Ekrem TUNCER
  • 17/04/2023 Son günceleme: 17/04/2023 23:56
  • 7.491

Ülkemiz 28. Dönem Milletvekili ve 13. Cumhurbaşkanlığı seçimi için sandığa gitmeye hazırlanıyor. Öncelikle Sonuçların; ülkemiz, İslam Âlemi ve dünya insanlığı için hayırlar getirmesini niyaz ediyorum.

Türkiye’deki seçim sonuçları; dünya dengeleri açısından da büyük önem arz etmektedir. Vatandaşlarımızın sandığa yansıtacağı sonuç tüm dünyada merakla takip edilmektedir. İnanın Amerika’daki seçimlerden aşağı bir popülerliğimiz yok.

Çok partili sürece geçtiğimiz 1946’dan beri bu ilgi ve alaka her seçimde artarak devam etmiştir. Kadim bir Millet olmamız, iki bin yılı aşan devlet tecrübemiz, Özellikle Selçuklu ve Osmanlı döneminde Dünya Tarihini değiştiren stratejik hamlelerimizin olması, coğrafi konumumuz, Cumhuriyete geçiş sonrası reformlar ve demokratik rejimin kademeli olarak uygulanma süreçleri ilginin başlıca sebepleridir.

Kısacası biz; ne yirmi yıllık bir süreçle ne de yüz yıllık Cumhuriyet tarihimizle var olmuş bir millet değiliz. Biz yirmi yıl öncesinde de, 100 yıl öncesinde de Dünya tarihinin en şerefli milletiydik, şimdide öyleyiz.

Geçmişimiz; büyük devlet adamları ve Dünya liderleriyle doludur. Millet olarak çok sıkıntılı süreçler yaşamış ve büyük badireler atlatmışız.Ayrıca dünyayı yönetmiş tecrübeli bir milletiz.

Türkiye’nin kaderi; ne bir kişinin, ne de bir partinin elindedir. Sonuçlar ne olursa olsun; ülkemiz ikinci yüzyılda geleceğe emin adımlarla ilerleyecektir. Daha açık ifade etmek gerekirse; Sayın Kılıçdaroğlu kazanırsa da, Sayın Cumhurbaşkanımız kazanırsa da karanlık bir sona gitmeyiz.

Muhalefet; ‘Sayın Erdoğan kazanırsa, tüm karşıt görüşleri hapsedecek, ülke batacak, Suriyeliler çoğunluk biz Türkler azınlık olacağız. Hatta kaybetse de; ülkeyi iç savaşa sokacak, iktidarı teslim etmeyecek.’ Diyor.

İktidar Cephesi de; ‘Sayın Kılıçdaroğlu galip gelirse, 20 yıllık kazanımlarımızı kaybedeceğiz, dindar insanlara zulüm yapılacak, PKK, FETÖ ve bilumum yasa dışı örgüt ile işbirliği yapılacak.’ Gibi söylemleri dillendiriyor.

Bu kadar ağır ithamlarla gidilen Seçim sonrasında ne olacak? Kaybeden; kazanını tebrik edecek, normal hayatımıza döneceğiz. Sadece, İktidar değişikliği olursa, siyasi magazin uzunca bir süre olur ki; bu da gayet normaldir.

Seçimleri; var olma ve yok olma eksenin de ele almamız çok yanlış. Çünkü tüm partilerin mensupları bu ülkenin evlatları.. Partiler birbirlerinin düşmanı değil, rakipleridir. Son yıllarda liderlerin toplumu ayrıştıran söylemlerine rağmen vatandaş daha olgun ve nezaketli. Farklı fikirler bir arada hoş görü içerisinde, tartışılabiliyor. Ekranlardaki gerginlik halka yansımıyor.

Siyasi rekabetin halkın yararına sonuçlar doğurması için söylemlerimizi ütopik noktalardan, ihtiyacımız olan düzeye çekmemiz gerekir. Seçimlere olağan öneminin dışında anlamlar yüklenince, vatandaşın ihtiyaç ve sıkıntıları göz ardı ediliyor.

İşte muhalefetin en başlıca sorunu bu temas ettiğim husus. ‘Tek adam rejimi’ halkın umurunda bile değil. Milletin en önemli gündemi ve sıkıntısı şu anda ekonomi ve barınma. Ama muhalefet ısrarla bu güncel sıkıntıları ‘tek adam rejimine’ bağlayarak vatandaşa güven veremiyor.

‘Hedef 2023’ vizyonu çökmüş, Deprem Felaketiyle, Pandemi süreciyle, FETÖ ile ciddi yaralar almış, yirmi yıldır yıpranmış olan AK Parti hala 1. Parti konumundaysa; herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir. “Efendim, Erdoğan’ı oradan çek hemen dağılırlar, AK Parti bir konjonktür Partisi” falan demekle bu durum açıklanmaz. Milletin derdini konuşmadığınız müddetçe; kazansanız da inanın kaybedeceksiniz.

Çünkü Muhalefet doğru bir vizyon ortaya koymuş değil. Kitilenmişler; ‘Güçlendirilmiş Parlementer Sistem’ diye bir söyleme gidiyorlar. Sel oluyor; tek adam rejimi olmasa daha az can kaybı olurdu, Deprem oluyor; güçlendirilmiş parlamenter sistem olsaydı bu kadar bina yıkılmazdı gibi mantık dışı bir düzlemde gidiyorlar. Bu ülke 5 yıldır bu sistemle yönetiliyor.    95 yıl boyunca farklı farklı şekillerde yönetildi. Sorunların çözümünü bu yönetim sistemine bağlarsak yanlış yapmış oluruz. Geliştirilmeli mi? Evet. Ama şimdiki sorunumuz bu değil.

İşi tek adamlık rejimine vardırırsak; 1923’ten, 1950 yılına kadar tek adam rejimiyle yönetilmişiz. Asıl tek adam rejimi o yıllarda uygulanmıştır. Sayın Erdoğan Diktatör değildir. Öyle olsaydı, ne bu seçimleri yapıyor olurduk, ne de Erdoğan, Yeniden Refah Partisi’nin kapısını çalardı. Hatta; ‘Cumhur ittifakının kurulmuş olması, diktatör olmadığının kanıtıdır.’ Dersek çok yerinde olur.

Ülkemizin çok ciddi ve acil çözüm bekleyen sorunları var. Ama muhalefet yani Millet İttifakı kendi içerisinde birlik olma noktasında gösterdiği başarıyı, sıkıntılarımızın çözümü hususunda gösteremiyor. 

Gelelim Milli Görüş seçmenine.

Rahmetli Erbakan Hocamız ‘Bir gün gelecek; iktidarda, muhalefette Milli Görüşçü olacak’ derdi. O günleri yaşıyoruz.

Köklerinde Milli Görüş olan, birçok Parti var. AK Parti, Deva ve Gelecek Partisi’ni sayabiliriz. Ancak Saadet ve Yeniden Refah Partisi gibi Milli Görüş’ü sahiplenmiyorlar. Ben kendimi Milli Görüşçü olarak addettiğim için bu konuda yorum yapma ve tavsiyede bulunma hakkım olduğunu düşünüyorum.

Bu seçim; aynı zamanda Saadet ve Yeniden Refah Partisi arasındaki Milli Görüş tartışmasında da önemli bir dönüm noktası olacaktır.

Saadet Partisi; CHP listesinden seçime girerek kendi kurumsal tarihi açısından bir ilki gerçekleştirmiş oldu. Kurulduğu günden bu tarafa her seçime kendi logosu ve adaylarıyla girmişti. CHP ile kurulan ittifak; Saadet Partisi’ne oy kaybettirdiği için bu noktada karar alındığı aşikâr. 24 milletvekili adayı CHP listelerinden gösterilmiş, bunların 9 tanesi kesin seçilecek noktadan aday, oylar yükselirse; maksimum 18 vekil çıkarabilecek bir dağılım yapılmış.

Milli Görüş; Türk Siyasetinde 1969 yılında Rahmetli Erbakan Hocamızın ve arkadaşlarının Bağımsız Milletvekili adaylıklarıyla ete kemiğe bürünmüştür. Sonrasında Kurulan Milli Nizam Partisinden itibaren, yasaklamalar olmadığı müddetçe hep seçime Milli Görüş Partileri kendi logo ve adaylarıyla girmiştir. Hiçbir seçimde seçmene başka bir alternatif sunulmamıştır. İttifaklar da Milli Görüş Partilerinin bünyesinde olmuştur.

6 Kasım 1983 yılında yapılan Genel Seçimlerde; Milli Görüşü temsil eden Refah Partisi, Cunta tarafından veto edilip seçime sokulmamıştır. Seçime giren 3 parti arasından, “Milli Görüş kökenli” Turgut Özal’ın liderliğindeki (Turgut Özal / MSP İzmir Milletvekili adaylığı yapmıştır.) Anavatan Partisi’nde, Milli Görüşe yakın isimler vardı. Bu sebeple; çevresi Erbakan Hocamıza, ‘Anavatan Partisi’ne oy verelim mi? Teşkilatları yönlendirelim mi?’ Diye sorarlar. Hocamızda; ‘Olmaz, eliniz alışır’ der.

Herkes; Erbakan Hocamız üzerinden bir çıkarım yaparak, mevcut pozisyonu için haklılık ispatı noktasında. Ben örneklere devam edeyim.

3 Kasım 2002 yılından sonra Saadet Partisi’nin baraj sorunu ortaya çıkınca, bu durumu çözüme kavuşturmak için, Bağımsız adaylarla TBMM’ye vekil sokma formülü 2007 seçimlerinde, Parti içerisinde seslendirilmeye başlanmıştı. Ancak o zamanda Erbakan Hocamız, Partinin ismi ve logosuyla seçime girilmesi yönünde karar vermişti. Bırakın başka bir parti listesini, bağımsız olarak seçimlere girilmesine bile müsaade edilmeyen bir anlayış, CHP listesinden seçime girme noktasına evrilmiştir.

Bu durumu; CHP/MSP Koalisyonu ile açıklamaya çalışmakta gerçekten çok komik ve yersiz oluyor. Diğer taraftan; Sayın Fatih Erbakan’ın Cumhur ittifakına girmesini eleştirmek ve ihanetle suçlamakta ayrı bir akıl tutulması. Ne yapacaktı Fatih Erbakan? Zaten Millet ittifakına girmek istese veto edeceksiniz. Ayrıca; Partisini kurduğu günden bu tarafa her platformda: ‘Sağda bir 3. İttifak kurulmalıdır. İyi Parti, Saadet, Gelecek, Deva ve Yeniden Refah olarak bir araya gelmeliyiz’ diye defaatle söylemiştir. Bu çağrılara kulak vermeyip, ‘yok sayma’ politikası uygulayacaksınız. Sonrasında; Saadet Partisi olarak gösteremediğiniz cesaretten fazlasını, Fatih Erbakan’dan bekleyeceksiniz. ‘Niye Cumhurbaşkanı adayı olmamış? Niye Cumhur ittifakına girmiş?’ Fatih Erbakan; Cumhur İttifakına, Yeniden Refah Partisi logosuyla girerek, Milli Görüş seçmenine bir alternatif sunmuş oldu. Cumhur İttifakına da ilkeler üzerinden bir mutabakat sonucunda dahil oldu.

Saadet Partisi; Millet İttifakına ilkeler üzerinden dahil olabiliyor ama Yeniden Refah Partisi Cumhur İttifakına aynı mantıkla niye dahil olamıyor?

Saadet Partisi; CHP listelerinden seçime girmeyi CHP/MSP koalisyonuna atıfla yapabiliyorsa.. Yeniden Refah Partisi de Milliyetçi Cephe Hükümetlerindeki koalisyonlara atıf yapabilir. Rahmetli Erbakan Hocamız; sadece Rahmetli Ecevit ile mi koalisyon kurmuştur? Rahmetli Türkeş ve Demirel ile daha fazla koalisyon ve seçim ittifakı yapmıştır. Fatih Erbakan ‘da tam bu minvalde hareket ediyor olamaz mı? Hemde Milli Görüş seçmenine pusulada tercih Hakkı sunarak, sizin alamadığınız riski alıyor. Ben bu fikir ayrılığında Fatih Erbakan’ın kararının doğru olduğunu düşünüyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın birçok hataları olmuştur. Eleştirmeye gelirsek; ben herkesten çok daha fazla madde sıralarım. Ancak başta da ifade ettiğim gibi Millet İttifakı sorunların çözümü noktasında Milletin gündeminden uzaktadır. 7 Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile seçime gidecek olmaları bile işin ciddiyetinden ne kadar uzak olduklarının bir göstergesidir.

Milli Görüş seçmenine tavsiyem; Cumhurbaşkanlığında; Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Milletvekili seçimlerinde de Yeniden Refah Partisini tercih etmeleridir.

Rahmetli Erbakan Hocamızın; AK Parti’yi eleştiren konuşmalarını paylaşıp, Sayın Erdoğan’a oy verilemeyeceğini söyleyenlere şunu hatırlatmak isterim: Hocamız sadece Ak Partiyi değil, CHP’yi de eleştiriyordu. İkisinin de birbirinden farkı olmadığını söylüyordu. O zaman siz CHP ile nasıl bir araya geliyorsunuz?

Son söz; Fenerbahçe gibi olmayalım:)

Yazarın Yazıları