İyi ki varsın Eren

  • 20.07.2019 16:35
  • Okunma: 3911 kez

Eren, Seninle aynı ülkede doğmak bile gururdur bana. Son günlerde o kadar saçma sapan şeylerle uğraşıyor ki ülkem; Senin varlığını düşünmek bile nimetmiş bize. Allah'ın yarattığı cinsiyetin şöyle mi olsun böyle mi olsun şeklinde tartışmalarla cılkını çıkartan bir atmosferden senin o cesur kalbine yol bulamıyorum. Biri cenup biri şimal gibi... Sen nasıl güzel yürekliymişsin  be çocuk. Ahrette nasip olur da buluşursak ablan olmayı çok isterim, cennet bahçelerinde Efendimizin (s.a.v.) yanında beraber oturmayı çok isterim, ama en önemlisi bu dünyada iken senin gibi çocuklar gençler yetiştirmeyi, yetiştirmeye katkı sağlamayı çok isterim. Ne sosyal medyayı, ne gazeteleri ne de tv'leri açamazken senin adına kalkan THY uçağını gördüm ve bir kez daha tüylerim ürperdi, haber içimi kıpır kıpır yapmaya yetti. Meğer Eren sen iyi ki varmışsın, meğer hiç gitmemişsin. Bizlere cesareti, yiğitliği, mertliği öğretmek için 15 sene dünyada görevli olarak kalmış ve ebedi huzurlu yurduna gitmişsin güzel yavrum. Hep varsın, iyi ki varsın Eren. Biliyorum bizim Erenlerimiz asla bitmeyecek, Allah nurunu tamamlayacak ve biz hep diyeceğiz ki bu dünyadan bir Eren geldi, geçti. Ama yüreği daima bizimle  kaldı.

Anne olmaya niyetlenip biiznillah  karar verdiğim anlarda Sen ve Aybüke öğretmen yaktınız ciğerimi. Anladım ki o zaman; anne olmalı ve Erenler, Aybükeler yetiştirmeli bu vatana. Zaten Ömer Halisdemir Ağabey'den,  15 Temmuz'un bütün kahramanlarından ve Beykoz’umun şehitlerinden sonra onların definleri sırasında kararımı ve sözümü vermiştim daha çok şey yapmalıyız diye. İnşaAllah başarırız Eren, senin de güzel kalbinin bizlere olacak duasıyla.

İnan ki yurdumuz ciddi saldırılar altında. Hem de öyle topla tüfekle değil biliyor musun? Seni vuran kahpeler gibi değil biliyor musun? Şimdiki savaşımız çok daha farklı. Osmanlı'yı da bu şekilde yıkmaya karar vermişler ve nispeten başarmışlardı maalesef. Belden aşağı konuşmanın bile ayıp sayıldığı vatanımda şimdi belden aşağısını göstermek moda oldu be yavrum. Hayâ ediyorum söylemeye, ama durum böyle. Baksan onlar da genç senin gibi baksan kalıpları, boyları posları dağları aşıyor. Fakat ne yapıyorlar; senin yaşındaki güzel yavrularımıza ahlaksızlığı nasıl öğretebiliriz diye debeleniyorlar. Sen nasıl vatan namusu için can feda ettiysen, onlar da vatanı yıkmak için can atıyorlar. Çok korkuyorum güzel çocuk. Eren senin gibi çocuklar kolay yetişmiyor bunu çok net görebiliyorum. Kalbinin güzelliğinin zerresini yetişen yavrularımıza Rabbim değdirse,  belki tüm dünyayı ezer geçeriz. İnşaAllah elbet bir gün.

Dünya küçük izliyorum da, bugün dost olanlar yarın düşman yahut da düşman olanlar dost olabiliyor, birbirinden tat alamayanlar birbirlerine ne kadar çok yakıştıklarını-anlaştıklarını fark edebiliyorlar, birbirleriyle iyi geçindiklerini zannedenler aslında ne kadar da zıt kutuplar olduklarını anlıyorlar. Bu hale o kadar çok şahit oldum ve gözlemledim ki... Siyaset dünyası aynı, tüm eş dost yakın çevremiz aynı, okul çevremiz aynı, iş çevremiz aynı, kıstaslar hep aynı,  roller hep aynı sadece oyuncular farklı. Herkesler önce kızmalar sonra sevmeler modunda... E ben o zaman anlıyorum ki  her an her şey olabilir, seversin- bıkarsın- tanımazsın, sevmem sanırsın yakınlaşmam- işbirliği yapmam sanırsın, az sonra birlikte şirket kurarsın.  Yani  küçük dünyanın fırıldak işleri. Herkese iyi davranmak lazım büyük laf etmemek lazım.

Kibir deryası var bu dünyanın bir de. Üstün asta selam vermekten kaçındığı, gözlerini kaçırdığı, verilen selamı almadığı bir dünya. Selam verdiklerinden  bir şeyler beklediği, selam vermeye tenezzül etmediklerinin ise asla işlerine yaramayacağını düşündükleri! Malum sağlık alanında benim memuriyetim, yoğun bakımda görevli bir dostum diyor ki:  'Vermesinler bakalım selam-sabahı, nasılsın diyerek sıvazlamasınlar omzumuzu. Her gün bu yatağa  öyle müdürler, başkanlar gelip geçiyor ki elleri boş, ağızları bağlı halde beyaz örtüye sarıp morga kendi ellerimle teslim ediyorum. Çok manidar değil mi? Binlerce kez dinlediğimiz öykülere benziyor belki, ama hisse kapmak yürek ister, hassasiyet varsa bu lafla gözler dolar. Ben çok ürktüm doğrusu. Bu boyutta bir kibir hastalığında olduğumuzu fark edememiştim toplum olarak.

Korktum ve  düşündüm ki birliğimizin beraberliğimizin bozulmasının en baş sebebi,  hassas kilit noktası:  Selamlaşmıyoruz. Oysa Resulullah Efendimiz (s.a.v.) emir buyurmuştu:' Yahudilere benzemeyiniz, aranızda selamı yayınız' diye. Birbirinizin halini, ahvalini, sağlığını sıhhatini, yiyecek-giyeceğini kısaca hayat durumunu sorunuz diye. Hatta hep ondandır ki namazları bile camide kılın, cem olun ki hep birbirinizle ilgili haberleriniz  güncellensin diye. Dinliyor muyuz, dikkate alıyor muyuz? Sırça köşklerimizden çıkıp ibadetlerimizi bile layık olan mescitlerde yapmıyor, kaynaşamıyoruz. Ah benim güzel Allah'ım, bizleri affet, cem et.

Yakın tarihi incelediğimde, bilgisi ve merakı olanlar ile sohbet ettiğimde herkes farklı kırılma noktasından bahsediyor. Kimi diyor ki 6. filo Türkiye'ye gelmeyecekti, kime diyor ki Marshall yardımları,  kimisi Lozan'a kadar gidiyor,  kimisi daha da gerilerden Osmanlı'nın son 150 yılından bahsedip ne olduysa orada oldu diyor. Ben ise hepsinin etken olduğuna inanıyorum. Fakat tarihi unutmanın ve ders almamanın çok büyük bir ahmaklık olduğunu da herkes gibi savunuyor, bu sebeple dört koldan 8 gözle irdelemeli ve incelemeliyiz diyorum. Belki de düşmanlarımıza, birlik ve beraberliğimize kastedenlere biz kastetmeliyiz. Tüm gücümüzle, bilgimizle, inancımızla... Hani nerde mi diyorsunuz? Diyorum ki revize dilecekse, üzerine eklenecekse, tamirat görecekse yapalım. Ama şu aman sendecilikler, of biz zaten başaramayız kiler, elin gâvuru yapmış abiiler, bizden bir cacık olmazlar bitsin... Kalkalım artık üstümüze serpilen ölü toprağının altından, silkinelim, aklımızı başımıza alalım, oyunları tekrar üst perdeden okuyalım, önümüzdeki ilk 3 günü veya 3 ayı değil, 20-30 yılları hesap edelim, yavrularımızın geleceğine çevirelim çehrelerimizi de anlayalım anyayı konyayı. Satranç gibi hamle hamle ilerleyelim, bayram değil seyran değil neden öptü beni enişte? Ülkeler niye öpüp duruyor bizi, niye ilgileniyorlar bizdeki yeniliklerle ve yenilerle bu kadar? Babalarının hayrına mı? Yoksa Allah'ın bayraktarlığının şerrine mi? Aptal olmanın veya salağa yatmanın hiç sırası değil ya hu? Ben yutmuyorum, sizi bilmem?

Mücadele gücümü kaybettiğim zamanlardayım, sanki her şey fazlaca üst üste geliyor, her yerden acıtan, üzen,  yıkan haberler duyuyorum. Kendimdekiler, etrafımdakiler, sevdiklerimdekiler de birleşince sanki düştüm düşeceğim. Yere kapaklanacağım gibi geliyor. Yazımın başında da belirttiğim gibi gerçekten Eren ve onun gibi nurlu gençleri,  manen çok ciddi yükler kaldırmış güzel kalpleri düşündüğünde hemen toparlanıveriyor... Sonra ah ne hayaller ne hayaller bir görseniz. Arıcılık yapıp kendi kilolarca balımı üretiyorum, 3-5 civciv alıp tavuk yetiştirip organik yumurtalar biriktiriyorum, girişimcilik ruhu ile Trakya'da yer alıp ceviz, siyez buğdayı ve zeytin yetiştiriyorum. O da yetmedi balıkçılığa başlıyorum hatta biraz boyut atlayıp yeni bir fabrika kuruyor ve birçok kardeşime istihdam sağlıyorum.  Hayallerimi zapt edemiyorum. Vallahi sevgimden... Vatanıma, mümin kardeşlerime olan sevgimden, sevmeye olan sevgimden. Aşkın membaına olan hayranlığım, sevgimden.  Nefret ve öfkeden öyle tiksiniyorum ki... Yavruma ninni söylerken dünyada ölen çocuklar geliyor aklıma ve yavruma söylediğim ninninin sözleri dandini dandini olmuyor, Allah'ım savaşlar bitsin, yavrular hep gülsün, ümmetin yavruları yürüsün, asla gözyaşı dökmesin, eee eee eee eee, huuu huuu huuu huuu. Ben yavrumla burada koyun koyuna mutlu yaşarken diğer bebeklerin annesiz babasız, aç susuz kalması içimi dağlıyor. İşte o yüzden bir şeyler yapmanın farz olduğunu içime tekrar ediyor, düştüğüm yerden kalkıp koşarak hayallere ve hazırsam icraata geçmeleri başlatıyorum. Belki başarılı olurum belki de altından kalkamam. Allah yolunda hayırlı niyetimi ederim,  tarafımı seçerim ve Rabbimden sonucu sabırla beklerim. Ne gelirse O'ndan amenna ve saddakna. Hiçbir şey yapamadığım gün, elim kolum kalkmaz olduğu gün ise Rabbimden dua ile yakarış ile niyaz ederek birliği beraberliğimizi, Mümin kardeşliğimizin geri dönerek güçlenmesini ve dünyanın selametini rica ederim. Kulluğum bunu gerektiriyor çünkü!

Kutuplaşma

‘Şaka mısınız siz’ diyesim geliyor gördüklerime, bu kadar olamaz kışkırtma bu kadar da kör göze batıyor olamaz? Siz inanıyor musunuz, her seçim sonrası birbirine düşürülen bu insanların gerçekten duygularını yansıttıklarına, ben asla inanmıyorum. Cidden fikri  öyle olanlar zaten seçim öncesi veya sonrası, sonuçlar ne şekil olursa olsun bunu hep yapıyordu. Ama bu metrolarda, havaalanlarında, otobüslerde karşımıza çıkanlar kesinlikle ciddi kışkırtma. Birbirimize düşelim diye, enayiler yutsun diye oynanmış oyunlar manzumesi. Her iki görüşe ve tarafa ait insanların tavırları da, rol keserkenki tepkileri de inandırıcı değil. Ders çalıştırılıp gelmişler. Kusura bakılmasın ama özgür hayat adı altında ülkemde kilisede sinagogda herkesin rahat, huzurlu ibadet yapmasını isteyenler varken, kalkıp İslami bir emir  olan tesettür konusunda bu kadar bayağılaşmayı içim almıyor. Bas-it-likten başka bir şey değil!

Özgürlük mü, kime göre neye göre?

Bir safsata yığını daha, bir keşmekeşlik daha bir mide bulandırıcılık daha... Gayri ahlaki şeylere özgürlük denebilir mi? Sonuçlarını hiç mi düşünmezsiniz? Aşkı sevgiyi sizden öğrenecek değiliz. Aşk öyle sizin dediğiniz şekilde olmuyor beyler bayanlar... Cinsel sapıklığın adı ne zamandan beri özgürlük oldu, geçin bunları geçin lütfen. Aşk dediğiniz yürekte başlar, yaşar, ölümüne gider, ahrette de tekrar kavuşulur. Dünyada iken evlenilir, aile olunur ki o küçük bir devlettir kendi içinde, güzel çocukları olur nasipse, yuvaları evleri olur pembe panjurlu hem de bahçesinde mis kokulu çiçekleri olan.  Kimin eli kimin cebinde ilişkiler, fanteziler, tek gecelik sapkınlıklar, ay bu benim tercihim savunmalarına aşk demeler... Yemezler. Özgürlüğün kelime anlamı bile bu değil, her aklınıza eseni yapıp, sınırları zorlayıp adına özgürlük diyemezsiniz. Hatta onur? Tövbe bismillah, çıldırmış olmalısınız. Hadi oradan la...

Neler bekliyorum?

Vatanın bir evladı,  orta yaş genci olarak beklentim ne biliyor musunuz? Hakikaten yanlış olan durumlar için iktidarı uyaran bir muhalefet, muhalefetle işbirliği içersinde ülkeyi coşturmaya çalışan bir iktidar, fikrini-zikrini savunurken birliğini üzmeyen kırmayan vatan/millet/ümmet kardeşler olduğunu unutmayan bir Türkiye... Kısa ve net. Çünkü oynana oyunu az çok hissediyorum, kurtulmak istiyorum, batan gemide hep beraber olduğumuzu hatırlatmak istiyorum. Benim kaçıp kurtulacak, kurtulmak isteyecek yedek bir vatanım yok çünkü. Sizin var mı B Planınız ya da sizi aşkla bekleyen bir ülkeniz?

Şahsım adına söyleyebilirim ki ben bu konularda 3 bilemediniz 5 kişiyle gayet rahat huzurlu bir şekilde sohbet edebiliyorum. Onlar benim düşüncelerimi ben onları ilkini itiraz ederek ancak saygı ile dinliyoruz ki; sanırsınız ortada başka bir ortak siyasi görüş doğuruyoruz. Kahvemizi eşliğinde bitirilen sohbet genelde vatanımız için dua-niyaz ile atimiz olan çocuklarımıza dua ile son buluyor. Ama dediğim gibi bu sadece 3 veya 5 kişi ile oluyor. Hayatımdaki diğer insanlarla yan komşunun geliniyle oğlunun mütalaasını bile yapmam ben. 

Allah Devlete millete zeval vermesin. Baki Huda’ya emanet olunuz. Aşk sizinle olsun. Kuşu, kelebeği, çiçeği sevin bugün olur mu? Ya da zaten seviyorsunuzdur ama bu defa farklı gözle ve kalple sevin, koşulsuz, ama-sız, rağmen-siz, sebep aramadan. 

Çocukları anne, küçük kurşunlarla mı vururlar

Büyümek istiyorum anne, hedef seçmektense, hedef olmayı kurşunlara, vurmaktansa, vurulmayı seçiyorum doğdum ve irkildim büyüklüğünün karşısında dünyanın, gördüm ve şaşırdım açgözlülüğüne insanların insan insanın düşmanı mıdır?

Kim kırar gönülleri, korkmaz mı ve bilmez mi insan bir gönül kıran onaramayacaktır.
Ve vurduğu silah er geç dönecektir kendine ve insan vurduğu kadar vurulur bilmez mi?
Nedameti olmayana merhamet değil, lanet edilir ancak, çocukları anne, küçük kurşunlarla mı vururlar?

Oysa çocuk merhamet demektir biraz, inanmaktır, bir uçurtmanın değerli olduğuna bir füzeden bütün bilyelerimi versem, resimlerimi, topacımı yetmez mi anne, yok etmeye yeryüzünden bütün silahları?

Bütün oyunlarda ebe olmaya razıyım yeter ki bölmesin bir bomba rüyalarımı.
Madem savaş en çok bir çocuğun annesiz ya da babasız olması demektir, ebelenmek ve daha oyuna girmemektir madem yakıyorum tahta atımı ve tabancamı.
Oyunlarda ne askerim bundan sonra, ne de pilot.
Söz, kullanmayacağım bundan sonra sapanımı oynamak istemiyorum, sonunda 'elma dersem çık' olmayan hiç bir saklambacı.
Çocukları küçük kurşunlarla mı vururlar anne akar mı onların da kanları?

Alıntı

Bosna'da Srebrenica Katliamı sırasında bir çocuğun ölürken son söylediği sözün şiire dönüştürülmüş hali

 

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları