Nerede kalmıştık?

  • 06.08.2021 18:15
  • Okunma: 1895 kez

Süleyman ÇALIK


Üç kişide okusa yazmaya değer.​ Derdi bir kardeşim. Aslında yazmamaya karar vermiştim.

Çok yazdığım söylenemez uzun yıllardır yerel bir gazetede yazıyordum, 

Kendimce karalıyordum dilimin döndüğü kadar.

Ne mi oldu?

Ayrılmadan önce yazdığım bir köşe yazım haberim olmadan kaldırıldı  bilgim ve dahilim olmadan.

Okurlarım uyardı.

Evet okurlarım.

O güne kadar hiç  mi hiç merak etmemiştim.

Ne kadar okunuyor.

Ne kadar tıklanıyor.

Ne kadar takip ediliyor diye. 

Yine bir köşe yazarı abim.

İyi okunduğunu söylemişti bildiğim o kadar.

Yazım yayınlandı okurlarımdan öğrendim.

Sabahın köründe.

Nasıl mı?

Kimileri tebrik etmek için aradı.

Kimileri kutlama ve methiyeler düzerek.

Oysa ben normal olan bir gerçeği kaleme almıştım.

Beykoz’un sorunları.

Beykoz’un dertlerini.

Beykoz’un isyanını.

Beykoz’un kanayan yarasını.

Kimileri korku duvarını yıktığımı söyledi.

Kimileri rüzgâra karşı yelken açtığımı.

Kimilerine göre de  operasyon çektiğimi!

Kimilerine göre de birilerin tetikçiliğini yaptığımı.

Kimilerine göre de ne istedin de vermedilere getirdi.

Biz bu yaşımıza kadar doğru bildiğimizi yazdık.

Doğru bildiğimizi yaşadık.

Doğru bildiğimizi yaptık.

Biz bu güne kadar ellerimizi semaya açtığımızda Mevla’m bizi muhannete muhtaç eyleme.

Muhannete muhtaç eylersen yedi deryalara gark eyle bizi diye dualar ettik.

Yazının yayından kalktığını okurlarım arayıp söylediler.

Yazı yayından kaldırılmış diye.

Yayın yönetmenini aradım kaldırmış.

Kendine göre sebepleri vardı sanırım.

Aldığım cevap tatmin edici olmayınca anladım.

Bende ayrılmaya karar verdim.

Hatta ve hatta bahislere bile konu olmuşum. Habersizce yazı kalktı ama gazetede,

Kalır.

Gider diye!

Ayrıca teşekkür ederim tüm okuyucularıma.

Olayların akabinde biz kendimizi inzivaya çekmişken.

Art arda gelen telefonlar, yazmama düşüncemi bertaraf etmeme sebep oldu.

Baskılar neticesinde sindirildiğim bile birçok yerde konu oldu!

Biz doğruları söyleriz.

Dokuz köyden kovuluruz.

Onuncu köyden yazarız.

Yazımıza gelirsek eğer.

Kimileri doğru anladı.

Kimileri doğru bildiğini yaptı!

Oysaki yazıyı doğru anlayıp doğru anlamaları gerekirdi.

Tamamı ile uyarı idi.

İkaz  niteliğindeydi.

Demek ki anlamamışlar!

Anladılarsa da yanlış anlamışlar!

Ne dedik!

Yapmaya geldiler.

Yıkıyorlar!

Evet yıkıyorlar.

Her şey ortada değil mi?

Binalarda beton ve metal yorgunluğu var.

Güçlendirme izni yok.

İstanbul beşik gibi sallanıyor. 

Ciddi bir sallantı olsa mezar yığını olacak.

Bunun vebali kimde Olacak?

Dikkate alan yok.

Vatandaş hayatını garantiye almak için evini güçlendirme yapsa.

Güçlendirme izni de yok!

Neresinde iftira?

Neresinde yalan!

Seçimlerde mikrofonlarda hizmete talibiz emrininize amadeyiz.

Hangisi demiyor.

Dertlerinize derman olmaya talibiz.

Dertlerinizle dertleneceğiz diyor!

Mazbatayı alıncaya kadar mı?

Demek ki köprüyü geçene kadar.

Tabi mazbatayı aldılar mı vaatler çöpe!

Beş seneyi garantiye aldık bitmeyecek ya beş sene. 

Sonrasında bana mı sordun!

Niye daha önceki yönetim iletişim ve  ihtiyaçlara yardımcı olarak vatandaşın sorunlarına derman olarak bu zamana kadar iktidarda  kaldılar.

Gerek mülkiyet sorunları ile gerek hazine ve 2b  ile rakamsal konularda hatta birçok ilçede

AK Parti Belediyesi olmasına rağmen.

Bir tek Beykoz'da rakamlar 70 ile 100 lira civarlarında oldu.

Diğer belediyelerde 1000 liranın altına düşmedi. 

Şimdi ise diğer belediyelerin rakamlarına yaklaşmaya başladı.

Acaba neden?

Tabi 5 sene bitmeyecek gibi geliyor yetkiyi alana.

Bak bitti işte.

Şunun şurasında ne kaldı?

Şurada üç beş ay sonra başlayacak.

Başladı gerçi.

Kulislerde aday adaylığı için hazırlanan hazırlanana.

Mevcut bir Başkan varken.

Cumhurbaşkanı tarafından gönderildiğini sorunları çözmek için görevlendirdiğini söylemişken.

Sadece ve sadece makyaj yapmaktan öteye gitmemişken.

En büyük sorunun mülkiyet sorununu çözmek için geldiğini.

Ama mülkiyet yerine makyaj ile tamamlamak üzere iken.

Mülkiyette ise çözüm değil sorun üretirken.

Geçti gitti yıllar.

Gerçi şehircilik bakanı müjdeyi vermişti.

Ama yıllardır hep müjde veriliyor.

Veriliyor da; yıllar geçiyor, tekrar müjdeler havalarda uçuşuyor, vatandaşımız olduğu yerde sayıklıyor.

Vatandaşımız balık istemiyor.

Balık tutmayı öğrenmek istiyor.

Denizi bol.

Öğrenirse balık tutmayı hep doyar karnı.

Sahili bol yerli ve yabancı turisti çekecek eğlence alanları yok.

İşletmeleri var pazarlayacak alanları yok.

Sanatkârı çok.

Sanatkârını ön plana çıkaracak alanları yok.

Spor alanları çok desteği yok

Tarımı çok pazarlayacak organik yerli alanı yok.

Eğitim alanı çok kalacak yurtları yok.

Gençlik batağa sürüklenmiş istihdama dayalı bir çalışma yok

Yapmak isteyene de engel olan çok,

Sağlıcakla kalın 

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları