İhaleler ve hak ihlalleri

  • 04.05.2020 13:54
  • Okunma: 2179 kez

İlk köşe yazım“Merhaba Beykoz” yazımda kısaca belirtmiştim ama CORONA VİRÜS krizi nedeniyle yine ve biraz daha ayrıntılı bu konuya değineceğim.

Bilindiği gibi hem ülke genelinde, hem ilçeler özelinde gün geçmiyor ki, oldu, bitti ihalelerle bir hizmet bedelinin sadece bir şirkete verildiğini bildiren resmi açıklamalar duymayalım.

Olacak şey değil ama sanat-kültür etkinlikleri bile artık toptan ihalelerle dağıtılıyor.

Bu nasıl bir hizmet, nasıl bir adalettir anlamak mümkün değil?

Bu eleştirilerimi sadece şimdiki Beykoz Belediyesine yöneltmiyorum, öncekiler ve İBB’ de dâhil bütün belediye ve diğer devlet kurumlarına da söylüyorum…

Madem her işi bir tek şirkete ihale edecektiniz halk size niye oy verdi ki?

Madem koskoca resmi bir kurum olarak bu işleri bizzat kendiniz yapmayacaktınız neden her seçimde “birlikte başaracağız” diyerek meydanlar çıktınız?

Amacınız ne?

Seçimleri kazandıktan sonra asli göreviniz bildik, tanıdık zaten zengin olan bir kaç dostunuzu daha da zenginleştirmek ve görev alanlarınızdaki çalışmaya muhtaç yetenekli insanları bu zenginlerin vicdanına mı terk etmek?

Bu nasıl bir kamu hizmetedir, gerçekten rasyonalist bir açıklamasını bilen varsa ve aksini düşünüyorsa lütfen bu makalenin altına görüş bildirsin…

Ya da yeniden seçimler gelince sadece o müteahhitlerden oy istesinler;

O müteahhitler de amele, kalfa, mühendis toplar gibi seçimlerde de oy toplasınlar.

Seçimlerden önce her türlü riski göze alıp aylarca siyasi desteği veren yöresel halk, seçimlerden sonra salkımı yutan zengin müteahhitler olacak; iş mi bu?

Özellikle de CORONA VİRÜS’ÜN yarattığı son derece ciddi ekonomik krizde bu yöntemler asla hakkaniyete uymaz.

Ne demek istediğimi eksik anlayanlar kaldıysa örnekler vereyim:

Diyelim ki, bir alt yapı düzenlemesi yapacaksınız ve bu işlerde layıkıyla çalışacak ameleden, mühendise ve ekipmanlara kadar çok sayıda unsura ihtiyaç duyacaksınız.

Bütün bu eleman ve ekipmanları bir araya toplayacak Fen İşleri müdür veya müdürleriniz ne işe yarıyorlar?

Her ilçede amelilik, kalfalık, ustalık ve mühendislik yapacak ve çalışmaya ihtiyacı olan insan kalmadı mı da zaten köşe olmuş bir tek şirkete bu işleri veriyorsunuz?

Kurum olarak en üst düzeyde gerekli elemanları bir araya getirip ilçenizdeki ameleleri, kalfaları, ustaları, mühendisleri toparlayacak müteahhitlerin görevlerini resmi olarak yapacak yetkin ve nitelikli müdürleriniz yok mu?

Eğer yoksa o zaman mesleği müteahhitlik olanları bu müdürlüklere getirin.

Veya diyelim ki, kültürel ve sanatsal bir etkinlik, ya da bir festival yapacaksınız?

Ne demek sadece bir şirkete aslan payını vermek, böyle gelmiş, böyle gidecek diye bir kanun veya bir ayet mi var?

Oysa yapacağınız iş çok basit:

Diyelim ki kültür-sanat konusunda bir etkinlik tasarlıyorsunuz, önce ilçenizdeki sanatçılara apaçık bir çağrı yayınlayacak, katılım niteliğine sahip olanları ön görüşmelerle belirleyecek ve resmi kurumunuzda ki Kültür-Sanat Müdürlerinizi A’den Z’ye birinci derece sorumlusu tutacaksınız.

Ya da diyelim ki, yoksullara erzak yardımı yapacaksınız?

Yine ilçenizdeki tüm gıda işleri yapan esnafa duyuru yaparak teklif ettiğiniz fiyat ve ürün kalitelerini kabul edenlere bu hizmetleri eşit olarak yayacaksınız.

Eğer tüm bu organizasyonları resmi bir kurum olarak siz yapamıyorsanız, onca danışman ve müdürlere neden bu kadar yüksek maaşlar ödüyorsunuz günah değil mi?

Yoksa bu paraları size halkın çok zor koşullar altında verdiğini unutuyor musunuz?

Şimdi size yaşanmış gerçek bir örnek daha vereyim:

30 Mayıs 2004 yılında yapılan BJK kongresinde 3 bin 272 oy alan ve seçimi kazanan Yıldırım Demirören'in 162 oy gerisinde kalarak yarışı kaybeden Fikret Orman’ı İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda seçimden iki gün önce 28 Mayıs Cuma akşamı saat 20.00’de kim sundu biliyor musunuz?

Fikret Orman, yaptığı her işte farklılık yaratan biri olmayı sevdiği için o akşam da üç binden fazla kongre üyesinin karşısına sahneye çıkarken etkili olmak için kendisini anons edecek kişinin de farklı ve etkili bir ses olmasını istemişti.

Yıldırım Demirören’le yarıştığı ve 162 oyla kaybettiği bu ilk kongrede, bildik, tanıdık ve kanıksanmış bir ses değil, sıra dışı ve güçlü bir ses istiyorum demişti.

Ve kesinlikle sorunu sunucuya verilecek paranın miktarı değildi.

Çünkü o akşam yaklaşık 3500 davetliye sunulmak üzere açık büfe bira’dan viskiye, rakıdan, şaraba, balıktan, ete, pastırmaya, pastaya, tatlıya kadar her şey vardı gece de, yani gerçekten sorun para değildi. Ve çok güçlü rakibi Yıldırım Demirören’e karşı kaybedeceğini bilmesine rağmen ilk rauntta amacına ziyadesiyle erişmişti.

O akşamı Halit Kıvanç, Mehmet Ali Erbil, veya Erkan Yolaç gibi tanınmış ve kanıksanmış bir sesin sunmasını istememişti.

Ve o akşamı doğma büyüme Beykozlu, (Saadettin, Kofin,) Seyfullah Kılıç olarak ben sundum. (Kayıtlar ortada)

Bunu da burada övünmek için falan yazmıyorum aradan 16 yıl geçmesine rağmen 16 kişi ile bile paylaşmadım bu duyguyu. Bu tür sunum ve seslendirmeler yaptığım pek çok işler oldu hayatımda.

Benim derdim nam, şan, ün vs. falan değil fakat ne acı ki 65 yıllık bir Beykozlu olarak bunca zaman içinde ilçemizde yapılan hiçbir etkinliğin sunumu veya seslendirilmesi için hiçbir resmi kurumdan bir kere bile teklif almadım ne büyük bir adaletsizlik bu değil mi? 

Kimse bana da; “gel hemşerim kimseye muhtaç olmadan sen de üç kuruş ekmek parası kazan bu kapılardan” demedi.

Sadece bana değil, küçük bir ülke kadar büyük bir nüfusa sahip olan ilçemizde sanki amele kalfa, usta, mühendis, elektrikçi, kaynakçı, tornacı, döşemeci veya şair, tiyatrocu, fotoğrafçı, reklamcı, matbaa, şarkıcı, türkücü yok muş gibi her defasında hep dışarıdan insanlara hayatlarını kazanmaları için şanslar verildi.

Allah aşkına buna adalet denir mi?

Halk vergi verecek siz onlardan topladığınız paraları kafanıza göre müteahhitlere dağıtacaksınız sonra da ne büyük hizmetler verdik diye övüneceksiniz.

Böyle bir uygulamaya hem bu dünyada, hem öteki dünyada bütün kargalar güler haberiniz ola…

Kolayı yapmak adı üstünde KOLAY, önemli olan ZOR da olsa doğruyu yapmak değil mi?

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları