“Türkiye’de iktidar tartışması hiçbir zaman yalnızca seçimlerden ibaret olmadı.
”
Kültürel İktidar Çatırdıyor
Türkiye’de iktidar tartışması hiçbir zaman yalnızca seçimlerden ibaret olmadı.
Sandık sonuçları hükümetleri değiştirebilir; fakat asıl güç, toplumun değerlerini, dilini, eğitimini (hatta inancına dair maslahatını) ve kamusal alanını belirleyen kültürel iktidarda yatar.
Bugün yaşanan tartışmalar gösteriyor ki Türkiye’de uzun yıllar değişmeden kalan bu alan artık sarsılıyor. Siyasî iktidarın açtığı gedik, kültürel iktidarın duvarlarında ilk ciddi çatlakları oluşturuyor.
Türkiye’de iktidarın iki yüzü vardır: Biri sandıktan çıkan siyasi iktidar… Diğeri toplumun değerlerini, eğitimini, kamusal alanını ve zihniyet dünyasını belirleyen kültürel iktidar…
Birincisini kazanmadan ikincisine ulaşamazsınız.
Ama yalnızca birincisini kazanmak da ikincisini elde etmeye yetmez.
Hele ki Türkiye gibi, rejimin kodlarının büyük ölçüde kültürel alanda şekillendiği (daha doğrusuyla şekillendirildiği) bir ülkede bu süreç çok daha çetrefillidir. Çünkü bu ülkede hükümetler değişir; fakat kültürel iktidar sahipleri uzun süre yerlerinde kalabilir.
Ve kalmışlardır.
“Muktedir olan biziz” meselesi
Bu durumu yıllar önce en çıplak biçimde dile getiren isimlerden biri -kültürel iktidarın sahipliğini kendilerinde gören dar bir zümrenin görünen yüzlerinden- Türkan Saylan olmuştu.
Bir demecinde açıkça şunu söylüyordu:
“Onlar iktidar olabilirler ama muktedir olan bizleriz.”
Bu cümle aslında Türkiye’deki gerilimin -ve iktidarın iki farklı yüzünün- özetiydi.
“Onlar” dediği; vergisini ödeyen, askerlik yapan, toprağı süren, taşradan kente göçen, çoğu zaman dindar, vatan uğruna karşılıksız ölen, çalışkan ama kültürel alandan dışlanmış geniş halk kesimleriydi.
“Biz” dediği ise; şehirli, eğitimli, kültürel sermayeye sahip, iyi okullarda yetişmiş, yurt dışıyla bağları olan, vatan için ölmekten ziyade ölenlerin değerlerini dahi tanımayan, dinî değerlerden neredeyse tamamen kendilerini arındırmış, kamusal alanın dilini ve sınırlarını belirleyen, üstenci üslûbuyla ahkâmı belirleyen dar bir elit çevreydi.
Türkiye’de uzun süre asıl iktidar bu ikinci gruptaydı.
Vesayet dediğimiz şey neydi?
Düne kadar “askerî vesayet”, “yargısal vesayet”, “bürokratik vesayet” diye konuştuğumuz yapıların önemli bir kısmı aslında bu kültürel iktidarı koruyan mekanizmalardı. Siyasi iktidar değişse bile kültürel alanın sınırları değişmesin diye kurulmuş bir savunma hattı…
Ancak zaman içinde bu hattın mevzileri daraldı. Aşılmaz denilen surları yıkıldı. Merkez noktaları ağır yaralar aldı, çevreye yayılan baskıcı kolları kırıldı.
Toplumsal yapı değişti.
Siyasî güç dengeleri ters yüz oldu.
‘Eksen kaydı.’ -Aslına rücû olmaya meyil aldı-
Ve bugün, bu kültürel alan ilk kez bu kadar açık biçimde tartışılıyor.
Ramazan tartışması neden bu kadar büyüdü?
Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in okullarda Ramazan ayına yönelik etkinliklere izin veren yazısı aslında teknik bir düzenlemeydi. Fakat mesele teknik olmaktan hızla çıktı. Çünkü mesele Ramazan değil; kamusal alanın kime ait olduğu meselesiydi.
Yüzlerce okulda çocukların sade, naif Ramazan etkinlikleri ekranlara yansıyınca ortaya çıkan tepki, bir eğitim tartışmasından çok daha fazlasını gösterdi.
Geniş bir kesim -sessiz çoğunluk- bunu doğal karşıladı. Diğer kesim ise -çığırtkan azınlık- adeta alarm verdi.
Çünkü bu görüntüler, kültürel iktidarın tek yönlü olmadığı yeni bir dönemin işaretiydi.
Asıl korku ne?
Bugün yükselen sert söylemlerin arkasında laiklik tartışması değil, kontrol kaybı korkusu yatıyor.
Uzun yıllar boyunca kamusal alanın dilini belirleyen kesim, bu alanın paylaşılmaya başladığını görüyor.
Ve asıl huzursuzluk da buradan doğuyor.
Çünkü kültürel iktidar bir kez çözülmeye başladığında, onu yeniden tek elde toplamak neredeyse imkânsızdır.
Siyaset burada devreye giriyor
Son yıllarda siyasi istikrarın güçlenmesi, devlet politikalarının süreklilik kazanması ve iktidar blokunun tabanla kurduğu güçlü -derinlikli- bağ, kültürel alandaki dönüşümü hızlandırdı.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süreli siyasi gücü ile MHP Liderimiz Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin ideolojik desteği, yalnızca hükümet değil aynı zamanda yeni bir kamusal alan inşasını da mümkün kıldı.
Bugün tartışılan mesele budur.
Sonuç: Türkiye yeni bir eşiğin önünde
Türkiye artık yalnızca seçimlerin konuşulduğu bir ülke değil. Toplumun değer dünyasının kim tarafından şekillendirileceği tartışılıyor. Ve görünen o ki, yıllardır değişmez sanılan kültürel iktidar ilk kez ciddi biçimde sarsılıyor.
Sarsılacaktır…
Bu bir çatışma değil;
bir dönüşüm sürecidir.
Ayrışma değil;
en olmaz yerlerinden ayrıştırılarak yıllar yılı küfe sırtındayken tüm zorlukları yük diye çekenlerin; sadece nimetlerin içinde doğanlara karşı yükselttiği ‘adaletli’ bir hak talebiyle birlikte doğal dengenin toplumsal satıhta oluşarak kırılganlıkların bütünleşmesidir. -Tepeden inmeci Jakoben bir tarzın dikte ettiğinin karşısında aşağıdan yukarı teşekkül eden bir dönüşümdür-
Siyasi iktidarın açtığı kapıdan şimdi kültürel değişim giriyor. Zamanıdır…
Ve o kapı bir kez açıldığında, artık eski düzenin aynen geri gelmesi mümkün olmuyor.
Olmayacaktır.
Kültürel iktidar gerçekten çatırdıyor.
Vesselâm.
YORUMLAR