Makaleler

Kulluk aksamalarında mazeret olmaz…

2014.07.26 00:00
| | |
7586

Hiç düşündük mü, Kur’ân da o kadar ciddi olaylardan, emir ve yasaklardan veya geleceklerden bahsedilirken, hikâye-vâri Peygamber kıssaları niçin anlatılıyor?

Bu konudaki tespitlerimi ve düşüncelerimi, siz dostlarımla paylaşmak istiyorum.

Zâriyat Sûresi, 57. âyette Yüce Rabbimiz, biz insanları niçin yarattığını ve dünyada bizden ne istediğini çok net ve kesin ifadelerle bildirmiştir.

Şöyle ki:

  • Ben, insanları ve cinleri ancak bana kulluk ve ibadet etsinler diye yarattım…

Aslında, hiçbir yoruma, açıklamaya veya te’vîle gerek yok, fakat biz yukarıdaki sorunun cevabına temel olması için üzerinde biraz duracağız.

Bu âyetteki “ANCAK” ifadesi her şeyi anlatıyor.

Ancak; “..sizin yaratılmanızda, başka sebepler teferruattır, esas yaratılış sebebiniz KULLUK ve İBADETTİR” anlamına geldiği kesindir.

Şu halde, kulluk ve ibadetlerinizi aksatırsanız, hiçbir mazeretiniz geçerli değildir. Allahın azabı da kaçınılmazdır.

Bu konuda size azabım haksızlık değil, bu azabı hak etmeniz, kendi kendinize bir zulümdür, anlamında şu âyete de lütfen dikkat.

Hûd Suresi, 101. Âyet: “Biz onlara zulmetmedik, onlar kendilerine zulmettiler…”

Hiçbir mazeretin geçerli olmadığı da, Peygamber kıssalarıyla adeta vurgulanıyor.

Meselâ:

Sorgulama sırasında, kulluk ve ibadetler yetersiz görüldüğünde, kulun; “..Yâ Rabbi, ben bir çok hastalıklara dûçâr olduğum için, kulluk ve ibadetlerimde aksamalar oldu!” dediğini düşünelim. Olay ve kıssa hazır:

-“Sen Hz. Eyyüb Peygamberden daha mı hastaydın? Ondan hiç mi örnek almadın!?”

Veya mazeret olarak:

-“Yâ Rabb. Ben çok yakışıklıydım, beni elde etmek için çok mücadeleler edildi, nihayet ben de nefsime uydum ve aldandım” dediğinde:

-“..Sen Hz. Yusuf Peygamberden daha mı yakışıklıydın? Onun bu konudaki mücadelelerini, size boşuna mı bildirdim?!”

Veya Mazeret olarak:

-“Yâ Rabb. Ben çok zengindim ve bu zenginlik benim âcizliğimi unutturdu. Mal-mülk çokluğu ile meşgul iken ibadet ve kulluk görevlerimi düşünemedim!” dediğinde:

-“Sen, Hz. Süleyman Peygamberden daha mı zengindin? O daha da zenginleştirildikçe, kulluk, ibadet ve şükrünü arttırmadı mı?!”

Veya mazeret olarak:

-“Ben öksüz ve yetimdim, yetişkinliğimde de çok yoksulluklar çektim, aç kaldım, çaresiz kaldım.” Vs. dediğinde ise Hazreti Muhammed S.A.V. en güzel bir örnek olacak. (Ve Hâ kezâ.)

Sahabelerden bir kaçı Mescid-i Nebeviye geldiklerine bir de bakıyorlar ki Hz. Muhammed S.A.V. mescidin bir köşesinde oturarak namaz kılıyor.

Bunu gören sahabeler birbirilerine “..acaba niçin böyle kılıyor, namazın kılınış şekli hakkında yeni bir âyet mi nâzil oldu acaba” gibi sorular soruyorlar. Neticede de yanına gidip kendisine (S.A.V.) soruyorlar.

Zoraki verilen cevap çok hazindir:

-“Evimizde yiyecek namına hiçbir şey kalmadı, üç günden beri açım. Dizlerimde derman kalmadığı için oturarak kılıyorum!...” buyuruyor.

***

Mübarek vücudundaki hırkası çok eskidiğinden, zengin sahabelerden birisi uygun bir hırka diktirerek, Hz. Muhammede S.A.V. hediye eder. O hırkayı giydiğinde, yoksul sahabelerden birisi de; “Yâ Rasülellah, hırkanı çok beğendim” deyince, dayanamaz. Evden eski hırkasını getirtir ve yeni hırkayı o sahabeye hediye eder…

***

Saygıdeğer dostlarım.

Görülüyor ki; gerek şahsi ve gerek sosyal ibadetlerimizi aksattığımızda, hiçbir mazerete sığınamayacağız. Yukarıda arz ettiğim Zariyat suresinin 57. âyetindekiYARATILIŞ GAYEMİZ ne ise ona göre yaşamak zorundayız.

Bunun için de dünyevî sınavlarımıza yaptığımız yatırımlar gibi, bu konuda da çok ciddi yatırımlar yapmalıyız. Şu mübarek Ramazan ve Kadir gecesi, bizler için çok büyük bir fırsat idi. İnşallah gerektiği gibi değerlendirebilmişizdir…

Geçmişimize bakarak, ciddi bir pişmanlıkla, şunları söyleyebiliyor muyuz?

  • “Yüklensem günahlarımı omzuma, tüm mahcubiyetimi alsam yanıma, utanç duyarak gelsem kapına, beni de af eder misin Allahım?...

  • Gözlerim dolu yaşlarla, günahlarımın verdiği pişmanlıklarla, fakat beni af edeceğin umuduyla gelsem, beni de af eder misin Allahım?...

  • Belki yüzüm yok gelmeye, fakat başka bir merci yok ki gitmeye, kalbimdeki sonsuz sevgi ile gelsem, beni de af eder misin Allahım?... (Hfz. A.K.Ö.)

***

Bilvesile; RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DUYGULARIMLA TEBRİK EDER, İKİ CİHAN SAADETİNE KAVUŞMANIZI CANAB-I HAKTAN NİYAZ EDERİM. A. Raif Öztürk

***

NOT: Bir sonraki yazımda, “devasa camiler ve bir medresenin açılış” programlarına katılmak için gittiğimiz, Rusya-Çeçenistan seyahatimizle ilgili, çok ilginç gözlemlerimizi sizlere takdim edeceğim, inşallah…

Anahtar Kelimeler: Raif Öztürk, Dost Beykoz, Beykoz

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"