Makaleler

Hediyede ki MÜTHİŞ SIR…

2014.07.26 00:00
| | |
14601

İtiraf ediyorum ki; şu yaşıma kadar; bu konuyu hiç böyle anlamamıştım.

Kütüb-ü Sitte’de çok geçen “Hediyeleşiniz” ..merkezli Hadîs-i Şerîflerin, birçok sosyal avantajlarının ve uhrevi faydalarının olduğunu biliyordum. Fakat Risale-i Nur ekolünün esrarengiz dürbünüyle bakmaya başlayınca, arka plândaki MÜTHİŞ denecek kadar çok esrârını, yeni fark etmeye başladım. Bugün işte bu “müthiş esrârı” paylaşacağım sizlerle…

 

·        Çevrenizdekilerin, yakınlarınızın veya sevdiklerinizin, sizlere hediye vermelerindeki gayelerine, lütfen dikkatlice bakınız. Neler söylüyorlar?

-“Şu eldiveni, kaşkolu, mendili veya bereyi senin için ördüm. Kullandıkça beni ANARSIN.”

-“Seyahatten dönerken; şu hediyeyi senin için aldım. Gördükçe beni HATIRLARSIN.”

-“Şu güzel hediyeyi sana veriyorum ki, buna baktıkça beni DÜŞÜNÜRSÜN.”

-“Şu çok sevdiğim şu kalemimi sana armağan ediyorum, tâ ki yazdıkça beni AN…” ..

..Evet, verilen hediyelerin genel olarak, anılmak, hatırlanmak ve arka plânında da özelliklesevilmek ve unutulmamak için verildiği çok net anlaşıyor, değil mi? Bu çok önemli...

***

Şimdi hediyeleşmedeki şu önemli gerçeği, bir ÖLÇÜ BİRİMİ olarak düşünelim, bizlere Allah c.c. tarafından verilen hediyelere, bağışlara, sermayelere ve ikramlara, bu duygularla bakalım:

·        Yüce Yaratıcımız biz insanlara, karşılıksız olarak, öylesine çok ve binlerce çeşit hediyeler bahşetmiş ve öyle ikramlarla donatmış ki, o hediye ve ikramları gördükçebizler hep O’nu c.c. HATIRLAYALIM.

·        Tâ ki o ikramları ve hediyeleri kullandıkça hep O’nu c.c. ANALIM.

·        Tâ ki onlara baktıkça hep O’nu c.c. SEVELİM.

·        Tâ ki onlarla birlikte yaşadıkça, O’nu c.c. hiç UNUTMAYALIM…

 

Meselâ; bizi herhangi bir cisim veya bitki veya hayvan olarak yaratmak yerine, bize HAYAT vermesi ve İNSAN olarak yaratması, bizler için çok büyük bir lütuf ve İKRAMDIR.

·        Bizleri bir ateist, gayrimüslim veya herhangi bir kişilik yerine, Müslüman bir aile vasıtasıyla ve İSLÂM fıtratı üzerine yaratması bizlere büyük bir ikram ve lütuftur. İnsan olarak bunları düşünmeli ve bunları lütfedeni mutlaka çokça ANMALIYIZ…

·        AKLIMIZ, ZEKÂMIZ, HÂFIZAMIZ O’nun c.c. öyle kıymetli hediyelerdir ki, her zaman onları kullanıyoruz. Her kullanmada veya her başarımızda, onları bize hediye edeni düşünmeliyiz ve en çok O’nu c.c. SEVMELİYİZ.

·        Eşimiz, evlâtlarımız, torunlarımız, bizlere bahşedilen öyle değerli hediyelerdir ki, onları her gördükçe ve sevdikçe, onları bizlere hediye edeni HATIRLAMALIYIZ.

·        O’nun c.c. verdiği akıl, zekâ ve nasip ile edindiğimiz evimizi, kullandığımız arabamızı, makamımızı, malımızı, mülkümüzü gördükçe ve kullandıkça, O’nu c.c. ANMALIYIZ, düşünmeliyiz ve O’nu her şeyden çok SEVMELİYİZ…

·        Her an, yeryüzündeki bitkilerin yapraklarına hazırlatıp, burunlarımıza kadar getirdiği oksijeni, okyanuslardan bulutlara yükleyerek, bağlarımıza, bahçelerimizeve semtlerimize gönderdiği milyonlarca ton SUYU, bizlere ikram edeni mutlaka ANMALI, çok SEVMELİ ve O’na c.c. TEŞEKKÜRLER  ETMELİYİZ.

·        Hayvanlara rızık olarak bir kısmına ot, saman, yaprak vs. diğer bir kısmına et veya leş gibi 5-10 çeşitle sınırladığı halde, biz insanlara YÜZ BİNLERCE çeşit sebze, meyve, et, süt, bal, v.s. gıdalar lütfetmiş. Bunların her birini gördükçe ve yedikçe,O’nu c.c. HATIRLAMALIYIZ ve O’nu c.c. en çok SEVMELİYİZ.  

O c.c. bizlere çok değer verdiğinden ve bizleri sevdiğinden, çevremizi cıvıl cıvıl kuşlarla, kelebeklerle, rengârenk çiçeklerle, şelâlelerle, kelebeklerle v.s. süslemiş. Bu ikramlarını gördükçe O’nu c.c. mutlaka hatırlamalı ve O’nu c.c. her şeyden çok sevmeliyiz.

·        Bizlere zarar verecek bir sigara için bile teşekkür ederken, bizleri böylesine çok ve mükemmel hediyelerle donatan O yüce Yaratıcıya, (günde 5 kez huzuruna çıkarak) teşekkür etmezsek eğer, gerçekten NANKÖRLÜK etmiş olmaz mıyız?...

İşte İlâhi fermanlar:

·        De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım veakrabanız, ter dökerek kazandığınız mallar, kesada uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz, hoşunuza giden konaklar, size Allah'tan ve Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten (Büyük cihad olan “O’nun c.c. rızasını kazanmak için nefislerinizle mücadele”lerinizden) DAHA SEVİMLİ ve ÖNEMLİ ise o halde Allah emrini (hakkınızdaki hükmünü) gönderinceye kadar bekleyin! Allah öyle fâsıklar güruhuna hidâyet etmez, umduklarına eriştirmez. (Tevbe S. 24. Âyet.)

(Bu âyet-i kerimeden, “Allahı c.c., Rasulünü ve rızası için mücadeleyi, tüm sevdiklerinden daha çok sevmeyen ve önem vermeyen, yani O’nu gündemimizde ikinci plana atan, FÂSIKLAR güruhuna girer” anlamı çıkıyor mu acaba? Dikkatlice inceleyerek ve araştırarak, beni bu konuda rahatlatırsanız, çok sevinirim ve size minnettar olurum.)

Bir diğer âyet:

·        Öyleyse siz Ben'i zikredin (anın) ki, Ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin... (Bakara, 152.)

***

Allah c.c. sevgisinin, diğer sevgilere göre ikinci plâna düşme tehlikesini tam idrak eden İbrahim Ethem Hz.’ni hatırlayınca, bu konunun hassasiyetini bizde anlayacağız inşallah.

-Afganistan’ın Belh bölgesi sultanı olan İbrahim Ethem'in yaşı çok gençti. Çocukluğundan beri İslâm ulemasının dizinin dibinde terbiye görüyordu. Bir gün meşhur bir olay sonrası hakikate vâsıl oldu. Yüce Rabbini çok iyi idrak etti. Artık gözünde ve gönlünde hiçbir dünya makamının sevgisi kalmamıştı. Dünya nimetleri, onu Yüce Rabbini SEVME hazzından ve lezzetinden alıkoyduğu için, eşiyle ve yakın arkadaşlarıyla anlaşarak, 6 yaşındaki çok sevdiği oğlunu, sarayını ve tahtını terk eder... ..Aradan uzun yıllar geçmişti. Oğlu, babasının hasretine dayanamadığından, onu aramaya başladı. Babasının izini sürerken, Fakirullah Hazretleri'nin tekkesinde buldu. Kendisini tanıtınca baba-oğul, hasretle ve sıkıca birbirine sarıldılar. İbrahim Ethem Hz. bu kucaklaşma sırasında, kalbindeki evlat sevgisinin, Allah c.c. sevgisine galip geldiğini fark etti. Yukarıdaki (Tevbe S. 24.) âyeti hatırladı ve çok utandı. Gözlerini kapatarak “..Yâ Rabb, eğer oğlumun sevgisi, sana olan sevgimi geçtiyse, yâ benim canımı al, yâ da oğlumun” diye niyaz etmeye başladı.

Birkaç dakika içinde oğlu, oradakilerin şaşkın bakışları arasında, kollarından aşağıya sıyrılıverdi. Yanındakilerin; “..âa, bayıldı, su getirin” haykırışlarına İ. Ethem Hz. “..hayır bayılmadı, o öldü!” diye cevap verdi. Çünkü o, niyazının kabul olduğunu biliyordu…

***

Evet dostlarım. Belki de bu olay, bu âyetteki emre itaatin zirve noktasıdır, fakat acaba bizler bu itaatin neresindeyiz? İşte mühim olan bu!...

Eğer, bir denge bozukluğu var ise Allah c.c. sevgisini mutlaka arttırmak zorundayız. Çözüm olarak, diğer sevdiklerimize olan sevgimizi azaltmak doğru değil.

Bunun için de Îman-ı Billâhı; (Allaha îmanı;) Ma’rifetullah ilmiyle(Namaz, Kur’ân, zikir ve özellikle de Nur terapilerle), Muhabbetullaha (Allah’ı c.c. gerektiği gibi çok sevmeye)çıkarmak şarttır.

Allah c.c. hepimizin YÂR ve yardımcımız olsun. Vesselâm…

Anahtar Kelimeler: Dost Beykoz, Beykoz, Raif Öztürk

reklam
Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"