Türkiye’nin gündemi hızlıdır; ama bazı başlıklar vardır ki hızın ardına saklanamaz. Konu çocuklarsa, susmak da geçiştirmek de -varsa- suç ortaklığıdır.
CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren kreşlerde yaşandığı iddia edilen küçük yavrularımızın şiddet gördüğü ve ağır ihmallerle karşı karşıya olduğuna dair iddialar artık münferit vakalar olarak geçiştirilemeyecek bir noktaya ulaşmıştır. Burada mesele bir belediye hizmeti değil, devletin en korunmasız emanetlerinin kimlerin eline bırakıldığıdır.
Bu kreşler, mevcut İBB yönetimi tarafından, tıpkı Kent Lokantalarında yapıldığı gibi “sosyal belediyecilik” ambalajıyla sunulmuş, siyasi vitrin hâline getirilmiş projelerdir. Ancak vitrinin arkasında ne olduğu konusunda kamuoyuna açık, şeffaf ve tatmin edici bir açıklama veya tam bir görüntü yoktur.
Rakamlar dahi bu algı operasyonunun içini boşaltmaya yetmektedir. İstanbul’da kreş çağında yaklaşık 1 milyon 200 bin çocuk varken, İBB’nin işlettiği kreşlerin toplam kapasitesi yalnızca 13 bin civarındadır. Buna rağmen bu yapılar, “çocuklar üzerinden siyaset” yapmanın merkezi hâline getirilmiştir.
Daha vahimi, bu kreşlerin Millî Eğitim Bakanlığı’nın doğrudan denetiminden özellikle uzak tutulmasıdır. Eğitim, pedagojik formasyon ve çocuk güvenliği gibi hayati başlıklarda “kim denetliyor?” sorusu cevapsızdır.
Son dönemde ortaya saçılan iddialar, işte bu denetimsizlik zemininde filizlenmiştir. Personel seçimi, eğitim içerikleri, güvenlik standartları ve çocuklara yaklaşım konusunda kamusal bir garanti yoktur. Bu, basit bir ihmal değil; ağır bir sorumsuzluktur. Henüz yargı süreçleri tamamlanmamış olsa da, iddiaların ağırlığı toplumda haklı bir hassasiyet oluşturmuştur.
Belediyelerin görevi çocukları ideolojik, siyasi ya da keyfî alanlara kendi siyasi ikballeri adına ‘cilalı projelere konu ederek’ taşımak değildir. Belediyeler bina yapabilir, altyapı kurabilir; ancak çocukların eğitimi ve güvenliği devletin asli görevidir ve bu görev MEB eliyle yürütülmelidir.
Bu nedenle İBB bünyesindeki Çocuk Etkinlik Merkezleri derhâl ve şartsız biçimde MEB’e devredilmelidir. Aksi hâlde yaşanacak her olumsuzluğun siyasî ve vicdanî sorumluluğu bu yapıyı savunanların da üzerinde olacaktır.
Beykoz’daki üç adet kreşin MEB’e devri konusunda kararlı bir duruş sergileyen Belediye Başkan Vekili Özlem Vural Gürzel’in attığı adım, olması gerekenin somut örneğidir. Tebrik edilesidir.
Çocuklar propaganda malzemesi değildir. Ve bu millet, evlatlarının güvenliği söz konusuyken susmaz.
Vesselâm.
YORUMLAR