Makaleler

Hiçbir mazeret kalmadı…

2014.07.26 00:00
| | |
10614

Önceki, “Mutluluk & bahtiyarlık îlânı” başlıklı yazımda arz ettiğim gibi, bu mutluluğun vesilesi olan, “hiç bilmeyenlere, yarım günde Kur’ân okumayı öğretme” başarısı, umulandan çok daha fazla ilgiye mazhar oldu. Binlerle hamd ve şükürler olsun…

İlgi odağı olma sebeplerinin başında, bendenizin Diyanet kadrolu bir Kur’ân eğitmeni değil de, sıradan bir iş adamı, köşe yazarı, makine teknisyeni veya ticaret erbabı oluşum idi.

Bu nedenle ulusal medyada, Tv. ana haber bülteni canlı yayınında, bize 2-3 dakika değil, tam 15 dakika 40 saniye zaman ayrıldı.

Televizyona davet edildiğimde bendenize; “bu başarılı ve ilginç tekniğin, halka açıklanmasını talep edeceğiz” denildiği için, bu tekniğin mûcidi olan Mühendis- İlâhiyatcı İmam H.İbrahim Tunç hocamı da TV.’a getirdim. Ancak, merak edilen o tekniklerden çok daha fazla, benim bu işe el atmam ile ilgili konulara girildi. Ortaya çok ilginç gerçekler çıktığı için, bugün bu ilginç gerçekleri sizlerle paylaşmak istedim. 

 

Bendenize sorulan ilk soru:

-Hocam, herkes biliyor ki Kur’ân öğrenimi için bazen bir yaz tatili yetmiyor. “Çok çok sıkı tutulursa, yetişkinlere 15 günde de öğretilebiliyor” deniliyor. Siz ne yapıyorsunuz ki sadece YARIM günde, yani 10 saat gibi kısa bir zamanda Kur’ân okumayı öğretebiliyorsunuz?...

Bu soruya cevabım çok netti:

-Efendim, aslında bu başarıdaki en büyük pay benim değil, bu tekniği keşfeden mühendis ve ilâhiyatçı olan genç imam, H.İbrahim TUNÇ hocamızındır. Bu konuda ondan ders aldığım gibi, özel olarak hazırlanmış olan tüm görselleri, kitapları, araç ve gereçleri de aldım ve kullandım. Ayrıca, ben Japonya’dayken öğrendiğim “Kalite çemberleri” ve “beyin fırtınası” tekniklerini de bu sisteme katarak, eğitim vermeye çalıştım. Çok şükür başarılı da oldum. İsterseniz o teknik ayrıntıları, H.İbrahim hocamdan alalım…

·       Pası alan İbrahim hocamız, teknikleri ayrıntılarıyla anlattığı konuşmasında, şöyle güzel bir örnek verdi.

“-100 Kg. ağırlığı kaldırmak için teknik kullanılmaz ise 100 Kg.’dan fazla bir kuvvet ve enerji kullanılır. Ancak teknik kullanıp, araya bir makaralı caraskal tekniği katarsak, 50 Kg.’lık bir kuvvetle, eğer 2-3 makaralı caraskal kullanırsak, o yükü 20 Kg.’lık bir kuvvetle çok daha kolay kaldırabiliyoruz. İşte burada da biz Kur’ân eğitiminin içine, birkaç makara kabilinden, birkaç usul ve prensip koyduk. Çünkü buna çok ihtiyaç vardı. Hem öğretici ve hem de öğrenciler uzun zamanlar harcıyorlardı. Mühendisliğimi bu problem üzerinde yoğunlaştırdım. Nitekim çok başarılı olduk. Ankara’ya çağırılarak benden brifing alındı. Önceleri, klasik “birebir” sistemle 40 kişilik sınıfta, bir günde bir öğrenciye sadece 2-3 dakika düşüyordu. Gerisi öğrencinin özel gayretlerine kalıyordu. Bu yeni sistem ve tekniklerle isesürekli bir gurup çalışması olduğundan, bu yarım günde kişi başına 200-300 dakika düşüyor gibi yansıyor. Bir de, eğitime katılan hafıza tekniklerinin de çok önemi var…”

·       Bundan sonra, soru bendenize yöneldi:

 

-Evet hocam, size dönelim. Çok ilginç fakat bu bir gerçektir ki, siz bir din görevlisi de değilsiniz. Eğer olsaydınız, belki de “mesleğinde özel hamleler yaptı, bazı üstün başarılar kazandı” denilip normal karşılanabilirdi. Evet, İbrahim hocamız gibi bu da takdire şâyândır, fakat siz bir makine teknisyenisiniz, araştırmacı yazarsınız ve daha da önemlisi bir iş adamısınız. Bu farklı kulvara niçin girdiniz?...

-Kur’ân öğrenmek de öğretmek de, her mü’min üzerine bir emr-i bil ma’ruftur ve dînî bir vecîbedir. Din görevlisi olma şartı, asla yoktur. Vedâ hutbesindeki emirlere dikkat ediniz. A.S.V. veda hutbesindeki her paragrafa “Ey insanlar ve ey iman edenler” diyerek başlıyor,“ey din görevlileri” ile değil… Meselâ: “Ey iman edenler, bu vasiyetlerimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.” İşte bu emri alan ve çevre beldelere ve ülkelere yayılan 100 000 küsur Ashabın, çoğunluğu tüccar veya başka meslekten değiller miydi?...

Aslında, Hadis-i Şerif de çok nettir:“Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğreteniniz ve öğreneninizdir(Darimi, 2/437)“Hesap gününde de; ne ben, ne başka bir peygamber, ne de bir melek, Allahın c.c. indinde, KUR’ÂN’dan daha imtiyazlı bir şefaatçi olmayacaktır…” (Ramûd-ul Ehâdis, İlâhi Nizam, İhya-u Ulûmiddin.)

·       Bu Hadisi Şeriflerdeki müjdelere muhatap olmayı kim istemez ki?...
 

-Peki hocam, sizi böyle bir çalışmaya sevk eden âmil ve sebep nedir?...

- Kur’ân okumanın faziletleri ve önemi hakkında bir araştırma yaparak, “Kim ki Kur’ân bilmedi, sanki dünyaya gelmedi” başlıklı bir köşe yazısı hazırlamıştım. Bu tarihte de bir haftalık bir tatil beldesindeydim. O tesisin 500 kişilik bir de mescidi vardı. Yabancı yerlerde bir kez müezzinlik yapsam, sesimin aldatıcılığı sebebiyle tüm tatil boyu mikrofon benim yanıma getiriliyor. Sonra da dostluklar kuruluyor. İşte bu görüşmeler sırasında ve son yazdığım köşe yazısının etkisiyle “Kur’ân okumasını bilmeyenlerin” istatistiğini yapmaya başladığımda, adeta şaşkına döndüm. Çünkü, maalesef cami cemaatinin neredeyse yarısı Kur’ân okumayı bilmiyorlardı. Çok ağırıma gitti. Bu konuyu görevli imam ile görüştüm.“..Buradaki misafirlerinizin çok bol boş vakitleri var. İlân etseniz de Kur’ân öğretseniz, olmaz mı” dedim. Genç imam bana; “hocam, ben de denedim fakat bir hafta sonra adamın tatili bitiyor, daha öğrenemeden gidiyorlar ve yarım kalıyor”dedi. Ben de; “İstanbul’da, geliştirilen bir teknikle, bir günde öğretildiğini duymuştum. O tekniği ben öğrensem de, mayıs ayında buraya tekrar geldiğimde birlikte uygulasak, nasıl olur?” Dedim. Genç imam çok sevinmişti. İşte bu duygularla ben de İbrahim hocamı buldum, 1-2 günde öğrendim. Bu metodu öğrendiğimi duyan Nurmektebi Derneği yöneticileri, hemen talip oldular ve 10 Mart 2012’de denedik ve 23/24 başarılı olduk. Bu başarıyı onlar sitelerinde yayınlayınca, bu şekilde ummadığımız bir talep yağmuruna tutulduk. İnanınız ki, bana “..Hocam, (Bursa’da, Kastamonu’da, Hollanda’da v.s.) 30 kişilik bir gurup oluşturduk, lütfen geliniz” Veya “..oradaki programlarınızı ilân ediniz, falan vilayetten geleceğiz” gibi teklifler yağıyor…

Bu sorunuzun cevabı olan çok önemli bir başka faktör de, Kamer suresi, 17, 32. Ve 40. Âyetlerde vaad edilen, O ilâhi kelâmın yerine gelme mucizesidir. O ayetlerde yüce RabbimizAnd olsun, Biz Kur'ân'ı zikir için(Kur'ân'ı okumak, öğrenmek, ezberlemek, yaşamak ve öğüt almak için) kolaylaştırdık. Fakat hani ibret alacak olan?...”buyuruyor. “Mademki kolaylaştırılmış, niçin başaramayalım” diye düşündüm. Burada işte bu âyetin mucizesi gerçekleşiyor. Yani; “..işte bakınız, böyle sıradan bir teknisyen bile bunu yarım günde başarabiliyor. Çünkü onu Allah c.c. kolaylaştırıyor” gerçeği ortaya çıkıyor. Kur’ân harfleri çok karışık ve öğrenmek de çok zor diyenlerin kulakları çınlasın…

·       Son soru; “..İzleyicilerimize bir mesajınız var mı” idi. Cevabım:

-Evet; Kur’ânı öğrenmemeye hiçbir mazeret kalmamıştır. Mutlaka hemen öğreniniz…

Anahtar Kelimeler: Dost Beykoz, Beykoz, Raif Öztürk

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"