Makaleler

Kan benim, damar benim…

26.02.2019 17:39
| | |
9623

Tırmandığını unuttunsa; öyle duracağına düş ve yeniden tırman, durmaktan daha iyi bu... Ot gibi var olacağına öl ve yeniden diril! (Sezai Karakoç)

Her şey güzel olacak. İnanın dostlar lütfen. Yaş aldıkça, yaşadıkça, yaşlandıkça, dünya üzerinde eseriniz-iziniz arttıkça anlıyor olacaksınız bunu, inanın.

Meğer insan cidden tükettiği ömür nispetinde akıllı, pratik, azimli, umutlu, korkusuz ve iradeli oluyormuş. Ben dört onluk yaşımı böyle aldım kendimi bildim bileli.

Yüzümü güldüren bir tatlı hal yaşadım ki bu sabah, yükte hafif paha da ağır cinsten. Sadece 7 aylık olan bebeğim bugün kendisine hayli uzakta olan bir cisme ulaşmak için tam 6 kez sol yanına doğru kendini düşme riskine rağmen ata ata,  çabalamaya başladı. Tabi ki kavraması, tutması ne denli zor ona şimdi. Ben de hem izliyor hem de konuşarak ona destek oluyordum hem hasta olduğu için; "geçecek bebeğim, sen güçlüsün" telkinleriyle hem de o gayretindeki hale karşı "hadi kızım başka bir yol bul" diyerek. Noldu dersiniz: Kızımın son denemesi oldu bu sözden sonra, çünkü objenin bulunduğu örtüyü parmaklarıyla panter gibi kavradı, salladı ve istediği obje önüne düştü. Veee diğer eliyle kaptı oyuncağını. Bana ise Rabbime şükretmek kaldı. Sözler ve haller arası bağı gösterdiği için, bu hali benim yavrumda bana şahit kıldığı için, inatçı ve iradeli tavrı için. En önemlisi hayatta asla pes etmemek gerektiğini kızım vesilesiyle göstererek hatırlattığı için Elhamdülillah Rabbime. Aslen ben daha hayatımın baharı denen kısmında bu mucizeleri direk yaşamış ve yaşadığım kazadan sonra yoğun bakımda: "Haydi uyan güzel kardeşim, daha yaşayacağın çok güzel günler var" diyen yoğun bakım temizlik personeli ağabeyin sözlerini duymuş ve 15 dakika sonra gözlerimi açmıştım.  Tek bir olumlu cümle sonrası solunum yetersizliğinden kurtulmuştum. İki gün içerisinde de yoğun bakım tedavim tamamlanmıştı.

Bir düşünün, yoklayın kendi güzel hayatınızı. Muhakkak bulacaksınız üstü örtülü sandıkların içinde hem yaşadığınız hem de yaşanmaya gebe mucizelerinizi.

Bu bir mucize diye başlıyordu yazı: "Bethan Simpson isimli bir kadın, gebeliğinin 24. haftasında bebeğinin bir omurga rahatsızlığı olan spina bifida yaşadığını öğrendi.
Bebek bu rahatsızlıkla dünyaya gelmesi halinde sinirlerinde güçlük yaşayabilirdi. Hatta yetişkinlik çağında da sürebilecek bir yürüme bozukluğuyla da karşılaşılabilirdi. Riskler arasında olası bir felç durumu da söz konusuydu. Tek çözüm ise ameliyat oldu.

Anne rahminden çıkarıp ameliyat edilen bebek daha sonra rahme geri yerleştirildi. Doğuştan gelen hastalıklar arasında en sık görüneni 'spinal bifida' diğer ismiyle açık omurga her yıl binlerce bebekte teşhis ediliyor. Bu umut verici başarının ardından aileler için riskli görünen tedavi seçeneği daha da göz önünde olacağa benziyor."
 

İşte dostlar ben nasıl inanmayayım güzel günler göreceğimize, bir engelli olarak nasıl sevinmeyeyim... Sevinirim çünkü bu hayat hüzünle yoğrulma değil daima çalışma, gayret etme hayatı. Ahiret hayatıysa hasat zamanı: Rabbimizin izniyle cennette sırça saraylarda gelsin kebaplar, dönsün helvalar, atlas halılar, önünden ırmaklar akan evlerde huzur ve mutlulukla sonsuz ve gerçek hayatı yaşamalar. İnşaAllah.

Siz bu devleti ne zaman güçsüz gördünüz?

Ulu Hakanım ölüm yıl dönümünde rahmet diliyorum ruhunuza. Ey Abdülhamit Han, keşke devrinizde yaşayabilmek nasip olaydı, ne hayran kalır da hizmetlerinizde yoldaş olurdum Size. Yıllarca okulda tarih diye yalanlar beynime kazınmışken neyse ki mucize oldu ve ben uykumdan uyanarak kendim tanımak istedim ceddimi. Şükrolsun, hamdolsun. Biliyorum hala içimizde ruhu ruhunuza, cesareti cesaretinize aşina ve ikiz hizmet erleri var. E o vakit bizlere onlarla hemhal olmak, onlarla yarenlik etmek, oturup kalkmak, birlikte irşad yolunda yürümek duasını etmek düşer.

Ve küçücük çocuğumuz "Damar benim kan benim, vermeyeceğim kanımı" diyerek asil kanını daha o yaşta korumaya kalkarken kim oluyor bazıları ki bize dikleniyor, çok da aklım almıyor. Türk deyince çılgın, asi, her an coşabilen, kanı deli, yüreği geniş insanlar gelir dünya insanının aklına. Acaba blöfle de olsa bir deneyelim mi derler bilemedim ki? Ama dilerim Rabbim bir daha bu millete istiklal marşı yazdırmasın, yazdırmayacak inşaAllah. Beka şart, beka mühim.

Dostlarım baki Hüda'ya emanet. Sakın ha kaçırmayasınız anı, izleyesiniz ve bekleyesiniz bebeklerinizden, ana-baba veya atalarınızdan gelecek işaretleri.

Biz, kısık sesleriz... Minareleri,

Sen, ezansız bırakma, Allah'ım!

Ya çağır şurda bal yapanlarını,

Ya kovansız bırakma, Allah'ım!

Mahyasızdır minareler... Göğü de

Kehkeşansız bırakma Allah'ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma, Allah'ım!

Bize güç ver... Cihâd meydanını,

Pehlivansız bırakma Allah'ım!

Kahraman bekleyen yığınlarını,

Kahramansız bırakma, Allah'ım!

Bilelim hasma, karşı koymasını;

Bizi cansız bırakma, Allah'ım!

Yarının yollarında yılları da,

Ramazansız bırakma, Allah'ım!

Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,

Ya çobansız bırakma, Allah'ım!

Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız

Ve vatansız bırakma, Allah'ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma, Allah'ım!

Haber Merkezi

Anahtar Kelimeler:

reklam
0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz
Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"