Milletlerin özgürlüğü

  • 09.08.2019 22:32
  • Okunma: 3959 kez

Büşra ŞEN


Felsefe tarihi boyunca önemli bir yere sahip olan “özgürlük” kavramı, birçok düşünür tarafından ele alınmıştır.

Birçok düşünürün felsefesinin temelinde yer alan özgürlük kavramı John Locke’ un politika felsefesinde de önem taşımaktadır. Locke, siyaset kuramının temelini özgürlük ve birey merkezcilik üzerinden kurar. Locke doğa durumunu dayanışma ve iş birliği temelinde ele alır. Doğal durumun savaş durumuna dönüşmesine çözümü Locke da sözleşme yapmakta bulur. Locke hukuk temelinde ve birey merkezli bir kuram meydana getirmiştir.

Locke’ un doğa durumu tasvirinde insanlar, güvenliğin hâkim olduğu barış ortamında yaşarlarken, barış merkezli doğal yaşam dönemi zamanla bozularak yerini savaş ortamına bırakmaktadır. Locke’ a göre insanlar doğa durumunda özgür, eşit, bağımsız olduklarını ve barış içinde yaşadıklarını öne sürmektedir. Dolayısıyla Locke’ un doğa hali tam bir özgürlük ve eşitlik durumudur. Locke’ un doğa durumu tasviri, kişilerin aralarındaki bir meselede başvurulacak bir yargı merciinden yoksundur. Kendi akıllarına başvurarak işin içinden çıkabildikleri durumdur.

Locke özel mülkiyet hakkının doğal durumda var olduğunu söyler. Kendini koruma hakkı gibi mülkiyetini koruma hakkı da vardır. Özel mülkiyet fikrine destek olarak da “emek” kavramını yerleştirir. Kişinin emeğini kişiye ait olarak tanımlar. Bir şeyin ilk halinden, aslından dönüştürdüğü şey ona ait olur. Kişi o şeyi özel mülkiyeti kılar. Mülkiyet hakkı ile ilgili bir sınır da vardır. İhtiyacın olduğu kadar, yararına yetecek kadar kullanma sınırı vardır. Locke özel mülkiyet ile her şeyin arttırıp çoğaltılacağını savunur. Mülkiyet teorisinin altında her şeyden herkese yetecek kadar olduğunu savunur. Mülkiyet teorisi bağlamında kişinin miras bırakma hakkı vardır. Kişi bu haklarla doğar. Mülkiyet teorisi ne kadar birey merkezli bir felsefe zemini olduğunun göstergesidir.

Locke’un doğal durum tasviri iyimserdir. Haklar, özgürlükler, eşitlik ve adalet temellidir. O halde niçin doğal durumdan sivil duruma geçiş söz konusudur sorusunun cevabına geçelim. Doğal durumda insan kendini yargılayabilir. Bir karışıklık durumunda kişinin kendini yargılarken kendi çıkarı doğrultusunda karar verme ihtimali yüksektir. Bu sebep bağımsız bir otorite istencini gösterir. Bireyler hak ve yetkilerini kendi rızalarıyla aralarında oluşturdukları sözleşmeyle bir üst yetkiliye devrederler. Üst otorite devleti (Civitas’ı) oluştururlar.

Civitas, insanların doğuştan sahip olduğu birtakım hakları korumakla yükümlüdür. Bunlardan bir tanesi de mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet kavramını Locke’un kuramında önemli bir yer taşımaktadır. Birey bu hakları kendi istenciyle bile başkasına devredemez. Locke mülkiyet derken yaşam, özgürlük ve her türlü malı kasteder. Yani Locke’un terminolojisinde mülkiyet; bireylerin hayatlarını, özgürlüklerini ve mülklerini içeren genel bir kavramdır. Bu bağlamda Civitas insanların doğuştan sahip olduğu mülkiyet hakkını korumakla yükümlüdür. Onun için vardır. Locke’ un devlet modeli hak ve özgürlükleri hukuk sistemiyle koruyan ve sınırlandıran bir modeldir. Devlete karşısında bireyin haklarını korumak, devletin yetki ve görevlerinin sınırını çizmektir.

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları