utanacaktır…

 

İşte, şu anda biz de tıpkı o çocuk gibi, DÜNYA ATMOSFERİ denilen bir ananın karnında yaşıyoruz. 9 ay, 9 sene veya 90 sene sonra, buradan sevk edilip bir başka âlemde doğacağız. O âlemin adı, Âhirettir. Biz şu anda dünya anamıza maddi hortumlarla, yani midemiz, arabamız, evimiz, şöhretimiz, servetimiz v.s. ile bağlı durumdayız. 
Eğer biz:
—“İşte geçinip gidiyoruz. Ya Rabbi! Şu Namaza, oruca, hacca, zekâta, dine, imana, İslam’a ne lüzum vardı?” Dersek, Rabbimizden söyle bir cevap alacağımız muhakkak! 
— “Ey kullarım! Kısa bir müddet sonra bu dünyadan çıkarılacaksınız. Öyle bir âleme götürüleceksiniz ki, burada 'HER ŞEYİM' dediğiniz bu maddi hortumların hiçbiri, orada hiç işe yaramayacak. Lüzumsuz sandığınız namaz, oruç, zekât, hac, kurban gibi ibadetler de, en lüzumlu şeyler durumuna geçecek. Orada insanlara; arabasına, parasına, servetine, rütbesine ve suretine göre değil; Kalbine, ameline, ibadetlerine ve namazlarına göre değer ve mekân verilecek.
Yani namazınız, zekâtınız, orucunuz, haccınız, hayır hasenatınız, ahirette sizin için her şey olacak. El olacak, ayak olacak, dil olacak, dudak olacak, kontör veya bonus olacak, villa olacak, köşk olacak, havuz olacak, senet olacak, berat olacak, şefaatçi olacak, uçak 
(yani Burak) olacak, sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak. Kısacası, CENNET olacak...

 

·         Eğer biz bilgiçlik eder, fen ve teknik asrında olduğumuzla şımarır, Rabbimizin hikmet lisanıyla buyurduğu bu gerçekleri kabul etmez, ibadetsiz bir tembel veya bir inkârcı olarak Âhirete gider, bu gerçekleri orada görürsek, utanmaz mıyız? Geç kalmış olmaz mıyız? O zaman halimiz nice olur?...

 

Hakikaten ‘her şeyim’ dediğimiz hortumlarımızın; yani arabamızın, apartmanımızın, paramızın, pulumuzun hiçbir işe yaramadığını müşahede ederek, ibadetlerin ‘her şey’ olduğunu anlasak, o anne karnındayken, ağzı lüzumsuz gören çocuk gibi mahcup olmaz mıyız? Dizlerimizi dövmez miyiz?

Keşke inansaydık, keşke her namazımızı tam vaktinde kılsaydık, orucumuzu eksiksiz tutsaydık, zekatımızı tam verseydik, ALLAH için yaşasaydık, eşsiz örnek insan olan o şanlı Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)'in yolunda yürüseydik, demez miyiz?...

Pişman olacağın, “ahh, tekrar dünyaya döndürülsem de bunları tam uygulasam”diyerek, dizlerini döveceğin o gün gelmeden önce;

Mutlaka AKLIN I BAŞINA A L...”

***

İlgili ayetler:

  • Fâtır s., 37. âyet:

Onlar orada (Cehennemde): “Rabbimiz! Bizi çıkar, (önceki) yaptıklarımızın yerine iyi işler yapalım!” diye feryat ederler. Onlara “..size, düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı (bir Peygamber) de gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın azabı! Zalimlerin yardımcısı yoktur.” denilecek.

  • Zümer s., 55. âyet:

Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline (Kur'an'a) tabi olun. O’nun emir ve yasaklarına uyun…

***

İnanmamak, o EBEDÎ yolculuğa ve acı âkıbete asla engel değil, EBEDÎ Cennetlere ve ebedî saadetlere engeldir… Vesselâm.

Anahtar Kelimeler: Dost Beykoz, Beykoz, Raif Öztürk

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"