Makaleler

Ermeni Mahallesi

09.04.2018 12:45
| | |
6909

Her yıl Nisan ayında ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen bayat bir yemek gibidir Ermeni meselesi.

1915 Yılındaki kalkışma sonrasında birçok masum insanın hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan malum olaylar, Batılı devletler tarafından Türkiye'ye karşı koz olarak kullanılmaya devam ediyor.

Tarihçilerin konusu olan 1915 olaylarının yıldönümü her nisan ayında Türkiye karşıtlığına dönüşüyor.

Nisan ayı o yüzden biraz sıkıntılı geçer.

ABD ve Fransa'nın başını çektiği lobi "Ermeni soykırımı" yalanıyla Türkiye'yi köşeye sıkıştırmaya çalışır durur.

Konunun muhatabı olan Ermeniler yerime "hami" konumundaki müstevli batılı ülkeler konuştukça bundan en büyük zararı bu toprağın çocukları olan Ermeniler görürler.

Oysa, bu topraklarda binlerce yıldır komşuluk yaptığımız Ermeniler "teba-yı sadıka" olarak görülmüş ve en güvenilir millet olarak bilinmiştir.

Her türlü kışkırtma ve tahrike rağmen Anadolu; Türk'üyle, Rum'uyla, Ermeni'siyle binlerce yıldır kardeş gibi yaşamıştır.

İttihat Terakki'nin yanlışlıklarının acı bir sonucu olsa da o günkü kötülüğün mirasçısı değiliz.

Önümüze bakarak, yaraları onarmak hepimizin borcudur.

Dostluk ve düşmanlık duygularımızı etnik kimliklerimiz üzerinden yapmaktan vazgeçmeliyiz.

İnsani değerler, iyilik ve kötülük üzerinden ölçülebilir.

Her topluluğun ve milletin iyisi kötüsü olabilir.

İyilere dost, düşmana uzak durmak prensibimiz olmalıdır.

Gelelim hikayemizin kahramanına.

1994 yılı Temmuz ayı.
Marsilya Limanı.
Kenan Işık ve ben.
Bir şiir etkinliği için buradayız.
Sabahın erken bir saatinde denize doğru okuyacağımız şiirleri prova ediyoruz.

Yan taraftaki bankta oturan şahıs bizi epeyce dinledikten sonra yanımıza geldi.

Yaşı hayli geçkindi. Oldukça yaşlı ama dinçti. Takım elbiseliydi. Fransız usulü fötr şapkasını çıkarıp elini uzatarak,
Ben Karabet Beyleryan.
Bana burada George Beyleryan derler.
Tanışalım beyler, siz kimsiniz?

Çelimsiz, güleç yüzlü, kırık İstanbul aksanıyla konuşan ve hiç tanımadığımız bu adam bizimle niye tanışmak istiyordu?
Tanımıyor, bilmiyorduk. Tereddüt ettik.

Çünkü o yıllarda Ermeni diasporası, özellikle Fransa'da gemi azıya almıştı. Türk Dışişleri mensuplarına teröristleri saldırttırıyor ve Türkiye'yi Avrupa'da yalnızlaştırmaya çalışıyordu.

Karabet Beyleryan'ın eli hala havadaydı.
Tanışalım beyler, siz kimsiniz?
Anlatmaya devam etti.
Aslen İzmit Aslanbey köyündenim.
O köyde doğmuşum.
1915 olaylarında İstanbul Fenerbahçe'ye geldik. Sonra Şişli Pangaltı'na.
Küçük yaşta yetim kaldım.
Yetimhanelerde büyüdüm.
Su tesisatçısı oldum. İyi bir Türk ustam vardı.
Allah razı olsun ondan.
O beni evlendirdi.
Eşim Kayseri'nin Gesi ilçesindendir.
Kader işte. Geliş o geliş.
Hala vatanım der, dururum.
Her yıl Türkiye'ye gider gelirim.
Hadi beyler, söyleyin bakalım.
Siz kimsiniz?
Kendimizi tanıttık, Marsilya'ya niçin geldiğimizi söyledik.
Tokalaştık. Karabet Amca yanımıza oturdu.
Kırk yıllık ahbap gibi sohbete başladı.
Sanki yakın akrabalarına, yeğenlerine kavuşmuş bir büyük edasıyla konuşuyordu.
"Beyler" dedi.
Ben buraya yirmi dakikalık bir mesafe olan Aix-En-Provence'de oturuyorum.
Bize gidip bir kahve içelim.
Sonra sizi tekrar geriye getiririm.
Kenan Işık'la göz göze geldik.
Israrla gelmeyeceğimizi belirttik.
Ancak, Karabet Amca'ya bunu anlatmak mümkün değildi.
Israr ediyordu.
Hatta eşi, Anuşyan Hanım'a bizlerle karşılaştığını söylerse eşinin "misafirleri niçin eve getirmedin" diyerek kendisine kızacağını söylüyordu.
"Ne olur, bir acı kahvemizi için" diye ısrar ediyordu.
Karşılıklı ısrarlarımızı sürdürüyorduk.
Karabet Amca kararlıydı.
Biran gözlerim daldı.
Çocukluğuma döndüm.
Beykoz'un en güzel mahallesine.
İnsan seslerinin kuş seslerine karıştığı manolyalar, ıhlamurlar, fesleğenler, güller ve karanfillerin fışkırdığı bahçelerle balkonların birbirini selamladığı mahallemizi, mahallemizin insanlarını hatırladım.
Komşumuz Agavni Teyze geldi aklıma.
İyi komşumuzdu. Ermeni asıllı olduğunu çok yıllar sonra öğrendim. Bizden biriydi. İstanbul Türkçesi konuşurdu. Siyah pardesü ve başörtüsü hala gözümün önündedir.
Ramazan'ı bilir, Kurban'ı bilir, Paskalya ve Noel'i bilirdi.
İftar soframızda bizlerleydi.
Temiz huylu iyi bir teyzeydi hep.

Sonra kızı Seta sınıf arkadaşımdı. Din dersinde "yıldızlı pekiyi" hep o alırdı.
Oğlu Varujan mahalleden arkadaşımdı.
"İstiklal Marşı"nı en güzel Varujan okurdu.
Ne güzel mahallemizdi o. Eskiler hala hatırlar o mahalleyi. Adı değişse de Ermeni Mahallesi diye bilenler bilirler.
Neden sonra gözümün daldığını fark ettim. Kendime geldim.
Karabet amca ısrarına devam ediyordu.
"Haydi çocuklar, bize gidelim bir kahve içip geri döneriz."
Son bir kez daha direndik.
"Karabet Amca, zamanımız yok. Başka zaman geliriz." dedik.
Karabet Amca'nın gözleri doldu. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
"Çocuklar" dedi. "Ne olur, bir kahve içimlik."
İçimizde tereddüt rüzgarları esiyordu. Hiç tanımadığımız bir kişiyle, bilmediğimiz bir yerde ne işimiz vardı?

Hem bu günlerde Fransa'da Ermeni terörü de bayağı artmıştı. Ya başımıza bir şey gelirse...

Karabet Amca yaşlı gözleriyle bize baktı.
"Bakın çocuklar" dedi. "İster gelin, ister gelmeyin, siz bilirsiniz."
İçini çekerek devam etti.

"Ben sabahın bu saatinde bu limana niye geldim biliyor musunuz? Belki Türkiye'de birileri gelirde onları koklayarak vatan hasretimi gideririm."

Tüylerimiz diken diken olmuştu.
Gözlerimiz doldu.
Karabet Amca'ya sarıldık.
"Haydi gidelim Karabet Amca" dedik,
"Otomobiliniz nerede?"

"Memleketimden insan manzarası" işte böyle bir şey olsa gerek.

Sanki bizim Ermeni Mahallesi'nin yaşlı bir amcası gibi yakın oldu bize.
Karabet Amca'yı daha sonra bir nisan ayında kaybettik.

Hatırası yaşıyor hala.
Toprağı bol olsun...

Anahtar Kelimeler: Ermeni, Mahalle, Mesele

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"