“Nusaybin – Kamışlı sınır hattında Türk bayrağına yapılan alçak saldırı, bir kez daha gösterdi ki bu topraklarda mesele sadece terör değildir; mesele aynı zamanda hafızasızlıktır.
”
Nerden bilsin kıymetini, soysuz sopsuz bayraksızlar!
Nusaybin – Kamışlı sınır hattında Türk bayrağına yapılan alçak saldırı, bir kez daha gösterdi ki bu topraklarda mesele sadece terör değildir; mesele aynı zamanda hafızasızlıktır. Bayrağımız indirildi, yerlerde sürüklendi, çiğnendi. Bu görüntüler karşısında hâlâ “Terörsüz Türkiye” masalları anlatanlar varsa, hala kendilerini bu ülkeye ait hissetmeyenlerle ve hasımlık yapanlarla müzakere yapmaya devam etmek isteyenler varsa, dönüp aynaya bakmak zorundadır.
Bayrağa uzanan el, bu milletin namusuna uzanmıştır. Türk milleti için vatan, bayrak ve mukaddesat asla pazarlık masasına sürülemez. Ay yıldızlı bayrak, toprağa düşen her şehidin kanıyla mühürlenmiş bir emanettir. Bu millet gerekirse canını verir, evladını verir; ama bayrağından, vatanından ve kutsallarından tek bir adım geri atmaz. Tarih, bu iradenin destanlarıyla doludur.
“Terörsüz Türkiye” sözü kulağa elbette hoş geliyor. Kim ister kan dökülmesini, kim ister anaların ağlamasını, çocukların yetim kalmasını? Hepimizin ortak hayali huzurlu bir memlekettir. Ancak mesele sözlerin güzelliği değil, niyetlerin samimiyetidir. Çünkü bu ülke daha önce de aynı süslü cümlelerle kandırıldı.
PKK’nın “barış güvercini” diye parlatıldığı, eli kanlı teröristlerin “gerilla” adıyla meşrulaştırıldığı o sözde çözüm süreci hâlâ hafızalarımızda. Askeriyle, polisiyle, öğretmeniyle, hatta kundaktaki masum bebekleriyle bu milleti hedef alan bir terör örgütüyle masaya oturmanın bedelini bu ülke yüzlerce şehitle ödedi. O acılar ne unutuldu ne de dindi; o yaralar hâlâ kanıyor. Bu millet, kendisine yaşatılanları unutmuyor, unutmamalı.
Bugün benzer bir senaryo yeniden sahnede. Sözde “Terörsüz Türkiye” sürecinin öncüsü olarak bu kez MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin öne çıkarılması tesadüf değildir. PKK elebaşı Öcalan’ın umut hakkından, Meclis’te konuşmasından söz edilmesi bireysel bir çıkış değil; açıkça planlanmış bir siyasi mühendisliğin parçasıdır.
AK Parti bu adımı doğrudan atmıyor, çünkü oluşacak tepkiden çekiniyor. Tepkiyi yumuşatmak için “milliyetçi kalkan” rolü biçilen MHP devreye sokuluyor. Amaç net: “Bahçeli bile bunu söylüyorsa vardır bir bildiği” algısını oluşturmak. Tabanı ikna edebilmek için en sert milliyetçi figür bilinçli şekilde sahneye sürülüyor.
İktidara yakın medya da bu süreçte boş durmuyor. Teröristleri makyajlayarak “barış”, “kardeşlik”, “helalleşme” ambalajıyla topluma sunuyorlar. Oysa unutulmaması gereken temel bir gerçek var: Vatanseverlerle vatan hainleri aynı kefeye konulamaz.
Birinci çözüm sürecinde de tablo farklı değildi. Bir yanda sazlı sözlü mitingler, diğer yanda şehirlerin altına kazılan tüneller… Yetkililer ya görmedi ya da görmezden geldi. Sonuç ise yıkılan şehirler, akan kan ve yüzlerce şehit oldu.
Bizim en büyük zaafımız hafızasızlığımızdır. İki süslü kelime duyduğumuzda, dünün yanlışlarını, verilen tavizleri, kaybettiğimiz binlerce canı ve toprağa düşen şehitleri kolayca unutuyoruz. En acısı da şu soruyu sormaktan kaçınmamızdır: Bölgede her taşın altından çıkan Amerika bu sürece neden sessiz? Cevap aslında ortadadır; çünkü talep edilenlerin büyük bölümü çoktan yerine getirilmiştir.
İşte bu yüzden uyanık olmak zorundayız. Birlik ve beraberliğimizi koruyarak vatanımıza ve bayrağımıza sahip çıkmak zorundayız. Aksi takdirde tarih tekerrür eder; faturayı yine bu millet öder, bedeli yine evlatlarımız canıyla öder.
Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun dediği gibi:
“Ben Türk’üm; Türk esir olmaz.
Ben Türk’üm; Türk bayraksız olmaz.
Ben Türk’üm; Türk devletsiz olmaz.
Ben Türk’üm; Türk ezansız olmaz.
Ben Türk’üm; Türk hürriyetsiz olmaz.”
YORUMLAR