Hrant Dink’in vasiyeti:

  • 04.06.2020 13:08
  • Okunma: 1517 kez

Dünyanın her yerinde, genellikle her aydının kendi vasiyetini yazma geleneği vardır.

Hazır yazıyorken, vasiyetlerini de aradan çıkarır yazanlar. Kimi düz yazı, kimi şiir, kimi de bir tümceyle bunu ifade ederler...

Şahsen ben de, toprağın üstünde olduğum en son günümde mümkünse, cenazemde “Mevlana, Yunus Emre, Nazım Hikmet Şiirleri ile Zülfü Livaneli, Ruhi Su, Kazım Koyuncu ve Gustav Machler besteleri çalınsın isterim…

Olur ya, cani insanların gazetecileri düşman gördüğü bu dünyada yerel de olsam belki bir gün ben de hedef olabilirim.

Tıpkı Amerikancı emperyalist vahşi politikaları deşifre ettiği için, 2 Nisan 1948 tarihinde öldürülen ilk Türk yazar Sabahattin Ali ve çok sayıda gazetecimiz gibi.

Sabahattin Ali’nin öldürülüş tarihi Amerikan emperyalizminin Türkiye’de içimizden başlattığı kalleş saldırılarının ilk başlangıç tarihidir...

Ve ne acı ki; o tarihten bugüne kadar Uğur Mumcu dâhil Türkiye’de öldürülen gazetecilerimizin sayısı 60’şı aşmıştır. En sonuncusu da, 2007 yılının Ocak Ayı’nda öldürülen Hrant Dink’ti.

Hrant Dink’in de bir vasiyeti vardı:

Cenazesinde slogan atılmasın, siyasi pankart da taşınmasın istemişti...

Ama yine ABD patentli George Soroz’cu ajan provokatörler (kışkırtıcılar), “Hepimiz Ermeni’yiz” diyerek bu vasiyetini çiğnemişlerdi.

Yine ülkemizde George Soroz tarafından satın alınan, satılmış kalemlerinin sıkça vurguladığı gibi; gazeteci Hrant Dink’i, Türkiye’de Laik Cumhuriyeti savunanlar değil, bilmiyorum ama varsa bile “Türk Derin Devleti” öldürtmemişti.

Çünkü (varsa bile) Türkiye’deki “Türk Derin Devleti” ABD gibi kendi inşa ettiği “İkiz Kuleleri” bombalatıp, yine kendi yurttaşlarından üç bin kişinin ölümüne yol açan o insanlık dışı, iğrenç kararları alabilecek kadar şeytani bir zihniyete asla sahip değildir.

Eğer gerçekten öyle olsaydı, herhalde bugün Türkiye’de rejim için sakıncalı bilinen hiç kimse hala yaşıyor olamazdı. ABD’deki derin devlet Kennedy’leri sağ bıraktı mı?

Kesinlikle olsun istemeyiz ve asla da desteklemeyiz ama ABD’de ki gibi ülkemizde de cani ruhlu bir derin devletimiz olsaydı, bunca zaman bu kadar beceriksiz mi kalırlardı?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve sistem için tehlikeli olan sakıncalı siyasetçileri havada, karada, denizde, ovada nerede olursa olsunlar orada bulmaz ve on binlerce kere öldürülmezler miydi?

Türkiye’de çok uzun zamandır hunharca cinayetler işleyen bir derin devlet var tabi; ama o devlet Siyonist Baronların yönlendirdiği Şahin Amerika Birleşik Devletleri’nin ta kendisidir. Ve bu yeni keşfedilmiş bir şey de değildir. Her bilinçli demokrat vatandaşımız bu gerçeği çok iyi bilir...

Ne ilginç değil mi?

Amerikalılar dünya nüfusunun sadece % 5’ni oluştururken, yedikleri haltlarla dünyanın % 80’nin içine edebiliyorlar.

Ben iddia etmiyorum bilim insanları söylüyor; küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi, kuraklık ve her türlü insan ve doğa tahribatının % 80’nin sorumlusu işte bu vahşi Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Ama Bilişim, İletişim, Medya, Kültür, Sanat ve Reklâm gibi her türlü olanağı kullanarak güya dünyanın en hümanist ve en demokrat ülkesi kesilmeyi de çok iyi beceriyorlar…

Fakat başka bir gerçek daha var ki, Hrant Dink’in öldürülmesinin hemen ardından Atatürk ve Atatürkçü kurumları karalamak isteyenlerle, o tarihlerde 301. Maddenin kalkmasını talep edenlerin bu cinayetin işlenmesinde dolaylı, ya da direkt bilgileri ve etkileri olmuştur. Ve öldürülen tek Türk de Hrant Dink değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında, Lozan’da İsmet İnönü’ye suikast yapmak isteyen ve daha sonra Mustafa Kemal’e suikast girişimini planlama aşamasında yakalanan Ermeni eylemciler, 1945 yılına kadar göreli bir sessizlik dönemine girdiler.

1945’teki bireysel bir-iki girişimin dışında, örgütsel olarak 1960’ların ortasına kadar devam eden bu göreceli sükûnet, Ermenilerin, “Soykırımın ellinci yılı” dedikleri 1965 öncesinde yeniden tırmanmaya başladı.

Uluslar arası düzeyde, özellikle Amerika’da ve Fransa’da tırmanan bu örgütlü etkinlikler, 1970’li yılların başından itibaren doğrudan cinayetlere dönüştü.

Ermeniler dünyanın her yerinde Türk Diplomatlarına ve Türk Hava Yolları gibi kuruluşlarına pek çok saldırı düzenlemeye başladılar.

Bütün dünyanın ilgisiz ya da Ermenileri destekleyen gözleri önünde gerçekleştirilen bu saldırıların önemini ve genişliğini belirtmek için sadece ve ölümle sonuçlanan yani cinayet niteliği taşıyan olayların listesini aşağıda veriyorum:

 

  1. 27 Ocak 1973. Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Muavin Konsolos Bahadır Demir, Santa Barbara’da öldürüldü.

 

  1. 22 Ekim 1975. Avusturya Büyükelçisi Danış Tunalıgil, Viyana’da öldürüldü.

 

  1. 24 Ekim 1975. Fransa Büyükelçisi İsmail Erez ile şoförü Talip Yener, Paris’te öldürüldü.

 

  1. 16 Şubat 1976. Beyrut Büyükelçiliği Başkâtibi Oktar Cirit, Lübnan’da öldürüldü.

 

  1. 9 Haziran 1977. Vatikan Büyükelçisi Taha Carım, Roma’da öldürüldü.

 

  1. 2 Haziran1978. İspanya Büyükelçimizin eşi Necla Kuneralp ile emekli büyükelçi Beşir Balcıoğlu, Madrit’te öldürüldü.

 

  1. 12 Ekim 1979. Hollanda Büyükelçimizin oğlu Ahmet Benler, Lahey’de öldürüldü.

 

  1. 22 Aralık 1979. Fransa Büyükelçiliği Turizm ve Tanıtma Müşaviri Yılmaz Çolpan, Paris’te öldürüldü.

 

  1. 31 Temmuz 1980. Yunanistan Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip Özmen, Atina’da öldürüldü.

 

  1.  17 Aralık 1980. Sydney Başkonsolosu Şarık Arıyak ile koruma görevlisi Engin Sever, Sydney’de öldürüldü.

 

  1. 4 Mart 1981. Fransa Büyükelçiliği Çalışma Müşaviri Reşat Moralı ile Din Görevlisi Tecelli Arı, Paris’te öldürüldü.

 

  1.  9 Haziran 1981. Cenevre Başkonsolosluğu Sözleşmeli Sekreteri Mehmet Savaş Yergüz, Cenevre’de öldürüldü.

 

  1.  24 Eylül 1981. Paris’te Başkonsolosluk basıldı, Başkonsolos Kaya İnal yaralandı ve Koruma Görevlisi Cemal Özen, öldürüldü.

 

  1.  28 Ocak 1982. Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan, Los Angeles’de öldürüldü.

 

  1.  4 Mayıs 1982. Boston Fahri Başkonsolosu Orhan Gündüz, Boston’da öldürüldü.

 

  1. 7 Haziran 1982. Portekiz Büyükelçiliği İdari Ataşesi Erkut Akbay ile eşi Nadide Akbay, Lizbon’da öldürüldü.

 

  1.  27 Ağustos 1982. Kanada Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Kurmay Albay Atilla Altıkat, Ottowa’da öldürüldü.
  2. 9 Eylül 1982. Burgaz Başkonsolosluğu İdare Ataşesi Bora Süelkan, Bulgaristan’ın Burgaz kentinde öldürüldü.

 

  1.  9 Mart 1983. Yugoslavya Büyükelçisi Galip Balkar, Belgrad’da öldürüldü.

 

  1. 14 Temmuz 1983. Belçika Büyükelçiliği İdari Ataşesi Dursun Aksoy, Brüksel’de öldürüldü.

 

  1. 27 Temmuz 1983. Lizbon’da Portekiz Büyükelçiliği konutu basıldı, Maslahatgüzar Yurtsev Mıhçıoğlu ve oğlu Atasay Mıhçıoğlu yaralandı, Maslahatgüzar’ın eşi Cahide Mıhçıoğlu ve bir Portekiz polisi öldürüldü.

 

  1.  28 Nisan 1984. İran Büyükelçiliği’ne düzenlenen bir dizi saldırı sonunda sekreter Şadiye Yönder’in eşi Işık Yönder, Tahran’da öldürüldü.

 

  1.  20 Haziran 1984. Avusturya Büyükelçiliği Çalışma Müşaviri Vekili Erdoğan Özen, Viyana’da öldürüldü.

 

  1. 19 Kasım 1984. Birleşmiş Milletler Viyana Bürosundaki Türk Direktör Enver Ergun, Viyana’da öldürüldü. 

 

…Bu listede Ermenilerin taşeronu olarak çalışan Yunan terör örgütlerinin öldürdüğü ya da dünyanın başka yerlerinde Türkiye düşmanlarınca öldürülen öteki dışişleri mensuplarının adları yok.

Ayrıca cinayetle sonuçlanmayan, sadece baskın niteliğinde olan veya yaralanmayla sonuçlanan suikast olayları da bu listede yok.

* Emre Kongar, “Tarihimizle Yüzleşmek” Sayfa109–110

Hrant Dink’ bu kentte insanlar güvercinlere dokunmaz, kendimi ürkek bir güvercin gibi hissediyorum” demişti ya; pek çok kişiye göre yanılmış, sanılmış ve insanları bir hüzün kaplamıştı oysa Hrant Dink kesinlikle yanılmamıştı...

Çünkü sadece bizim ülkemizin değil aslında tüm dünyanın insanları, ama gerçekten “insanları” güvercinleri hiç bir zaman öldürmezlerdi.

Üstelik bizim ülkemizin insanları, ister Ermeni, ister Yahudi, ister Süryani olsun hayata dair çok şey öğrendikleri tüm Gayri Müslimlerini sanıldığından çok daha fazla sayar ve severler...

Benim de yakından tanıdığım Ermeniler var. Aralarında en çok saydığım rahmetli Reyman Eray... Tiyatro sanatçısı Ahmet Talat Bozok vasıtasıyla tanıdım onu.

Reyman Eray; müzik öğretmeni, besteci ve yazardı.

Küçükken Menenjit hastalığı geçirmiş. Bu hastalık nedeniyle İlkokuldan bile mezun olamamış. Ama müzik eğitimi alanında Talat Bozok onun için; ”Türkiye’nin en iyilerinden biridir” derdi.

Çok sayıda ünlü şarkıcılara ve pek çok tiyatro oyununa müzikler bestelemiş biriydi.

Ermeni asıllı Türk, Reyman Eray ile mahallemizden Şevki Bostan (abi) aynı gün ölmüşlerdi. Şevki Abi Beykozlu Müslüman, Reyman Abi ise Pangaltılı Ermeni Türk idi.

Garip ama gerçek ikisi de aynı hastalıktan, birbirlerini hiç tanımadan ve aynı yaşlarda öldüler.

Biri Müslüman Türk’tü, biri Ermeni Türk ama ikisi de benim büyüğüm ve yürekten abi diye andığım insanlardı.

Pazar günü Şevki abinin cenazesindeydim, Pazartesi günü de Reyman abinin cenazesinde. Reyman abinin cenazesine tiyatro sanatçısı Ahmet Talat Bozok ile katıldım.

Hayatımda ilk kez, baştan sona katıldığım bir Ermeni cenaze töreninde papaz orta yaşlı ve esmer bir bayandı.

Ermeni şivesiyle ama düzgün Türkçesiyle: “Reyman Eray iyi bir insandı” diyordu

O, benim kardeşlerime kilisede ücretsiz gitar dersi vererek, onların bu gün bile hala ekmek paralarını kazanmalarını sağladı... O bir sanat aşığı ve çok iyi bir insandı.”

Gerçekten de onu yakından tanıyan Ermeniler gibi biz de Reyman Abiyi çok severdik.

Çünkü bilirdik ki, ülkemizde yaşayan Gayri Müslimler, hangi sosyal katmanda yer alırlarsa alsınlar, nerede yaşarlarsa yaşasınlar içlerinde vasıfsız insan görmek çok zordu.  7-den 70’e dünyaya geldikleri andan itibaren gördükleri eğitimlerle ya sanatçı, ya zanaatçı, ya da bilim insanı olurlardı. Ülkemizdeki en iyi tornacıları, kuyumcuları, kaynakçıları, sıvacıları vb. ustaları ilk onlar yetiştirdi ve bu zanaatları biz Türklere de ilk onlar öğretti...

Bu zanaatları öğrenenlerimizden bazıları usta, bazıları patron ve bazıları fabrikatör, bazıları Milliyetçi, Sosyalist, Kemalist ve bazıları da Şeriatçı oldu...

Sinema, Müzik, Tiyatro, Resim gibi sanatların da ilk ustalarıdır onlar. İlk, gitar çalmayı da onlardan öğrendik, ilk kameraman olmayı da. Matbaayı, hatta kimi bölgelerde inşaat yapmayı da… Birbirimizi sevmemiz için öyle çok yaşayan nedenlerimiz var ki!

Belki de bu yüzden ülkemizde; Laz, Kürt, Çerkez, Boşnak, Abaza, Pomat, Arnavut, Süryani, Ermeni, Rum ve diğerleri; din, dil, ırk, renk, cinsiyet ayırt etmeden Hrant Dink’in cenazesine böylesine cesurca sahip çıkmıştı insanlarımız ve hala sahip çıkmakta... 

Hrant Dink’i değil ama Reyman Eray’ı yakından tanıyordum.

Bir Müslüman çocuğu olarak, ben Reyman Eray’a Reyman Abi dediğime göre, Talat Bozok, Reyman Eray’a Reyman Abi dediğine göre, Bilgesu Erenus, Reyman Eray’a Reyman Abi dediğine göre, demek ki hepimiz inançlarımızı işe karıştırmadan bir Ermeni’yle abi-kardeş olabiliyorduk.

Onunla bizi abi-kardeşleştiren, dini ya da etnik kimliğimiz değildi... Tam tersine; hiç bir dine ve hiç bir etnik kimliğe dayanmayan Ulus Türk Milleti olmaktı bizi asıl kardeşleştiren. 

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları