Röportajlar

Hep konuşturuyordu, O Dost Beykoz'a konuştu

Hep konuşturuyordu, O Dost Beykoz'a konuştu
2014.08.19 00:00
| | |
13359

1994 yılında 98.2 frekansından Radyo olarak yayına başlayan Karadeniz TV, bugün Türksat 3A, 11096 Vertical 30000 frekansı ve D-Smart 151. Kanal'da 7/24 uluslararası yayın yaparak, izleyicisiyle buluşuyor.

Karadeniz TV Haber Müdürü Çağlar Cilara...  Yıllardır Beykoz’da ikâmet ediyor. Henüz 2 yaşında Trabzon’dan Beykoz Rüzgârlıbahçe’ye taşınan ailesiyle ilk ve ortaokulu Beykoz’da bitiren Çağlar Cilara, ‘Memleketim’ dediği Beykoz’dan, tarihinden ve insanlarından övgüyle söz ediyor. Çağlar Cilara, “Beykoz’u doyasıya yaşadım ve böyle bir ilçede yaşadığım için de gurur duyuyorum” diyerek, duygularını dile getiriyor.

Hep konuşturuyordu, bu kez konuştu

Karadeniz TV’de Haber Müdürlüğü’nün yanı sıra hafta içi her gün saat 17.00’de ekrana gelen “Haber Özel” programıyla, birbirinden ilginç konuları ekranda işleyen Çağlar Cilara, izleyicileri kusursuz olarak yaptığı bu CANLI programlara çekmeyi başarıyor. Doğum tarihi 1989 olan genç yetenek, pek çok yıllanmış gazetecinin dile getiremediği konuları işleyip, çarpıcı konukları ekrana getirerek ‘fark’ yaratıyor. Yaptığı 700’ü aşkın programda, Türk, Kürt, Çerkez, Laz gibi kültürleri çıplak ve objektif bir şekilde ekrana taşımayı başaran Cilara, kadın hakları, Vicdani Ret Derneği ve Ateistler gibi ulusal medyanın bile dikkatlice yaklaşmaya çalıştığı konuları cesur bir şekilde işleyebiliyor. Çağlar Cilara, Beykoz’un ve ülkenin en büyük sorununun uyuşturucu olduğundan yakınarak, Belediye Başkanları’na da sitemde bulunuyor: “Pek çok milletvekili ve Bakanı konuk ettiğim halde mesela Beykoz Belediye Başkanı’nı bir kez olsun konuk edemedim! Uyuşturucuyla ilgili program yapalım çağrımı 20’den fazla dile getirdiğim halde Beykoz Belediyesi’nden bir yanıt alamadım. Dost Beykoz aracılığıyla bu konuyu özellikle vurgulamak isterim” şeklinde konuşuyor.

‘Çocukça başladık, ADAM gibi bitirdik!’

Karadeniz TV’nin Eylül ayı itibariyle ‘Kültür Televizyonu’na dönüşeceğini yine ilk kez Dost Beykoz aracılığıyla duyuran Çağlar Cilara, biribirinden önemli konularda genç yaşına rağmen olgunluk ve tevazu ile yanıt vermeye çalışıyor.

İşte Beykoz’un gururu Karadeniz TV’nin ünlü Haber Müdürü Çağlar Cilara ile Dost Beykoz olarak yaptığımız söyleşi:

Çağlar Cilara ile Çavuşbaşı Fatih Mahallesi’nde bulunan ‘Çocuk Parkı’nda bir araya geliyoruz. Son derece içten ve samimi bir şekilde kucaklaşıyoruz. İlk kez değil de yıllardır birbirimi tanıyor gibiyiz. Kısa bir konuşmanın ardından fotoğrafları Çocuk Parkı’nda çekmeyi kararlaştırıyoruz. Televizyonda oturduğu koltuğu doldursa da… Siyaset ve yakın tarihimiz konusunda insanı hayrete düşüren bir bilgi birikimi ve donanıma sahip olsa da… Pek çok konuyu cesurca ve objektif olarak ekrana getirmeyi başarmış olsa da… Çağlar Cilara henüz 25 yaşında… Onun ‘büyük büyük’ konuşan ve kendisine de bir hayli yakışan elbisesini bir süreliğine çıkarıp, çocukluğuna götürmeyi istiyoruz. Önceleri bu isteğimize mesafeli yaklaşsa da sonrasında amacımızı anlıyor ve bizi kırmıyor. Çağlar Cilara ile ‘çocukça’ bir başlangıç yapıyoruz. Daha sonra ise sorularımıza geçiyoruz. Çağlar, bir anda çocukluktan kurtulup büyümeye başlıyor…

Çağlar Cilara kimdir? 

“Ben Beykoz'a 2 yaşındayken geldim. Trabzon'dan buraya geldik. İlk geldiğimizde Rüzgarlıbahçe'ye taşındık. Tabi o dönemler Rüzgarlıbahçe bu kadar gelişmiş değildi. Yol bile yoktu. Çamurların içinde oyun oynardık.

Önce Rüzgarlıbahçe ilköğretim Okulu'na yazıldım. İlkokulu orada bitirdim. Ortaokulu Kavacık İlköğretim Okulu'nda okudum. Çok değerli hocalar büyüttü bizi, her iki okulda da iyi hocalar vardı. Çok güzel değer kattılar aslında bugünlere gelmemdeki en büyük pay da onlara aittir. Okul yıllarındayken çok kaçıp gitmişizdir Dolayoba'ya Kanlıca'ya... Denize girmişizdir, piknikler yapmışızdır. Beykoz'u doyasıya yaşadım diyebilirim. Beykoz'un tadını çıkardım. Hâlâ da çıkarıyorum çünkü Beykoz çok güzel bir semt. Çok güzel hikâyeleri olan bir yer burası. Nostaljisi insanın ruhunu okşuyor.”

Karadeniz TV’deki maceranız nasıl başladı?

“Patronu tanıyorum, kanalın patronunu... Ben bir televizyon programı önerdim ve aslında televizyoncu da değilim, haberci de değilim, gazeteci de değilim. Bundan 3 yıl önce bir program önermiştim. Benim iyi siyaset konuştuğumu ve siyasetten iyi anladığımı söylüyordu. Bana fırsat verdi, bir kapı araladı. Ben de bu fırsatı iyi değerlendirdim. Televizyon programı yaparak başladım. Sonra haber merkezinde bir editöre ihtiyaç oldu ve bana 'Haftada bir kez geleceğine her gün gel, editörlük yap, haber yaz' dediler. Haber yazmaya başladım. İyi olduğumu düşündüler ki, Haber Müdürü oldum. Şimdi hâlâ bu görevimi devam ettiriyorum. 3 yıldır her gün ekrandayım. Her gün Türkiye'nin ve dünyanın en önemli meselelerini konuşuyorum.”

Haftaiçi her gün değil mi? Saat 17.00 diye biliyorum?

“Evet, hafta içi saat 17.00'de her gün yayındayız. Tabi bazen haftasonu özel programlar yaptığımız da o0luyor. Özel konular oluyor, onları işliyoruz. Yani 3 senedir aralıksız ekrandayım ve her gün önemli konular konuşmaya, önemli konukları ağırlamaya çalışıyorum.

Tabi bu sürede kanal değişime uğradı. Eylül ayı ortalarında logosunu değiştirecek, ismini değiştirecek”

Yeni bir kanal mı geliyor?

“Evet, yepyeni bir kanal olacak. Türkiye'de bir ilk olacak: KRT adıyla Kültür Radyo ve Televizyonu olacak. Benim programım yine devam edecek, ben yolumda ilerlemeye devam edeceğim ama kanalın yayın formatında ve yayın ilkelerinde değişiklikler olacak. Türkiye'de henüz bir kültür kanalı yok. Tamamen kültür odaklı yayın y6apan, kültürü merkeze alan bir televizyon kanalı yok. Bizim amacımız Türkiye'nin tek kültür televizyonunu kurmak.

Kültür merkezli yayın yapmak kolay olacak mı? Kimi kültürdeki kişiler diğer kültürlerin dışlanmasını isteyecek yada tanıtımından dolayı rahatsızlık duyduğunu ifade edebilecek. Bu sorunu şahsen sen ya da kanalınız nasıl aşabileceksiniz?

Türkiye'de kültür deyince insanlar 'ucuz müzik' ya da 'ucuz eğlence' falan zannediyorlar herhalde. Öyle değil! Kültür dediğinizde işin içine her şey giriyor; siyaset de gidiyor. Siyaset kültürü diye bir şey var. Mesela din de kültürün içindedir. Okullarda okuruz, 'Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi'. Dünyadaki tüm inanç sistemlerini enine boyuna incelediğinizde, altından kültürün çıktığını görürsünüz. Dünyadaki tüm siyasi ideolojilere baktığınızda, aslında hepsinin birer kültür olduğunu farkedersiniz. Yine dünyadaki tüm fikir akımlarına baktığınızda bir kültürü görürsünüz. Eğlence anlayışları mesela... o da bir kültürdür. Biz kanal olarak tüm bu anlattıklarımı ekrana olduğu gibi yansıtmaya çalışacağız. Hiçbir manipülasyona (etkileyerek yönlendirmeye) izin vermeden, Türkiye'deki tüm inançların, fikirlerin bu ekranda yaşamasını, bu ekranla duyurulmasını sağlayacağız”

En son yaptığın programların birisinde ateistlere de yer verdin. Yılların eskitemediği 20-30 yıllık gazetecileri bu tür konulara mesafeli dururken, sen nasıl bu konuları işleyebildin? Eleştiri ya da tepkiler alıyor musun ve neye güveniyorsun?

“Ben Karadeniz TV'de şu ana kadar 700'ün üzerinde canlı yayın yaptım. Her birisi en az 1 buçuk saat süreli programlardı ve toplasanız yaptığım programlar günlerce sürecek uzunluktadır. Bu 700 programda konuk profilime ve işlediğim konulara baktığınızda, çok farklı toplum kesimlerinin dertlerini, sorunlarını ekrana taşıdığımı görürsünüz. Mesela 'Vicdani Ret Derneği'yle program yapmışızdır ve benim dışımda bu derneği konuk eden Türkiye'de tek bir program yoktur. Hiçbir televizyon kanalı Vicdani Ret'çileri ekrana çıkarıp, 'Ya siz niye zorunlu askerlik görevini yapmak istemiyorsunuz?' diyememiştir. Diyemez de... Şu an öyle bir ortam yok!

Örneğin, Lazlar dernek kurmuştur; Laz kimliğini ve dilini yaşatmak istiyordur; ben onlara elimi uzattım ve seslerini duyurdum. Kürt diliyle ilgili sayısız program yaptım... Kürtçe'nin yaşatılması, geliştirilmesi için sayısız program yaptım. İnsanlar elbette kızmış da olabilirler.

Ateistlere gelirsek... Evet, onlara programımda yer verdim. Ateist Derneği şu anda Ortadoğu'da nüfusu Müslüman olan ülkeler arasında kurulmuş tek dernektir. Kutluyorum yine buradan bir kez daha arkadaşları... Onların da yaşadıkları dünya ve yaşadıkları topluma ilişkin birtakım talepleri var, istekleri var. Ateizmin topluma zararlı bir düşünce olmadığını anlatmaya çalışıyorlar. Yanlış anlaşıldıklarını söylüyorlar. Yani şeytana tapan insanlar olmadıklarını anlatmaya çalışıyorlar. Ben de yardımcı oldum onlara, destek verdim.

Dünyada savaş çıkaranların ideolojilerini bir inceleyin. Dünyada hangi ideolojiler savaş çıkarmıştır, hangi ideolojiler milyonlarca insanın hayatını söndürmüştür, bir bakın. Bir de ateizme bakın. İkisini kıyaslayın. Yani dünyada insanların canına okuyan ideolojiler, dünyaya, yaşama, insanlara daha büyük zararlar vermiştir. Ateistler ise toplumda her zaman şeytana tapan, bütün kötülüklerin, musibetlerin sebebiymiş gibi anlatılıyorlar. Öyle olmadıklarını ben de ekranda insanlara anlatmaya çalıştım.”

Çağlar'a göre Türkiye'de en önemli sorun nedir? Tecrübelerine, okuduğu kitaplara ve çevresine baktığında bir televizyon programcısı olarak neyi görüyor? En önemli sorunumuz ve hatta en önemli ilk 3 sorunumuz nedir size göre?

“Benim gözlemleyebildiğim kadarıyla en büyük sorunumuz, birbirimizi anlayamamamız... Yani ben kendimi 700 program yapmış bir insan olarak da hâlâ Türkiye'ye anlatamamış olarak görüyorum. Ne konuştuğumu, ne düşündüğümü anlatamadım. Daha önce öğrendiklerini insanlar tek doğru, mutlak doğru olarak görüyorlar ve sorgulamıyorlar. Yeni bir düşünceye kimileri hayatında asla yer vermiyor. Bu çok büyük bir problem…

Bunun dışında Türkiye'de siyasi sistemde de büyük sorunlar var. Yasama-Yürütme-Yargı gibi 3 önemli kuvvetin birbirleriyle ilişkilerinde ciddi problemler var. Bu ilişkiler hâlâ sorunlu. Tabi bu sorunun 100 yıllık bir geçmişi var. Darbe Anayasaları'nın verdiği bir tahribat var ve bu tahribat hâlâ giderilemedi. Yasama ve Yürütme yetkileri çok önemli egemenlik yetkileridir, hâlâ tek elde toplanıyor. Bunu bugünkü iktidar sahipleri de söylüyorlar, şikâyet ediyorlar: 'Bu yetkiler bize çok fazla devredelim' diyorlar. 'Başkanlık sistemi gibi bir sistem oluşturalım ve bu yetkileri devredelim' diyorlar.”

Beykoz'da yerel sorunlarla ilgileniyor musun? Belediye seçimleriyle ilgilendin mi ya da ilçedeki sorunlara hâkim misin?

“İlgilendim ancak bir şey söyleyeceğim ve bu söylediğim yalnızca Beykoz için de geçerli değil: Yerel yöneticiler bana 'çok garip' geliyor. Niye garip geliyor? Anlatayım...

Bir telefon ediyorum, Parlamento'daki bir Milletvekili programıma koşa koşa geliyor. Niye? Bir davası var, bir düşüncesi var, bir fikri var ve onu anlatmak istiyor. Seve seve de programa geliyor. Fakat yerel yöneticilerde ben bu heyecanı göremiyorum. Bakın, Beykoz'la ilgili en az 40 kere Belediye'yi aramışımdır: 'Beykoz'da uyuşturucu problemi var gelin benim kanalım açık, benim programlarım açık' demişimdir. Belediye Başkanını da farklı insanları da davet etmişimdir. Beykoz'daki sivil toplum kuruluşlarını da davet etmişimdir. 'Gelin şu Beykoz'daki uyuşturucu meselesini masaya yatıralım' demişimdir. Bu uyuşturucuyu Beykoz'a kim sokuyor? Bu gençler niçin uyuşturucunun tuzağına düşüyor? Gelin, insanları uyaralım, aileleri bilinçlendirelim! Bu uğurda 2 aydır yaptığım çağrılara henüz bir cevap gelmedi.

Bugün biz Çavuşbaşı'nda oturuyoruz. Çavuşbaşı ilçesinde ben daha 1 kez bile polis arabasına rastlamadım! Bir tane asayiş uygulamasına rastlamadım! bu kadar sahipsiz mi kaldı bu memleket? Her yerde bahsediyoruz: 'Devletimiz büyüktür! Devletimiz kudretlidir! Devletimiz güçlüdür! Yasalarımız' diye. Ama şurada o 'güçlü' dediğimiz yasalar, uyuşturucu satan 3 tane adama işlemiyor!

Yalnızca Beykoz değil, Karadeniz'e bakın. Trabzon'a bakın. Bugün Trabzon gençliği uyuşturucu müptelası olmuştur. Rize'nin gençleri uyuşturucu müptelası olmuştur. Bu gençleri kurtaralım bu illetten! Yerel yöneticiler ise oturmuşlar koltukta, program davetine cevap bile vermiyorlar! Koskoca Bakanlar, milletvekilleri geliyor, kendi politikalarını, düşüncelerini ve hayallerini anlatıyorlar; bir Belediye Başkanı'nı ben programıma getiremiyorum. Ben onlara 'gel de yaptıklarını anlat' diye değil, 'gelin şu çocukları uyuşturucunun elinden kurtaralım' diye arıyorum. Henüz 15-16 yaşında gençler uyuşturucu kullanıyor ve çoğu da hayatını kaybediyor. Yavaş yavaş 'bonzai' nedeniyle ölümlü uyuşturucu olayları başladı.”

Bu söylediklerin biraz da asayiş konusuna dâhil edilemez mi? Belediye Başkanı programına davete yanıt vermemesi konusunda eleştirilebilir belki ama uyuşturucu konusunda Belediye'nin de sorumluluk ve yetkileri daha az denilemez mi? Bu dediklerin sanki Emniyet Güçleri'ni ilgilendiren konular. Sence de öyle değil mi?

“Bakın, Belediyelerin elindeki yetkileri azdır ama Belediye'nin görevi şu olmalıdır: Toplumu harekete geçiren kuvvet... Emniyeti harekete geçiren kuvvet... Tamam, asayiş eksikliğidir ama Belediye dediğiniz şey bir ilçe sınırları içindeki bütün aksaklıklardan, eksikliklerden sorumlu olmasıdır. Belediyeler bunun için vardır. Eğer bir yerde inanlar uyuşturucunun tuzağına düştüyse, Belediye 'Bu asayişin işidir' diyemez! Bundan Belediye de sorumludur. Öyle 'topu asayişe atalım, polise atalım, emniyet işini yapmıyor' falan... Bu değil! Belediye, elindeki bütün gücü toplumu seferber etmek için kullanmalıdır. Toplumu bilinçlendirmek için kullanmalıdır. Belediye'nin insanları seferber etmek üzere kullanabileceği bir gücü vardır ve bu gücü de bence kullanmalıdır.”

Dost Beykoz / Özel Röportaj - Ferdi Güngör

Anahtar Kelimeler: Beykoz Güncel Haberler, Karadeniz TV, Haber Müdürü, Çağlar Cilara, Dost Beykoz, Röportaj, Video

1 Yorum
Emrah sevinç 19.08.2014 23:30:30

Merhabalar öncelikle bizi böyle donanımlı objektif düşünen birisi ile tanıştırdığınız için teşekkürler. Temennimiz bu gibi objektif programlar yapan kanalların ve programların çoğalması.

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"