Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Dr. Sinem ERAY
Dr. Sinem ERAY

İran Düğümü: Müzakere mi, Tasfiye mi?

Ortadoğu’da son haftalarda yaşanan gelişmeler bize şunu açıkça gösteriyor: İran meselesi artık sadece nükleer program tartışması değildir.

İran Düğümü: Müzakere mi, Tasfiye mi?

Ortadoğu’da son haftalarda yaşanan gelişmeler bize şunu açıkça gösteriyor: İran meselesi artık sadece nükleer program tartışması değildir. ABD ve İsrail’in İran’dan istediği şey yalnızca uranyum zenginleştirmeyi durdurması değil; aynı zamanda balistik füze kapasitesini sınırlaması, bölgedeki vekil güçlere verdiği desteği kesmesi, deniz gerilla harbi doktrininden vazgeçmesi ve yayılmacı güvenlik stratejisini geri çekmesidir. İran ise bu talepleri teknik bir silah kontrolü olarak değil, doğrudan rejimin güvenlik mimarisini ve devrim sonrası kurduğu bölgesel iddiayı hedef alan bir tasfiye baskısı olarak görüyor. Yani mesele yalnızca nükleer program değil; İran’ın “güç-varlık-doktrin-iddia” dediğimiz bütün stratejik mimarisidir.

iran sinem

Bu nedenle İran açısından mesele bir pazarlık değil, bir varlık-yokluk ikilemi haline geliyor. Tahran yönetimi biliyor ki masada kabul edeceği kapsamlı bir geri adım yalnızca askeri kapasitesini değil, aynı zamanda rejimin iç meşruiyetini ve devrimci iddiasını da zayıflatabilir. İran’ın yıllardır kurduğu “mozaik savunma doktrini” tam da bu nedenle üç ayağa dayanıyor: eşik altı nükleer kapasite, asimetrik füze ve İHA gücü, vekil ağlar üzerinden yürütülen ileri savunma stratejisi. ABD’nin baskısı ise doğrudan bu üç ayağı hedef alıyor. Bu yüzden İran bazı koşullarda savaşı tercih etmese bile, müzakere yoluyla stratejik olarak tasfiye edilmekten daha az riskli görebiliyor.

Sahada yaşananlar da bu farklı stratejileri açıkça gösteriyor. ABD ve İsrail daha çok İran’ın komuta merkezlerini, füze altyapısını ve nükleer programını hedef alarak sistemi felç etmeye çalışıyor. İran ise buna karşılık ABD’nin Ortadoğu’daki askeri ve siyasi ağını hedef alıyor. Körfez’deki üsler, limanlar, enerji hatları, tanker trafiği ve ticaret yolları bu nedenle saldırıların merkezinde. Hürmüz Boğazı’ndaki risklerin artması ve enerji taşımacılığının tehdit altına girmesi de İran’ın savaş stratejisinin önemli bir parçası. İran’ın mesajı açık: “Savaş İran’da kalmaz; enerji ve ticaret de etkilenir.”

Ancak İran’ın Körfez ülkelerine yönelen saldırıları başka bir sonuç da doğuruyor. Tahran aslında İsrail karşıtı öfkeyi kendi lehine çevirmek isteyebilirdi. Fakat Dubai, Bahreyn veya Katar gibi bölgelere yönelen tehditler Arap yönetimlerinde tam tersine İran karşıtı bir güvenlik refleksi yaratıyor. Bu durum, ABD ve İsrail’in uzun süredir kurmaya çalıştığı bölgesel güvenlik mimarisini güçlendirme potansiyeline sahip. Körfez monarşilerinin İsrail merkezli bir hava savunma ve güvenlik sistemi içinde daha fazla yer alması, bu savaşın görünmeyen stratejik hedeflerinden biri olabilir.

Öte yandan bu kriz yalnızca İran ve İsrail arasında yaşanmıyor. ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı ve NATO’nun geniş savunma kapasitesi de denklemin önemli bir parçası. İran doğrudan bu askeri blokla cepheden bir savaş yürütmek yerine daha çok asimetrik yöntemlere, vekil güçlere ve enerji hatları üzerinden baskı üretmeye yöneliyor. Bu nedenle Ortadoğu’daki gerilim giderek klasik bir devletler arası savaş olmaktan çıkıp uzun süreli bir yıpratma mücadelesine dönüşüyor. Modern savaş artık yalnızca coğrafyayı değil, sistemleri ve ağları hedef alıyor.

Bugün gelinen noktada en gerçekçi senaryo ne tam bir anlaşma ne de büyük bir bölgesel savaş gibi görünüyor. Daha olası olan tablo, uzun süre devam eden kontrollü bir gerilimdir. Çünkü hem ABD hem de İran nihai bir kırılmanın maliyetinin çok yüksek olduğunu biliyor. Bu nedenle Ortadoğu’da önümüzdeki dönemi belirleyecek soru şu olacak: İran gerçekten zayıflatılabilecek mi, yoksa bu baskı yeni ve daha karmaşık bir güç dengesi mi yaratacak? Çünkü Ortadoğu’da kurulan her düzen, kısa süre sonra kendi karşı düzenini üretir. Bu yüzden mesele yalnızca bugünkü savaş değil; savaş sonrası kurulmak istenen düzenin ne kadar sürdürülebilir olacağıdır.

 

Dr. Sinem ERAY
Dr. Sinem ERAY HAKKINDA

Dr. Sinem ERAY... 1983 yılında İstanbul’da doğdu… Beykoz Çubuklu Mahallesinde ikamet eden Sinem Eray, lise eğitiminden sonra, 2002 yılında Trakya Üniversitesi Fizik bölümüne başladı. Kariyer ve eğitim değişikliği yaparak, 2010 yılında İstanbul Ticaret Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden lisans derecesini aldı. Ardından Bahçeşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Global İlişkiler alanında yüksek lisans eğitimimi tamamlayan Eray, bu süreçte Bahçeşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Öğrenci ve Yazı işleri Koordinatörü olarak görev yaptı. BAU Hükümet ve Liderlik Okulu bünyesinde çeşitli görevlerde bulundu. Akademik yolculuğunun devamında, Bahçeşehir Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora eğitimini tamamladı ve 2022 yılında doktora derecesini aldı. Akademik kariyerine Bahçeşehir Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi olarak başladı ve 2023 yılından bu yana bu görevini sürdürmektedir. 2024 yılından itibaren Bahçeşehir Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü'nde Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler programlarının koordinatörlüğünü yapan Sinem Eray, eğitim ve öğretim faaliyetleri kapsamında lisans ve yüksek lisans seviyelerinde çeşitli dersler veriyor. İngilizce olarak "Cinema and Politics", "Society, Culture and Identity", "Issues and Problems in Turkish Politics" ve "Introduction to Politics and Society". Türkçe olarak ise "Güncel Siyasal Sorunlar ve Liderler", "Seçimler ve Kampanya Yönetimi", "Karşılaştırmalı Siyaset", "Türk Dış Politikası" ve "Siyaset Sosyolojisi" derslerini yürüten Dost Beykoz Yazarı, Ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılarda bildiriler sunup, makaleler kaleme alıyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

ÇOK OKUNAN MAKALELER

SON HABERLER