Muharrem ERGÜL
  • 28/01/2024 Son günceleme: 28/01/2024 19:02
  • 1.995

“Hafızayı beşer, nisyan ile maluldür” demiş büyüklerimiz. Bu sözün ne anlama geldiğini, zaman hepimize öğretiyor. Sözün anlamı da şöyle, “İnsanın hafızasının eksikliği, unutkanlığıdır.”

Zannediyoruz ki, her şey yaşadığımız anda olup bitiyor. Bu yaşadığımız anın geçmişini çoğumuz hatırlamıyoruz. Sanki hepimiz yüzlerce, binlerce yıldır doğduğumuz şehre aitiz. Zannediyoruz ki yaşadığımız yerde topraktan fışkırmış bitkiyiz. Oysa hepimiz bugün yaşadığımız yerlere bir başka köyden, kasabadan göçerek geldik. Hepimiz büyükşehre iş için, aş için ya da başka sebeplerle göçtük. Yeri geldiğinde aslen şuralıyım, buralıyım diyen bizler bugünkü şehrimize göçmen olarak geldiğimizi hiç hatırlayabiliyor muyuz? Sanmam, çoktan unutulmuştur. Bu durum da hepimizin en büyük çelişkisidir.

Amma velakin, darda kalan birileri, yaşadığımız şehre bir şekilde geldiklerinde onları göçmen olarak nitelendirir ve gelişlerinden rahatsız oluruz. Vay efendim niye gelirler ki? Otursunlar oturdukları yerde. Şehrimizi işgal ediyorlar diye de feryadı figan eyleriz.

İşin bir diğer tarafı herkes kendince haklı. Kimse ata, dede toprağını, evini, ocağını terk etmek istemez. Kimse de kendi yokluğunu göç edenlerin yokluğuyla da paylaşmak istemez. Bizim coğrafyamız ister kader deyin, isterseniz konjonktür deyin, tarih boyunca kendisine sığınan milyonları bağrına basan, onları aynı potada eriten ve ondan bir vatan çıkaran coğrafyadır. Elimde 1919 – 1929 yılları arasında İstanbul'a göçmek zorunda kalan, 350 bin Beyaz Rus'un göçüşünün yer aldığı “Esir Şehrin Misafirleri, Beyaz Ruslar” kitabı var.

Rusya'da iç savaştan kaçan Mütareke döneminde İstanbul'a iltica etmek zorunda kalan Bolşevik muhaliflerinin, kendilerine Beyaz Ruslar denilmekteydi. İşte bu kitapta Beyaz Rusların gerçek trajedileri anlatılmaktadır. Beyaz Rus tabiriyle bir ırk kastedilmemektedir. Bu dönemdeki Beyaz Rus ifadesi siyasi bir tabirdir ve her ırktan Bolşeviklerin muhaliflerini kapsamaktadır.

1917 yılındaki Bolşevik İhtilali sonucunda 20. Yüzyıldaki en büyük insani dramlardan birisi yaşandı.

Bolşevik hükümetin kızıl ordusu ve Bolşevik muhaliflerinin oluşturduğu Beyaz Ordu arasında kanlı bir iç savaş meydana geldi. 1919 yılından itibaren Bolşevik Muhalifler Rusya'dan ayrılmaya başladılar. İstanbul'a ve başka şehirlere sığındılar. 1920 yılı başında da İstanbul'a büyük bir iltica dalgası gerçekleşti. Son nokta ise 1920 yılı Kasım ayında Beyaz Ordu'nun savaşı kaybetmesi oldu. Beyaz Rus adı verilen binlerce asker ve sivil Kırım Limanlarından kalkan vapurlarla İstanbul'a iltica etti. İstanbul'un o yıllardaki nüfusu 800 bin civarında olduğu düşünülürse, iltica eden asker ve sivil Beyaz Rus nüfusunun büyük bir yekûn tuttuğu görülecektir. Neredeyse İstanbul'un nüfusunun yarısı kadar bir göçmen kısa bir zaman diliminde İstanbul'a iltica etmişti. Ayrıca İtilaf Devletlerinin işgali altındaki esir şehir İstanbul Beyaz Rusların sığınağı oldu.

İstanbul'daki Beyaz Rusların bir kısmı hemen bir kısmı da yıllar sonra başka ülkelere göç ettiler. Bu arada binlerce Beyaz Rus İstanbul'a kendilerine yeni bir hayat oluşturmaya çalıştı. İş kurdular. Türk vatandaşlığına geçtiler. Kaderlerini Türk toplumuyla Türkiye'yle birleştirdiler. Beyaz Ruslar İstanbul'da 1919’dan, 1930 yıllarının sonuna kadar varlıklarını her alanda hissettirdi. Bu arada şehrin sosyal yapısını derinden etkileyerek eğlence sektöründe ve güzel sanatlar alanında önemli izler bıraktılar. Kısacası 1920’li ve 1930’lu yılların “Beyaz Yıllar” olarak anılmasını sağladılar.

İstanbul'dan ayrılırken hayatta kalmalarını sağlayan şehre sevgi ve minnet duydular. Ve felaketi unutmadılar. Binlerce Beyaz Rus ise İstanbul'da kaldı ve Türk vatandaşı oldu.

Şimdi sorularımı soruyorum. Bu kadar beyaz Rus'u bağrına basan ve hem de işgal altındayken bağrına basan İstanbul'a başkaları gelince niye kıyameti koparıyoruz? Kafkasya işgal edildiğinde Anadolu'ya sığınan Kafkasya muhaciri toplumumuzun omurgası değil mi?

Balkanlar'da tam bir soykırım mantığıyla zulme uğrayan Balkan muhacirleri şimdi Anadolu'nun asli unsuru değil mi?

Hatta hatta uzak Asya'dan Anadolu steplerini yurt belleyen Kırgız, Kazak, Özbek kardeşlerimiz artık vatan savunmamızın yılmaz bekçileri değil mi?

Öyle görülüyor ki, çağımızın Tiranlarının, Hitler'inin, soykırım kafalarının yok etmek istedikleri mazlum halkların ihtiyaç hissettiklerinde sığınacakları coğrafyamız ve insanımız onları hiçbir zaman yalnız bırakmayacaktır.

“Ülkesinden ayrılmak zorunda kalan herkes mazlumdur.

Bu da böyle biline

Yazarın Yazıları