Mevlid-i Nebi

  • 18.10.2021 09:37
  • Okunma: 1135 kez

Recep ÖNCEL


Şair; ‘oluşun oluşu oluşana bağlı olan, Kâinatın Efendisi’ne selam olsun’ diyor.

Hz. Âdem as; ‘Yarabbi, son peygamber Hz. Muhammed as. hürmetine beni affet!’ deyip, O’nu vesile kılarak Cenab-ı Hakk’a iltica ediyor.

Yüce Allah, kendi isminin yanına Muhammed ismini yazıp; ‘Habibim Sen olmasaydın Âlemleri yaratmazdım’ buyurarak, O’nun önemini ortaya koyuyor.

Yine şair; ‘O’nu yeterince övmek ve anlatmak mümkün değildir, O’na Allah dememek şartıyla, O ne kadar övülse azdır’ diyor.

O, güzeller güzelidir.

O, baştan sona nurdur.

0,adı güzel kendi güzel Muhammed’dir.

İnsanlık tarihinde pek çok kıymetli kişi gelmiş ve sevilmiş, ama hiç birine O’na duyulan sevgi gibi bir sevgi nasip olmamıştır.

Bizde, O’nu seviyoruz.

Doğumu vesilesi ile O’nu anlamaya, anlatmaya çalışıyoruz.

 Mevlit; doğmak anlamına gelir.

571 yılı Rebiyülevvel ayının 12. Pazartesi günü,  Hz. Muhammed sav.   doğdu.

Ama bu bir başka doğum oldu.

Bu doğumla birlikte, kâinat’a iyilikler ve güzellikler doğdu.

O zamanda dünya üzerinde; zulüm, kan, gözyaşı, haksızlık, tecavüz, içki, zina, kumar, almış başını gidiyordu. Kız çocukları şerefsizlik kabul ediliyor ve toprağa gömülüyordu. Velhasıl, kötülükler zirve yapmıştı.

Bu doğum; kötülülere son, iyiliklere güzelliklere başlangıç oldu.

Karanlığın en koyu olduğu bir zamanda, sadece insanlığa değil bütün yaratılmışlara aydınlık getirdi.

Peygamber Efendimizin doğum günü; ‘Mevlid-i Şerif’  olarak,  kutlanmaktadır.

O, Hz. Âdem’den as. bu yana, hiç zinaya bulaşmayan kutlu bir soydan gelmektedir.

Babası Hz. Abdullah,  Kureyş kabilesinin en soylu delikanlısı idi. Ticaretle meşgul oluyordu. Değişik beldelere seyahat ediyorlardı. Bir seferinde Yahudi bir kız, Abdullah’a evlenme teklif etti. Abdullah kabul etmedi, memleketine geri döndü. Zaman içinde kabilesinin en şerefli kızı Âmine Hatun ile evlendi. Sonra, ticaret için aynı beldeye seyahat yaptı. O Yahudi kızı ile karşılaştı. Yahudi kızı Hz. Abdullah’a; ‘görmeyeli sende bir değişiklik olmuş’ dedi. Hz. Abdullah; ‘evlendiğini’ söyledi. Kız, ‘ben senin alnında bir nur görmüştüm, o nur şimdi kalmamış, evlendiğin hanıma geçmiş’ dedi.

 

Peygamber Efendimizin doğumu bir mucizedir.

Süleyman Çelebi; Mevlid-i Şerif’inde;

‘Gökler açıldı, yok oldu karanlık, üç melek gördüm elinde üç ışık. Biri doğu biri batı da onun, biri damında Kâbe’nin. Dediler, oğlun gibi hiç bir oğul, Yaratılalı cihana gelmiş değil.

O ulu, Kâbe’ye karşı duruyor, yüzün yere koymuş secde ediyor. Dedi ki; Ya Rab! Yüzüm tuttum sana,  Ya ilahi, ümmetimi ver bana!’diye bahsediyor.

Çocukluğu mucizedir.

Diğer çocuklar gibi, çocukluğa ait boş ve lüzumsuz bir işi olmamıştır. Bir seferinde düğün yerine gidecekti, orada eğlence vardı. Yolda uykusu geldi, uyuyakaldı. Cenab-ı Hak, O’nu günah işlemekten korudu.

Gençliği mucizedir.

Diğer gençler gibi olmadı. Hareketleri ve davranışlarında olağanüstü olgunluk vardı. Çok düzgün ve istikrarlıydı. Bu sebeple kendisine; Muhammed’ül Emin ismi verildi.

Ticaret kervanlarına katıldı. Hz Hatice Kureyşin malca zengin, ahlakça ileri olgun hanımefendisi idi. Hz Hatice’nin kervanlarını yönetti. Dürüstlüğü hep dikkat çekti. Hz. Hatice validemiz O’nunla evlenmek istedi. Peygamber Efendimiz 25 yaşında, Hz Hatice validemiz 40 yaşında idi.

Efendimiz, Cebel-i Nur ‘da Hıra Mağarasında tefekkür ederken, Cebrail as. tarafından kendisine Peygamberlik tebliğ edildi.

Burada; ilk emrin, ‘ikra; Oku !’ olması, günümüzde İslam çağdışı diyenlere, çok önemli bir mesaj niteliğindedir.

Peygamber Efendimizin hayatı, topyekûn mucizedir!

Miraç hadisesi ise, ayrı bir fevkalade hale işaret eder.

Bu gece Efendimiz önce Kâbe’den alındı. Burak adlı binekle,  Mescid-i Aksa’ya götürüldü. Oradan Semaya, Cenab-ı Hakk’ın huzuruna yükseldi. Allah ‘u Teâlâ ile görüştü. Birçok sırlar tahakkuk etti. Miraç gecesinin Müslümanlara hediyesi 5 vakit namazdır.

Peygamber Efendimizin Medine- i Münevere’ye hicreti, ayrı bir duygusallık ifadesidir. Hikmet-i İlahi doğup büyüdüğü çok sevdiği, Mekke-i Mükerreme’den kavminin zulmü dolasıyla ayrılmak zorunda kalmıştır. Ne enteresandır ki Medine’yi sevmiş kendine, kucak açan bu şehirde vefat etmiştir.

Sırasıyla Bedir, Uhud, Hendek savaşları, buralarda gösterdiği kumandanlık ve yönetim becerisi, cengâverlik ve cesareti, ashabının fedakârlığı ve korkusuzca şehit olmaları, hepsi ayrı birer akademik inceleme konusudur. Devlet adamlığı, diplomasi zekâsı, adaletli yönetim becerisi dikkatle araştırmalı ibret alınmalıdır.

Peygamberimiz günlük yaşantısı, aile hayatı, ashabıyla ilişkileri, çocuklara davranışları, bizim için ideal bir çizgiyi göstermektedir.

Kısaca O, Üsve-i Hasene’dir!

En güzel örnektir. O’nu hayatımızın her safhasında örnek almak, hem Müslüman olarak görevimiz, hem de O’na olan sevgimizin göstergesidir.

Veda Hutbesi, Hz. Muhammed sav Efendimizin Veda Haccı’nda 124.000 Müslüman’a yaptığı konuşmadır. Burada sadece dinleyen Müslümanlara değil, çağlar ötesine bizlere de İslam’ın emirlerini tekrar tebliğ etmiş ve sonunda da ‘Şahit ol Yarab!’diyerek adeta görevini mühürlemiştir.

Ve nihayet Kâinatın Sevgilisi, her fani gibi ecel şerbetini içerek, 632 yılında vefat etmiştir.

Vefatı duyguludur. Son zamanlarında artık rahatsız olduğu için mescide gidemiyordu. Bir kez daha gitti. Hz. Ebubekir’in namaz kıldırmasını istedi. Namaz sonrası evine döndü.

Vefat zamanı Azrail as. Geldi, müsaade istedi. Peygamber Efendimiz müsaade etti ve  ‘Refik-i Ala diyerek, Ümmetim diyerek’, Cenab-ı Hakk’a yürüdü.

Vefatı duyulunca, Ashab-ı Kiram büyük üzüntü yaşadı.

Hz. Ömer çok tepki gösterdi. Hz Ebubekir ‘Kim Allah’ a inanıyorsa, Allah Hay ve Kayyumdur’ diyerek, topluluğu yatıştırıcı bir konuşma yaptı.

Ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Medine-i Münevvere’ye defnedildi.

Hülasa; ‘bitmez güzelin vasfı, ağaçlar kalem denizler mürekkep olsa!’

O’nu sevmenin yolunda gitmenin en önemli göstergelerinden biriside, Sünnet-i Seniyyesine sarılmak, Hadisi Şeriflere buyruklarına ve en büyük mucizesi olan Kur’an-ı Ker’im’e, bil-a kaydü şart bağlanmaktır.

Bilinmelidir ki, Peygamber’siz İslam olmaz.

Günümüzdeki yapılan bazıları bilinçsiz, bazıları kasıtlı olan söylemlere itibar etmemelidir. Bizim önderimiz, referansımız; ‘Hz. Muhammed sav.’dır.

O’nu seviyoruz. Kişi sevdiği ile beraberdir.

O’na çokça salatü selam getirmelidir.

Biz de öyle yapalım.

Esselatü vesselamü aleyke Ya Rasullallah, esselatü vesselamü aleyke ya Habiballah,  esselatü vesselamü aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin.

Mevlid-i Nebi, mübarek olsun!

Cenab-ı Hak, Efendimizin şefaatini nasip etsin.

Not; Diyanet işleri Başkanlığı açıklama yaptı. Bu sene,’Peygamber Efendimiz, Vefa Toplumu’ teması üzerinde durulacak. Vefa’nın sadece İstanbul’da bir semt ismi olduğu günümüzde, vefa meselesinin anlatılması çok önemli. İnşallah hem anlatılır, hem de vefa gösterilir diye temenni ediyoruz.

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları