Makaleler

Her sabah yeniden başlamak!

2014.08.21 00:00
| | |
81012

Çevremizde panik atak, depresyon, anksiyete bozukluğu gibi ruhsal, sinirsel kolit, rahatsız ayak sendromu gibi hem ruhsal hem de bedensel bazı hastalıklarda oldukça bir artış gözleniyor.

Hemen hemen her üç kişiden biri “uyku sorunu” çekiyor. Ayrıca birçok insan “yorgunluk, halsizlik, bitkinlik” nedeniyle hastanelere gidiyor, yine pek çok insan “çarpıntısı” ya da artık dayanamadığı “baş ağrısı” sorunu nedeniyle doktorlarına başvuruyor. 

Peki, ne oldu da bu hastalıklar böylesine sıklaştı? Sorun hayatımızdaki değişimlerden kaynaklanıyor.
Korkunç bir hızla kalabalıklaşıyor, dingin, sessiz, sakin köy, kasaba hatta küçük şehirleri bile terk edip gürültülü, itişi kakışı bol, yaşam tarzı yarışmaya dayalı büyük şehirlere,  metropollere, daha doğrusu “kalabalıklara” taşınıyoruz. Ve ne yazık ki kalabalıklaştıkça kendimizden de çevremizden kopup “yalnızlaşıyoruz!” Bu kaçış ya da kopuşlar bizi yeni, farklı, daha zor bir hayatın içine itiyor, doğal yaşam gelenek, görenek ve adetlerimizden köklerimizden koparıyor.
Uzaklaştıkça, kopup yalnızlaştıkça daha endişeli, daha korkak, daha kırılgan yapılara dönüşüyoruz.
Ortaya çıkan çatışmaların sonuçları da bize ya baş ağrısı, çarpıntı, uykusuzluk, mide bağırsak spazmları, halsizlik, yorgunluk ya da el ayak uyuşmaları gibi psikosomatik sorunlarla geri dönüyor.
Bu kötü kısırdöngüden kurtulmanın yolları, hayatımızın manevi yanlarını zenginleştirmekten,  geleneksel değerlerimize bir şekilde yeniden dönmekten geçiyor. Akrabalık, hemşerilik, dostluk, arkadaşlık ilişkilerini yeniden tanımlamaktan, tazelemekten geçiyor.  Bedensel sağlık kadar ruhsal sağlığı da öncelik vermekten, beden ruh ilişkisini daha çok ciddiye almaktan, kendini iyi hissetme arzusuna odaklanıp kendine iyi bakmaktan geçiyor. Kısacası artık yeni ve daha mükemmel bir hayat planlamanın vakti çoktan geldi...
Sağlığınızın altın anahtarlarından biri de “iyi bir gece uykusu”dur. Tıp biliminin en az bilinen konularından biri olmasına rağmen elimizdeki sınırlı veriler bile “iyi bir uyku”nun hayat kalitemizin temel belirleyicilerinden biri olduğunu gösteriyor. Uykusuz kişilerin kalp krizinden felce, kalp ritim bozukluklarından tansiyon yüksekliğine, kilo almadan depresyona pek çok hastalığa yatkın hale geldiği yüzlerce araştırmayla kanıtlandı. Dahası, eğer bir gece önce güzel bir uyku çekemediyseniz yorgun, bitkin, halsiz, sinirli, gergin, olur olmaz zamanlarda patlamalar gösteren, işine gücüne odaklanmada zorluk çeken, öğrenme zorlukları yaşayan, yani iş başarısı ciddi ölçüde bozulan, daha da önemlisi kaza yapmaya eğilimli biri haline geldiğiniz ispatlandı. Özetle; uyku sadece bir “mola” gibi düşünülmemesi, vücudun kendini iyileştirdiği, uyanıklık döneminde ortaya çıkan problemleri tedavi ettiği, yara bereleri sarıp sarmaladığı bir “tedavi süreci” olarak kabul edilmesi gereken bir zaman dilimi.
Uzmanlara göre iyi bir uyku uyuyamıyorsanız eğer, obez olma ihtimaliniz de, diyabete yakalanma riskiniz de artıyor. Uykusuzlarda ani ölüm riski beklenenden daha yüksek gibi görünüyor. Uykusuzların yaşlılıklarında bellek sorunları ile uğraşma ihtimali de daha fazla gözleniyor.
Uykunun çok önemli bir faydası daha var ve en çok da kadınları ilgilendiriyor! İyi bir uyku güzelleştiriyor. Uyku esnasında biraz daha fazla salgılanan büyüme hormonu cildimizin canlı, diri, parlak ve genç kalmasını sağlıyor. Düzenli uyku ile kanda miktarı artan büyüme hormonu (somatotropin), cildin temel yapı taşları olan kollajen ve elastin liflerinin üretimini teşvik edip cilde bir miktar nem de kazandırıyor. Dahası saçları ve tırnaklarımızı da olumlu yönde etkiliyor. Kısacası iyi bir uyku, bir gençlik hapı olarak da etkili ve “güzellik uykusu” deyimi son derece haklı bir tanımlama.
Hayat enerjisinin kaynağı bedenden çok ruhtadır. Hayatın bir enerji olduğu doğru, enerji kaynağının yalnızca yiyip içecekler olduğuysa yanlıştır. Bu sebeple nedenini anlayamadığınız yorgunluk, durgunluk, bitkinlik, halsizlik, uykusuzluk, hatta çarpıntı, yürek sıkışması, sırt, boyun, bel ağrısı, kaşıntı ve egzamaların kaynağını ruhsal enerjinizin azalmasında aramalıyız.
Her şeyden önce birazcık yavaşlayın. Sağlıklı bir ruh, bedeni ile yan yana yürüyen, ona gecede gündüzde, korkuda sevgide, tasada, endişede eşlik edendir. Beden ve ruhunuza baş başa kalmaları, konuşup anlaşmaları için zaman tanıyın.  Dinlenmeye, uyumaya, gezip tozmaya ve hayatı daha çok paylaşmaya bakın. Hayata daha çok dokunmak, huzur, keyif, neşe eklemek istiyorsanız ilk adımın yavaşlamak olduğunu aklınızdan hiç çıkarmayın. Kabalık, öfke, kin, nefret, kıskançlık, endişe, panik gibi kavramları kapınızdan bile sokmayın.
Olur, olmaz şeylere kızıp sinirlenmeyin. Her şey, her zaman daha önce hesaplanan, ölçülüp biçilenden farklı boyutlar kazanabilir. Çevrenizde sizi üzen, bunaltan şeyler yoğunlaşabilir. Bunları da ‘‘çevresel bir kirlenme’’ gibi algılayın. Kafa karışıklığı, güçlük, çatışma ve karşıtlıklar hep olacaktır. Marifet, bu durumlarda da sinirlenmemek, kızmamaktır. İç huzuru, olabildiğince korumaktır.   
Hayat enerjisini daha fazla üretmenin bir yolu, daha çok sevmektir. Mümkünse de sınırsız, karşılıksız sevmektir. Sevgi oktanı çok yüksek, fiyatı çok ucuz, paylaştıkça çoğalabilen yakıttır. Ruhsal bagajınıza daha çok sevgi yükleyin.
Bazen kabul edin! Gerektiğinde tabiî ki direnmelisiniz. Ama uzun süreli dirençlerin, beyhude karşı gelmelerin, streslerin adrenalin, kortizol ve insülin gibi  “fazlası can yakan” ve “enerji azaltan” hormonları arttırdığını bilmelisiniz. Her şeyin kontrol edilemeyeceğini unutmayın.  Biraz şans, kader, kısmet ve biraz da ilahi takdir hayatın içinde mutlaka vardır. Elinize iyi kartlar gelmediğinde, mevcut kartlarla yetinin, sabredip bekleyin, mevcudu kabul edin,  ‘‘Bu da geçer...’’ deyin. Hayat sonsuz bir enerjidir ve her enerji gibi bu enerjiyi de sürekli üretmek, üretirken tükenmemek, tüketmemek, kirletmemek ve iyi yönetmek gerekir.
Marifet hayatı uzatmakta değil, hayatı huzurlu kılmakta, ona yeni ve farklı hayatlar eklemekte, ritmini ve hızını bozmamaktır. Genç kalmak, yaşadığıyla övünebilmek, istediğinde başını alıp gidebilmek, istediğinde kaldığı yerden ya da sil baştan başlayabilmektir. Hayatı ıskalamamaktır. Hayatın içinde kalmaktır. Hayata her yaşta ve her sabah yeniden başlamaktır...

Anahtar Kelimeler: Dr. Mahmut Akyıldız, Beykoz

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"