Röportajlar

Müftü Hüseyin Demirtaş ile çok özel

Müftü Hüseyin Demirtaş ile çok özel
2014.07.16 00:00
| | |
18976

Görevleri ilçe de din işlerini yürütmek ve din adamlarını yönetmektir. Ama Beykoz Müftüsü Hüseyin Demirtaş, kısa sürede bu çizgiyi aştı.

Çünkü onlar, toplumumuzun en hassas değerlerini temsil edenler olarak insan olmanın gereği de olsa yanlış söz söylemekten, yanlış anlaşılmaktan hep çekinirler… Bu nedenledir ki, hep arka planda kalmayı tercih eder, gösterişten uzak dururlar.

Bir din adamı nasıl yetişiyor?

Din adamlarımız… Toplumuzu yönlendiren, değerlerimizi ve maneviyatımızı anlatarak toplumda kaynaşmayı sağlayan en etkili unsurlar olarak bilinirler… Müftü Hüseyin Demirtaş, bu bakış açısını aşarak Beykoz da kısa sürede farklı bir yelpaze açtı.

Her sabah farklı bir camide cemaatle birlikte namaz kılıyor, onlara müftülüğün çalışmalarını anlatmasının yanı sıra çeşitli bilgiler veriyor. Projeleri ve sözleriyle kısa sürede Beykoz halkının ilgisini çekmeyi başaran Beykoz Müftüsü Hüseyin Demirtaş ile Dost Beykoz yazarı Raif Öztürk konuştu.

Beykoz Müftülük Makamındaki binasında Raif Öztürk ve Sinan Kavrak’ı ağırlayan Müftü Demirtaş hem kendisini hem de projelerini anlattı.

Hüseyin Demirtaş kimdir?

1967 yılında Trabzon’un Şalpazarı ilçesine bağlı Geyikli Beldesinde doğdum. 5 çocuklu bir ailenin ilk evladıyım. Babam, ilçe merkezindeki camide imam-hatip olarak görev yapıyordu. İlk dini eğitimimi babamdan aldım. Babamın benim üzerimde çok emeği vardır. Beş yaşımda Kur’an-ı Kerimi okumayı öğrendim, yedi yaşımda iken Kur’an-ı Kerimi ezberlemeye başladım, dokuz yaşımda iken hafız oldum. Babamın kıraati ve hıfzı çok iyidir. Kıraat konusunda Oflu Hacı Mehmet Aşıkkutlu’nun talebelerindendir. Kur’an kıraati konusunda babacığım başta olmak üzere bu üstatlara şükran borçluyum. Kur’an-ı Kerimi ‘fem’i-muhsin’ tabir edilen güzel ağızdan, mahir birisinden okumak ve dinlemek çok önemlidir. Zira hayatım boyunca her yerde kıraatimin düzgün olması bana çok avantaj sağlamıştır. Hafızlığımı ikmal ettikten sonra ilköğretime 3. sınıftan başladım. 1976 yılında Hacı Bayram Camii’nde Ankara Müftülüğü adına ikindi namazı öncesi 4 sene Ramazan mukabelesi okudum. Tabi başka evlerde de mukabele okuyordum. Bir ramazan ayında günde 4 mukabele okuduğumu hatırlıyorum.  Ankara’ya mukabele için gelmek sureti ile ilk defa büyük bir şehre çıkmış oluyordum. Babamla birlikte zaman zaman Trabzon’a sohbet programları için geliyorduk ama büyük şehirlerin havası her zaman başkadır.

İlköğretimi Şalpazarı Merkez İlköğretim Okulu’nda bitirdim. İlköğretim okulundaki öğretmenim babama , ‘bu çocuğu imam-hatip lisesine değil başka okula ver, zayi olmasın’ demiş. Sağ olsun babam, beni imam-hatip okuluna verdi. Hakikaten de kapsamlı bir din eğitimi almak için bu okulu tercih etmeli ayrıca hafız bir öğrenci öncelikle imam-hatip lisesinde okumalıdır. O zamanlar eğitim kalitesi imam-hatip liselerinde gerçekten iyiydi. İlk kaydım Vakfıkebir İmam-hatip lisesine yapıldı. Bir yıl orada kaldıktan sonra Trabzon imam-hatip lisesine kaydım yapıldı. Babam, Trabzon’un en büyük ilçesi olan Akçaabat merkezinde bulunan Belediye Camii’ne naklini yaptırmıştı. Ortaöğretimi ve lisenin ilk yılını Trabzon’da bitirdim. Ardından babam naklini İstanbul Eyüp ilçesine bağlı Alibeyköy semtindeki Esentepe Camii’ne aldırdı. Babamla birlikte ben de İstanbul Fatih imam-hatip lisesine kaydımı yaptırmış oldum. İki sene Eyüp’ten Fatih’e okul için gelip gittik.1984 yılında babam naklini Ümraniye İlçesine yaptırdı. Biz de Ümraniye’ye gelmiş olduk. 1985 yılında İmam-Hatip Lisesini bitirdim ve o yıl, bir yıl nişanlı kaldığım Hacer hanımla evlendim. Hacer hanım, bana kayınpederimin emanetidir.  Onunla birlikte benim hayatım bambaşka bir boyut kazandı. Artık ayrı bir evimiz vardı.İlahiyat Fakültesine evli bir insan olarak başladım, başta  kayınpederimin desteği olmak üzere ailemin desteği ile 1990 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdim.İlk evladımız 1987 yılında anne karnında vefat etti.

Hatırlıyorum, Zeynep Kamil Hastanesi’nde bir hanımefendi bana; Evladım, üzülmeyiniz,  daha çok gençsiniz, daha çocuklarınız olur, üzülmeyiniz demişti. Aradan yıllar geçti Elhamdülillah, şimdi iki evladımız var. Biri Yahya, şu an Bilgisayar Mühendisliği son sınıfında okuyor, diğeri Muhammet Furkan, O’ da İstanbul Hukuk’ta birinci sınıf öğrencisi. Aradan ne kadar zaman geçmiş, demek ki! Zaman her şeyin ilacıymış ya da tanığıymış. Daha nelere tanık olacağız… Hayırlısı ile inşallah…

Fakülte yıllarım iyi geçti. İstanbul’un avantajlarını iyi değerlendirdim. Sosyal faaliyetler, konferanslar vs. etkinliklere katıldık. Hafızlığımın her yerde faydasını gördüm. Kur’an ilminde gerek kıraat ve gerekse hıfz ve tefsir açısından birikimli olan insanlar her yerde diğer meslektaşlarına yarı yarıya fark atar diyebilirim. Çünkü bu dinin temeli Kur’an-ı Kerime dayanır.

Vatani görevinizi ve o yılları değerlendirir misiniz?

1990 yılında Hüseyinli Köyünde (o zamanlar Ümraniye’ye bağlıydı şimdi ise Çekmeköy’e bağlı) imam-hatip olarak göreve başladım. Hüseyinli Köyünde iken bir gün Cumhuriyet Köyüne gitmiş idim. Otobüse binerek Beykoz ilçesine iki saatte ancak gelebildiğimi hatırlıyorum. Bir yıl Hüseyinli’de din görevlisi olarak kaldıktan sonra Ümraniye merkezinde bulunan İmam-ı Azam Camii Müezzin- kayyımlığına atandım. Bir yıl orada kaldıktan sonra askere gittim. Askerliğimi yedek subay olarak yaptım. Tuzla’da eğitimimizi yaptıktan sonra Kırklareli’ne bağlı İğneada’da asteğmen olarak askerliğimi ifa ettim. İğneada kasabası, deniz kıyısında bir nahiye idi. Orada garnizon komutanlığı yaptım, bayram törenlerine katıldım. Askerliğin bana gerçekten kazandırdıkları oldu, ufkumu genişletti.

Vatani görevinizden sonra ilk meşguliyetiniz neydi?

Askerlik dönüşü yönetici kademesinde daha üst görevler de bulunmam gerektiğini hissettim. Vaizlik imtihanlarına girdim ve kazandım. Antalya’ya kursa gidecekken Haseki Eğitim Merkezi imtihanlarına katıldım ve kazandım. 1994 yılında Haseki Eğitim Merkezi’ne kursiyer olarak katıldım. Bu eğitim merkezi dini kaynaklara inebilme becerisi kazandıran Arapça ağırlıklı eğitim veren bir eğitim yeriydi. Burada Temel İslami Bilimler alanında (Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam ) ve Kur’an Kıraati konusunda derinlemesine eğitim yaptırılıyor. 2,5 yıl (30 ay) süren bu kurstan çok faydalandım.  Din ilimlerinin mutfağına girmiştik adeta. Bu kursun açılmasında emeği geçen çok değerli hocalarımızı ve büyüklerimiz rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Bu kursu, dönem ikincisi olarak 1996 yılında bitirdim. Haseki’de iken 1995 yılında Ramazan ayında Özbekistan’a gittim. Taşkent’te hatimle teravih namazı kıldırdım. Buhara, Semerkand ve Taşkenti gezdim. Bu seyahat beni çok etkiledi. İslam Medeniyetine ve Milletimize olan sevgim daha da arttı. Özbekistan hakikaten tarih anlamında çok zengin bir coğrafya. Ayrıca tüm Orta Asya’nın en önemli sosyal, siyasi ve kültürel merkezidir.

Haseki sonrası ilk atamam 1996 yılında Şebinkarahisar Müftülüğüne oldu. Bu atama ile ilgili şöyle bir hatıra oldu: 1994 yılında Haseki Eğitim Merkezine girdikten sonra, o yılın yaz ayında Trabzon’a gitmiştik. Tatil dönüşünde özel arabamızla Trabzon’dan İstanbul’a dönüyorduk. Araba da eşim ve babam da vardi. Giresun il merkezine geldiğimizde, babam bana;  ‘İstanbul’a Sivas üzerinden gidelim… Sivas’ı görmek istiyorum’ dedi. Ben de, ‘tamam baba, Sivas’tan gidelim öyle ise’  dedim. Giresun’dan Sivas iline doğru gitmeye başladık. Şebinkarahisar ilçesine gelince, babam; ‘Hüseyin, seni buraya müftü yapalım’ dedi. Eşim Hacer Hanım da, ‘Baba, bizi İstanbul varken buraya mı layık gördün, dedi. Neyse biz o gün Sivas üzerinden İstanbul’a döndük. Aradan iki yıl geçti. 1996 yılında Haseki Eğitim Merkezi kursu bitti. Atamalar yapılacak idi. Bir de baktım ki Şebinkarahisar ilçesi münhal bulunan yerler arasında idi. Benim için de en uygun yer orası idi. Hemen tayinimin buraya yapılmasını istedim. Babamı arayarak iki yıl önceki diyaloğumuzu hatırlatmış idim.

Diğer taraftan Beykoz İlçesi ile de ilgili şöyle bir anımız oldu: Haseki Eğitim Merkezi’nde okurken sınıf arkadaşlarımdan birisi de Mehmet Cömert’di. Kendisi Beykoz Müftülüğü’nde çalışıyordu. O’da İhtisas Kursunda kursiyerdi. Kendisi daha sonra Köyceğiz ilçesine müftü oldu fakat şu an Avrupa’da din görevlisi olarak bulunuyor. Hasekiden mezun olunca İlçe Müftüsü olarak tayinim yapılınca, kendisine daire işleri ile ilgili bana biraz malumat vermesini ayrıca Vakıf Hizmetleri vs ile ilgili doküman desteği için buraya yani Beykoz Müftülüğü’ne gelmiştim. Sağ olsun  Mehmet Cesur arkadaşımız bana doküman desteği verdi ve diğer konularla ilgili  bilgi verdi.  Vakıf hizmetleri konusunda da Zekeriya AKKAYA hocamızı çağırmıştı. Şu an Beykoz Müftülüğünde din görevlisi olarak çalışan Zekeriyya AKKAYA hocamız, o zaman da hem cami imam-hatipliği yapıyor hem de Vakfa bakıyordu. O zaman  Zekeriyya hocamız, sağ olsun vakfın hizmetleri ve çalışmaları hakkında bilgi vermişti. Aradan 15 yıl geçti ve şimdi biz Zekeriyya hocamız ile  beraber tekrar birlikteyiz. Bu iki olay, beni her zaman mutlu etmiştir. Demek ki hayat tesadüflerle değil, tevafuklarla örülüdür.

Hangi ilçelerde çalıştınız?

İlk görev yerim Giresun ilinin iç kesiminde yer alan Şebinkarahisar ilçesi oldu. 1996 yılında atanmıştım. Oranın müftüsüne eyalet müftüsü diyorlardı. 6 sene deyim yerinde ise eyalet müftülüğü yaptım. İki Ramazan hatimle teravih namazı kıldırdım. Şebinkarahisar’da Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri çok güzel geçiyordu. Zengin programlar yaptık. Konferanslar, paneller düzenledik. Zuhr-ı ahir namazı konusunda başarılı bir çalışmamız olmuştu. Bu vesile ile değerli müftümüz Adem Yıldız bey başta olmak üzere değerli hocalarımızı ve Şebinkarahisar halkını sevgi ile selamlıyorum. Şebinkarahisar halkı beni yakından tanır, ilişkilerimiz halen devam eder, ayrıldıktan sonra iki defa Şebinkarahisar’a gittim. Bu ilçede bilgisayar teknolojisini kullanmayı öğrendim. Basri Sarıyerli isimli çok değerli bir arkadaşım bana bu konuda çok destek oldu. O’nu da selamlıyorum.

2002-2007 yılları arasında Sinop ili Ayancık ilçesinde çalıştım.

Ayancık, tabiat harikası bir yer. Deniz kenarında, turistik özelliği olan sosyo-kültürel açıdan gelişmiş bir yerleşim yeridir. Çok güzel bir müftülük sitesi var. Bu zamana kadar çalıştığım en güzel hizmet binası burada yapılmış idi. Ayancık’ta da güzel çalışmalar oldu. Konferans Programları, düğün programları ve diğer irşad hizmetleri açısından başarılı çalışmalar yaptık. Belediye Başkanı Ayhan ERGÜN bey ile güzel programlara imza attık. Özellikle Ramazan Çadırı programları başta olmak üzere güzel çalışmalar oldu. Personelimizle bütünleşmiş idik, eğitim hizmetleri açısından verimli çalışmalarımız oldu. Bu vesile ile Ayancık Müftüsü Basri Bektaş başta olmak üzere Recep Ak ve Mehmet Demircan kardeşlerimize ve diğer dostlara selam ediyorum.

2007-2011 yılları arasında Zonguldak ili Çaycuma ilçe Müftülüğüne tayin oldum.

Çaycuma ilçesi, 100 bin nüfusu ve 365 personeli ile Zonguldak’ın, Kdz. Ereğli ilçesinden sonraki en büyük ve en hareketli ilçesidir. Sivil Toplum Örgütleri, mahalli basını ve sosyo-kültürel etkinlikleri ile çok farklı bir ilçedir. Din hizmetlerine ihtiyaç duyan bir ilçedir. Çaycuma ilçesinde gerçekten çok çalıştık. 5 beldesi, 83 köyü, 320 camisi ile hizmet bekleyen bir ilçe idi. Elimizden gelen her şeyi yaptık, adeta koştuk. Çünkü halk irşad hizmetlerini seviyordu. Her yerde beklenti vardı. Biz de beklentileri boşa çıkarmamak için her yere koştuk. Konferanslar, paneller yaptık. Başarılı Televizyon programları yaptık. Düğün programları, cenaze her şeye koştuk. İki adet selatin camisi ve 1 adet Eğitim Merkezi ayarında yatılı Kur’an Kursu inşaatı başlatıldı. Kur’an kursu gündüzlü olarak hizmete açıldı, caminin birisi bitirildi, diğeri bitirilmek üzere çalışmalar devam ediyor. Ayrıca 4 Minareli Çaycuma Camii projesi ile Saltukova Beldesi Merkez Camii projesi yaptırıldı. İnşallah bu projeler yakın zamanda hayata geçer diye ümit ediyorum. Halk ile kaynaştık. Çaycuma Belediye başkanı Mithat Gülşen Bey ve Müftülük Şefimiz Hayrettin Çakır Beyi ve Mustafa Muslu beyi buradan selamlıyorum. Bizlere destek veren tüm dostlara teşekkür ediyorum.

… Beykoz’umuzu nasıl buldunuz?

Beykoz, bu güzel ilçelerden ve hizmetlerden sonra bir taç gibi başımıza oturdu. Bu güzel ve benim için anlamlı olan ilçeye geldiğim için çok mutluyum. Bir müfettiş arkadaşımız Çaycuma’da iken çalıştığımız yerleri sormuş idi. Ben de kendisine çalıştığım yerleri söylemiştim. Bana şöyle demişti: “Maşallah, hep torpilli yerlerde çalışmışsın!” demişti. 2011 yılında tayinim sonrası Çaycuma’dan Ramazan umresi için kutsal topraklara gitmiştim. Ramazan umresinde yine bir müfettişe rastladım. Tayinimin Beykoz’a çıktığını söyleyince, dedi ki: ‘Maşallah, güzel bir ilçeye gidiyorsun. Sen çok hayır dua almışsın’.

Rabbime sonsuz hamd ediyorum. İstanbul’da görev yapmak bir mutluluk vesilesidir. Ayrıca 15 yıldan sonra tekrar İstanbul’a dönmek beni çok mutlu etti. Diğer taraftan Beykoz ilçesi ayrı bir mutluluk verdi. Ama tabii ki, makam ve mevkiler geçicidir. Hizmet yapabilmek, güzel izler bırakabilmek daha çok önemlidir.

Beykoz ilçesi bir çok değeri içerisinde barındırıyor: Bir kere Yuşa Camii ve Makamı, Yuşa Tepesi, Boğaz ve Boğaz manzaralı Tepeleri, Tarihi Camiler, Korular, FSM Köprüsü, mesire yerleri ve ormanları. Tabii ki bütün bu tarihi ve tabii güzelliklerin içinde yaşayan insanları. Genelde Karadeniz yöresinden insanlar var bu güzel ilçede. Halkımızla kısa sürede kaynaştık, anlaştık ve kucaklaştık.

Teşbihte hata olmasın; Hz. Ömer vâri, her sabah erkenden kalkıp, sabah namazlarında dahi görev mahalleriniz olan camileri ziyaret etmeniz, bizleri çok sevindirdi. Daha önceleri pek şahit olmadığımız bu güzel aktivitelerin menşe-i nedir?

Biz halkımızı seviyoruz, onları camilerde ziyaret ediyoruz. Hocalarımızı da teftiş yerine ziyaret ediyoruz. Zira hocalarımız ne yapacaklarını iyi biliyorlar, gözlerine baktığımız zaman bizi anlıyorlar. Biz, rehberlik anlamında denetim yapıyoruz. Camilerde namaz kıldırıyorum, arkasından aşr-ı şerif okuyorum, mealini veriyorum. Cemaatimizle sohbet ediyorum. Cemaatimizin gerçek sevgisi Allah ve Resulünedir. Biz onlara ne kadar layık olursak o zaman hürmete de layık oluyoruz.

Halk ile böylesine güzel kaynaşmanızdan dolayı tebrik ediyor, sebeplerini de merak ediyoruz.

Halkımız her zaman samimi, içten ve güven veren insanları severler. Sevgili peygamberimiz, hayırlı müminin tarifini şöyle yapar: ‘hayırlı mümin kendisi ile ünsiyet edilen, sıcak iletişim kurulan insan hayırlı mümin, şerli mümin ise: kendisinden sakınıldığı saygı gösterilen insandır buyurur. Bizim vazifemiz, halkımızı dini konularda aydınlatmaktır. Önce halkımızı bizim sevmemiz lazım. İletişimimizin sıcak olması gerekir. Ayrıca onlara güzel hitap etmemiz, konuşmamız gerekir. Ben insanları seviyorum. Sevgi; fedakarlık ister, emek ister, özveri ister. Sağ olsunlar, sağdan soldan duyuyorum, halkımız takdir ve tebriklerini ifade ediyorlarmış. Bizlere de söylüyorlar, teşekkür ediyorum. Cami ve Kur’an kursları konusunda yaptığım açıklamalar galiba takdir toplamış. Zannederim Kur’an okumamız beğeniliyormuş. Tabi, takdir edilmek, güzel bir duygudur fakat önemli olan Allah rızasıdır. Eğer Allah razı olmaz ise, tüm dünyadaki insanlar seni sevseler ve takdir etseler ne işe yarar‘? Bunu iyi düşünmek lazım..

Değerli Müftüm, Beykoz ile ilgili çalışmalarınız ve projeleriniz var mı? Neler yapmayı planlıyorsunuz?

Beykoz ilçemizde inşallah çok önemli projeleri hayata geçireceğiz.  Hayatta başarı için her zaman şu dört temel şart geçerlidir.

1. Akıl, 

2. Gayret,

3. Zaman,

4. İlahi Yardım.

Akıl; anlar, tespit eder, inceler, planlar. Gayret ve özverili çalışmalar yapılır. Çalışana her zaman ilahi yardım vardır. Takip ve sonuçlandırma yapılır.

Bu yıl Beykoz ilçemizde yapacağımız uygulama ve projelerimiz şunlar olacaktır:

I-Beykoz Camileri Tanıtım Projesi:

Bu proje ile ilçemizdeki tüm camilerimiz mahalle ve köyleri ile birlikte resimleri çekilerek tanıtılacaktır. Camide görev yapan görevlilerimizin çalışmaları ve sosyal faaliyetleri gözler önüne serilecektir. Aynı camide görev yapan hocalarımızın isimleri yazılacaktır. Yine aynı çalışma içerisinde Kur’an Kurslarımızın tanıtımı ve faaliyetleri ile müftülüğümüzün tanıtımı yapılacaktır. 200 sayfa civarında tasarlanan projede dokümanların çoğu oluşturulmuştur.

II-Yuşa Camii Tanıtım Projesi ve Çevre Düzenlemesi

(Yuşa Tepesinin Bize Hatırlattığı Değerler Tanıtım Projesi: 'Yiğitliğin ve Delikanlılığın Kitabını Yazanlar'):

Yuşa Tepesi , Yuşa Camii ve Haziresi Beykoz’un en kıymetli değerleri arasındadır. İstanbul’da Eyüp Camii’nden sonra en fazla inanç turizmi açısından ziyaretçi çeken mekan bu tepedir. Bu tepenin kıymetini ve Yuşa tepesinin bize hatırlattığı değerleri halkımıza tanıtmamız gerekir. Bu vesile ile de dinimizin değerlerini halkımıza anlatmamız gerekiyor.

İnşallah, Yuşa Camii Çevresinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesince kapsamlı bir çevre düzenleme çalışması yapılacaktır. Bu düzenleme sonrası ilçe müftülüğü olarak cami çevresine tanıtım amaçlı levhalar, dev ekranlar yerleştirerek bilgilendirmeler yapacağız.

İnşallah bu konu ile ilgili yakın bir zamanda bir makalemiz olacak. Bu makalede yiğitliğin ve delikanlılığın kitabını yazanların Allah'a inanmış mümin kulların olduğunu, bütün peygamberlerin yiğit insanlar olduğunu gözler önüne sereceğiz. Yuşa Peygamber de bu yiğitlerden biridir.

Öncelikle şunu söyleyelim: Ehlince malum olduğu üzere Kur’an da Yuşa (as)’ı bize hatırlatacak şu ifadeleri ve anahtar kavramları görüyoruz. Feta, (genç yiğit, delikanlı)mecmau’l-bahreyn (iki denizin birleştiği yer ), Allah’tan korkan iki adam (racülan) ” ifadeleri geçmektedir. Feta (delikanlı) kelimesi yiğitlik, cesaret, güven ve her türlü erdemi ifade eden pozitif bir kavramdır. Tarihte Fütüvvet teşkilatı diye bir teşkilatı doğuracak kadar içeriği olan bir kavramdır.

Bu konu ile ilgili fütüvvet, feta başlığı ile araştırma yapıldığında ne kadar önemli bir kavram ile karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz. Feta kelimesi, Yuşa peygamberden başka Hz. İbrahim (as), Hz. Yusuf (as), Ashab-ı Kehf (feta,fityeh) için de kullanılır. Diğer taraftan Hz. Yuşa için ‘racul’ (adam gibi adam) kelimesi de kullanılır. Hatırlanacağı üzere Musa (as)’ın, İsrailoğulları ile birlikte Kızıldenizi geçmesi sonrası Arz-ı Mukaddes’e gönderdiği 12 nakibten birisi de Yuşa peygamberdir. Gönderilen 12 nakibiten (müfettiş) sadece ikisi, Arzı Mevud’da gördüklerinden ürkmemiş ve korkmamıştır. Bütün bu Kur’ani referanslar bize delikanlılığı, adam gibi adamlığı, yiğitliği, güveni, cesareti ve diğer erdemleri hatırlatmaktadır.

Biz de bu gerçeklerden hareketle İslam’ın yiğitleri bağlamında Yuşa tepesini “Yuşa Tepesinin Hatırlattığı Değerler “ ana teması ile tanıtacağız. Bu aynı zamanda İslam’ın değerlerinin tanıtımı olacak. Tasavvuf kurumu, bizim topraklarımızda kendisini fütüvvet ile tanıtmıştır. Tasavvuf başlangıcı itibarı ile delikanlılık hareketidir, diyebiliriz. Anadolu Selçukluları’nda Fütüvvet Teşkilatı çok önemli görevler üstlenmiş, sonraları  Osmanlı’da Ahilik Teşkilatına bürünerek varlığını devam etmiştir.

III.Müftülüğün Tadilatı Projesi:

İlçe Müftülüğümüz, 25 sene önce yapılmış bir hizmet binası. Allah razı olsun yapanlardan ve düzenleyenlerden. Her şey yenileniyor ve geliştiriliyor. Müftülüğün içinde ve çevresinde onarım çalışmalarımız başlamıştır. Gerek görünüm ve gerekse donanım açısından örnek bir yapı için elimizden geleni yapacağız.

IV-Aydınlatma Projeleri:

 İlçemizde merkezi camilerde Kur'an ziyafetleri başta olmak üzere genel Programlar yapacağız. Aylık periyodik konferanslar vereceğiz. Aile İrşat Bürosunca her ay bir mahallede "Aile ve Din" konulu konferanslar ve sohbetler zaten devam ediyor.

V-Kur'an Kurslarımızı Geliştirme Projesi:

Gerek yatılı ve gerekse gündüzlü Kur'an Kurslarımızın hem sayısal ve hem de eğitim kalitesini geliştireceğiz. Eğitim yılı başında 26 olan sınıf sayımızı,  şu an itibarı ile 40'a çıkardık. Elmalı Köyü Yatılı Kur’an Kursu modern bir proje ile yeniden yapılıyor. Şu an birinci katı bitmiş durumda bulunuyor.

VI-Eğitim Projeleri:

Personelimizin 77 tanesi hafızdır. Hafızlıklarını unutmaması ve geliştirmesi için Kardeş Hafızlık Projesi altında dinleme merkezleri oluşturup hafızlıklarını unutmaması için çalışma yapacağız. Sürekli gelişim için, eğitim faaliyetleri en önemli özelliğimiz olacak. Tefsir Dersleri, Arapça Dersleri, Hizmet İçi Eğitim Kursları devam edecek.

VII-Camilerin Geliştirilmesi ve Yenilenmesi Projesi:

İlçemizde şu an itibarı ile 10 cami yeniden yapılıyor ve genişletiliyor. Birçok camide tamirat ve tadilat çalışmaları devam ediyor. Birçok camide kısmi tamirat çalışmaları devam ediyor.

Yıkılıp yeniden yapılan camiler  şunlardır: Karlıtepe Merkez Camii Projesi, Bilal-i Habeşi Camii Projesi, Hz. Hamza Camii Projesi, Yeni Mahalle Merkez Camii Projesi, Çiğdem Sazlıdere Camii Projesi, Ortaçeşme Vakıftepe Camii Projesi, Göksu Evleri Camii Projesi, Ahmet Hamdi Akseki Camii Projesi, Göztepe Işıkları Camii Projesi, Çiftehavuzlar Camii Projesi.

İnşallah, diğer çalışmalarımızı daha sonra belirleyip, sizlerle paylaşacağız.

Değerli Müftümüz, gerçekten takdire şayan proje ve çalışmalarınız var. Pekâlâ, nasıl bir din görevlisi – gönüllüsü- profili görmek istiyorsunuz? İdeal bir din görevlisi nasıl olmalıdır sizce?

Din görevlisi dediğimiz şeyin kurumsal ismi imam-hatiptir. İmam kelimesi gerçekten harika bir unvandır. İmam deyince Kur’andaki geçtiği yerlere göre bağlantıları ile birlikte tarifini yaparsak şöyle bir tarif ve tanım ortaya çıkar:

İmam; toplumun önünde duran, topluma önderlik ve rehberlik yapan, toplumu ana şefkati ile kucaklayan, arı duru duruşu ile günahlardan sakınmayı becerebilen, değer oluşturma anlamında toplumda kardeşliği ve bütünlüğü oluşturan kişidir.

En önemli özellikleri de güven ve samimiyetleridir.

Beykoz halkından beklentileriniz ve istekleriniz nelerdir?

Beykoz ilçemizde din hizmetleri alanında inşallah bir yıl içinde gözle görülür değişiklikler olacak. Hem Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda çok ciddi plan ve programlar yapıyor, hem de müftülük olarak bizler de yoğun bir gayretin içerisinde olacağız. Bizler her zaman halkımızın yanında olacağız. Bazen düğünde bazen cenazede, bazen bir mevlit programında… Halkımızın sevincinde sevineceğiz, üzüntüsünde üzüleceğiz. Değerli halkımızın samimiyeti ve dini duygularının yüksek oluşunu takdirle karşılıyorum. Fakat dindarlığımızı bilgi temeline dayandırmamız gerekiyor. Bu nedenle Cami Derslerine ve Kur’an Kurslarına gereken ilgiyi göstermelerini rica ediyorum. Beşikten mezara kadar ilim öğrenmek gerekir diyen ve ilk emri ‘oku! ‘ olan bir medeniyetin çocuklarıyız. Dolayısı ile dini alanda kitaplar okuyalım, evimizde kütüphaneler oluşturalım.

Beykoz halkına ve Dost Beykoz okurlarına mesajlarınız nelerdir?

Halkımız, bizlere güvensinler ve dua etsinler. Programlarımıza ve etkinliklerimize katılsınlar, müftülüğümüze teşrif etsinler. İnternet sitemizi takip etsinler. Kur’an Kursu ve Cami inşaatlarımıza destek versinler. Maddi durumu iyi olan vatandaşlarımız muhakkak bir fakir, bir yetim ve bir garibe baksınlar ve ihtiyaçlarını gidersinler. Ya da bizlere başvursunlar bizler aracılığı ile muhtaç insanlara ulaşsınlar. Hz. peygamber Efendimiz, ‘yarım hurma kadar da olsa iyilik yapınız’ buyuruyor. Bu sese kulak verelim inşallah.

Yüce Rabbim, bizlere her zaman sahih bilgiyi, sadık imanı, salih ameli ve seçkin ahlakı esas alan bir hayatı yaşayabilmemizi nasip eylesin inşallah.

Özel Röportaj / A. Raif Öztürk

Anahtar Kelimeler: Beykoz, Hüseyin Demirtaş, Raif Öztürk, Müftü, Röportaj


DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"