Erdal Öztürk, Çalıştığım Başkanlar – 4

  • Güncelleme: 23.12.2019 17:46
  • Okunma: 4393 kez
  • Yorum: 1
Dost Beykoz Yazarı Erdal Öztürk, “Çalıştığım Başkanlar” başlıklı yazı dizisinde, hem günümüz siyasilerini değerlendirdi, hem de geçmişi yâd etti.
Erdal Öztürk, Çalıştığım Başkanlar – 4

Mahmut Yavuz

Kendisini ilk kez 1989'da gördüm. Gümüşsuyu'nda bizim takıldığımız kahveye gelmişti. Geliş amacı o dönem Meclis üyesi olan amcamın oğlu İsmail Öztürk ile görüşmekti. O görüşmede ben de bulunmuştum. Malum Şevket Arıkan Belediye Başkanı seçilmişti. Lakin çoğunlukta sıkıntıları vardı. Dört partili bir meclis olmuştu. İsmail Öztürk de DSP'den Meclis Üyesiydi. Mahmut Yavuz'un hedefi yine sol bir parti olan DSP Meclis Üyelerinin desteğini alabilmekti. Amcaoğlu İsmail kısa, kesin ve net konuştu. Beykoz'un yararına olacak tüm tekliflerinize destek vereceğiz. Bunun haricindekilere sert muhalefet edeceğiz. Mahmut Yavuz, alacağını almıştı. Daha söyleyecek söz demedi. İlerleyen zamanlarda nam-ı diğer Yorgancı Mahmut'un ismini hep duyar olurdum. Ama hiç yakınlaşmamız olmamıştı.

1999 Seçimleri'nde İlçe Başkanıydı. Zaman zaman katıldığım CHP toplantılarında güzel ve etkili konuşmalarını keyifle dinlerdim ama yine de bire bir temasımız olmamıştı. Ta ki 2000 yılında CHP Yönetim Kurulu Üyesi olunca sohbetlerimiz başladı. Çalıştığım siyasetin içindeki ekip hareketinin bir mensubuydu, bir duayendi. O başlayan münasebetimiz rahmetli oluncaya kadar sürdü.

Hiç kopmadık. Zaman zaman beni azarlar, ceza da verirdi. Lakin hiç kopmadık. Ailece görüşürdük. Laf aramızda ben ona hastaydım, o da bana hastaydı. Bunu anlayabiliyordum. İki günde bir bazen her gün Kanlıca'ya dükkanına gider, çok özel sohbetler yapardık. Birçok konuda ilham kaynağımdı. Kongre öncelerinde strateji, kongre sonrasında kutlama Mahmut ağabey ile vazgeçilmezlerimizdendi. İsmet Konca'yı bana çok eleştirirdi. İsmetsiz de bu işler olmaz derdi. Bana derdi ki senin diğer ekip arkadaşlarımdan en önemli farkın bunların çoğu karargah subayı gibi, ama sen hep sahada kıta subayı gibisin, hem de karargahın hakkını veriyorsun.

5 kere gitti, 6 kere geldi. Kıdemli, nöbetçi İlçe Başkanı gibiydi. Parti yerelde ve genelde iktidar olduğu dönemlerde de İlçe Başkanlığı yaptı. Parti muhalefetteyken de İlçe Başkanlığı yaptı ama o hep aynı Mahmut Yavuz'du. Hiçbir şaibeye bulaşmamış, harama tenezzül etmemiş, düzgün bir kişilikti. Bir gün bana demişti ki, "Erdal, akşam eve giderken ekmek alacak param cebimde yoktu." Yani bu yaşadığı günleri bana aktarırken, ben de kendisine o kadar imkânlar gördün niye değerlendirmedin dediğimde hiç başvurmadığını söyledi. Sen de asla başvurma deyişini hiç unutmuyorum. Muhteşem bir adamdı. Adam gibi bir adamdı. 2004'te Alaattin Köseler'in CHP'ye gelip, aday olmasını kabullenemedi. İstifa etti. Diğer bir sol parti olan SHP'den Şevket Arıkan'a destek verdi. Orada bir müddet soğuk kaldı. Kızmıştım ona aslında haklılık payı çok vardı. Bugün sağ olsa, benim AK Parti'ye geçtiğimi bilse belki de beni parçalardı. Ama kıyamazdı bana. Çünkü severdi beni. Benim de haklılık paylarım çoktu. 2007 Yılında Mahmut Yavuz İlçe Başkanı olarak atanmıştı. Yeni Yönetim Kurulu Üyelerini oluşturuyordu. Beni yönetime istedi. Yapma Başkan, zaten çok yoğunum Beykoz ve Büyükşehir Meclis Üyesiydim. İmanım gevriyordu. Sana ihtiyacım var dedi. En azından kongreye gidene kadar yanımda ol. İlçeyi kongreye hazırlayalım. Kongrede listeye girmezsin dedi. Peki, tamam dedim.

Zaten burada kimse kusura bakmasın ben CHP'de olur olmaz, her yönetime girmedim. Bir İsmet Konca'nın yönetimine girdim, bir de Mahmut Yavuz'un yönetimine girdim. İkisine de İlçe Sekreterliği, ikinci adamlık yaptım.

Mahmut Yavuz ile partiyi kongreye götürüyorduk. Delege seçimleri başlamıştı. Parti içi muhalefet Beykoz'da çığ gibiydi. Mahmut Yavuz'a bana ve çalıştığımız ekibin tüm dışındakiler karşımızdaydı. Kongre çok zor görünüyordu. Mahmut Başkan, "Tüm yetki sende, delege seçimleri senin kontrolünde. Sen ilgilen" dedi. Ama ne olursa olsun kongreyi almamızı istiyordu. Mahmut ağabey biraz partiden uzak kalmıştı. Yeni üyeleri pek tanımıyordu. Ben ise 45 mahalleye hakimdim. Ben ve ekibimiz 45 mahallede delege seçimlerini tamamladık. Tam demokratik, yarı demokratik listeyi belirledik. Karşımızda kimler varsa hepsini delege yaptım. Hiç kimseyi dışarıda bırakmadım. Mahmut Yavuz, İsmet Konca ve ben üçümüz oturduk. Listeyi masaya yatırdık. mahmut Yavuz hiddetle bu nasıl lise, bu lise ile nasıl kongre kazanacağız. İsmet Konca cevaben bu lise çok güzel kongreyi rahat kazanacağız dedi.

Listede kelime tabiriyle karşımızda olan bütün generaller delegeydi. Lakin askerleri yoktu. Kılcal damarlar hep bizimle beraber hareket edebilecek partililerimizdi. Dolayısıyla herkes delege olunca fazla gürültü kopmadı. Kongreyi de güle oynaya kazandık. Bu da Erdal Öztürk'ün önemli bir manevrasıydı.

Kongre seçimine giderken bir anımıda paylaşmadan geçemeyeceğim. Kongre  yönetim liste çalışmalarını yapıyorduk. Mahmut ağabey, Kamil Adnan Güner'i listeye almak istiyordu. O zamanlar Adnan Güner ile aram çok bozuktu. (şimdi iyi) Ben şiddetle karşı çıkıyordum. Son tahlil de Mahmut başkan, "Peki çıkarıyorum." diyerek Kamil Adnan Güner'in ismini çizdi. Koca Mahmut Yavuz, çok istemesine rağmen benim tavrımı kabul etmişti. Yanımızda Alparslan Erdin de vardı. Utandım, hem de çok utandım. Vazgeçtim dedim. Girsin listeye deyince onun da yüzü güldü ve Kamil Adnan Güner Yönetim Kurulu Üyesi olmuştu.

Güzel de bir liste olmuştu. Önemli isimler listede mevcuttu. Mahmut Yavuz, hem yönetimi, hem Meclis Üyelerini boş bırakmıyordu. Partiyi artık 2009 Seçimleri'ne hazırlıyordu. Tempo yüksekti. O tempo bizi bile yoruyordu. Mahmut Yavuz nasıl dayansın. Bir telefon geldi. Başkan, Mahmut ağabey Paşabahçe Acil'e kaldırılmış, müşahede altına alınmıştı.

İsmet Konca ile yanına koştuk. Yatıyordu, "İyiyim, çıkarın beni buradan" diyordu. Evet, oldukça iyi görünüyordu. Doktoruyla konuştuk. Gaz sıkışması var dedi. Ciddi bir şeyi yokmuş. Mahmut ağabey iyiyim diyordu ama biraz da panik atağı vardı. Biz doktorun söylediklerini esas aldık. Ama Mahmut Başkan'ın içi daha da rahat olsun diye Siyami Ersek Hastanesi'ne eşi, çocuğu ve arkadaşımızla gönderdik. Meğer kalp krizi geçiriyormuş. Akşama yakın telefonla aldığım bilgi, her şey yolundaydı. Buna sevinmiştik. Akşam saatlerinde vefat haberini aldım.

Aldığım en acı vefat haberlerinden birisiydi. Hüngür hüngür ağlamıştım. Koca bir çınar, dev bir adam göçmüştü. Bir Mahmut Yavuz daha gelir mi? Hiç zannetmiyorum, çok zor. 1/10'una razıyım ama zor.

Cenazesi tüm Beykoz'u birleştirdi. Tüm Beykoz, Kanlıca'daydı. Son yolculuğuna gözyaşlarımızla uğurladık. O her gün gittiğim Kanlıca artık dar geliyordu bana. Kanlıca'daki kabrini zaman zaman ziyaret ederim. En üzüldüğüm konulardan birisi de ismini Beykoz'da hiçbir yere veremedik. Belediye Meclisi'ne önerge verdim. Belediye Başkanı Muharrem Ergül'den rica ettim. Ergül ile arası iyi olan İsmet Konca'dan rica ettim. Nedense ismi hiçbir yere verilemedi.

Bunu anlamakta çok zorlandım. Mahmut Yavuz sadece CHP'nin değil, Beykoz'un bir değeriydi. Bunu böyle görmek gerekiyor, mekanı cennet olsun.

Mehmet Zekai Emeç

Mehmet Zekai Emeç ile yaptığımız bir röportaj çalışmasında tanıştım. O günlerde Beykoz Haber Gazetesi'ndeydim. Yaptığımız röportajlar ile ilçe gündeminin en önlerindeydik. Her sayı bir röportaj yapıyordum. Her soruma cevap almadan bırakmıyordum. Bir gün gazete ofisinde otururken, İmtiyaz Sahibi Zeki Aksu geldi. Bu sayı röportaj yapacağım birisini sorduğunda, henüz karar vermediğimi söyledim.

O zaman ben sana bir isim önereyim, yarın git röportaj yap dedi. Kimdir dediğimde Mehmet Zekai Emeç'i söyledi. İlk defa duyduğum bir isim, necidir, ne iş yapar dedim. Fazilet Partisi'nde Meclis Üyesi seçilmiş, daimi encümenlerinden biri dedi. Ertesi gün Mehmet Zekai Emeç ile buluştuk. Sorularımı hazırlamıştım. Hepsine dobra dobra cevap vermişti. Keyifli bir çalışma olmuştu.

Daha sonra 2004 yılında Beykoz Belediye Meclisi'nde buluştuk. O AK Parti'den Meclis Üyesi seçilmişti, ben de CHP'den. Evveliyatı olan tanışmışlığımızın Meclis'te yansımaları hep olumlu oluyordu. Meclisin Birinci Başkanvekili olmuştu. Muharrem Ergül gelmediği zamanlarda meclisi o yönetiyordu.

Bana çok değer veriyordu, ben ona çok saygılıydım. Ben Emeç'in döneminde aynı zamanda Grup Başkanvekiliydim. Her söz istediğimde verir, bazen defalarca olur hepsinde sıkıntı yaratmazdı. Muharrem Ergül'de sanki Zekai ağabeyi kıskanıyor gibi geliyordu. Meclis'te 2. senemizi doldurmuştuk. Meclis'te 1. Başkanvekilliği seçimleri yapılacaktı. istihbarat kulaklarım, Zekai ağabeyi devirecekler gibi bir çalışmanın olduğu yönündeydi.

İhtimal vermiyordum, o gün biz grup toplantısını bitirip Meclis'e çıkacaktık ki AK Parti grubu hala toplantı halindeydi. İçeriden sesler gür geliyordu. O zaman anladım. Zekai ağabeyi yediler. Koridorlarda biraz oyalandım. AK Parti grubu da toplantıdan çıkmaya başlamıştı, suratlar sertti. Zekai ağabeyin yüksek sesi, koridorlarda yankılanıyordu. Merdivenlerde çıkarken, yanına sokuldum. Durum ahval nedir dedim. Necati Ak'ı yapacaklar dedi. Ama ben ne olursa olsun yukarıda aday olacağım dedi.

Ciddi misin? diye sordum evet diye onayladı. Zekai Başkan dedim, eğer sen bunu yapabilirsen, CHP üyelerinin bütün oyu senin dedim. Meclis oturumu açılmadan önce, Meclis Üyesi arkadaşlarımı bilgilendirdim. Zekai ağabey dediğini yaptı. Kararlılığını gösterdi ve aday oldu. AK Parti grubundan hiç oy alamadı. CHP ful Zekai Başkana oy verdi. Tabii ki seçilemedi. Necati Ak da hiçbir zaman meclisi bir Zekai Emeç gibi yönetemedi. Doğruya doğru, 2010 yılında Beykoz belediye Meclis üyeleri derneğini (BEYMEZ) kurmaya karar verdiğimde ilk danıştığım kişilerden birisi de o oldu.

Derneğin kuruluşunda emeği vardır. BEYMEZ'in Kurucu Sekreter görevini üstlenmiştir. Bakırköy'de oturur ama hemen her gün Beykoz'dadır. Eski bir Ortaçeşmelidir. Bir hafta görüşemezsek, ya o arar ya ben ararım.

Metin Çanak

Metin Çanak ile ilk kez İsmet Konca başkanlığında CHP yönetiminde tanıştık. Çok samimi olduk. İyi bir yoldaş, iyi bir arkadaştık. Ailece görüşürdük. Yönetim kurulu arkadaşlığımız kardeş seviyesindeydi. 2003 yılı CHP Kongre öncesinde yine heyecanlı günleri yaşıyorduk. Delege seçimlerini yapmıştık, her mahalleye sandık koymuştuk. Bazı mahallelerde iki liste yarışmıştı. CHP'nin 2003 delegeleri sandıktan gelen delegelerdi. Parti de İlçe Sekreteri olarak etkindim. Her mahallenin dinamikleriyle bire bir görüşmelerim vardı.

İlişkileri kurmam da İsmet Konca'nın rolü büyük, velhasıl kelam bir hata yapmazsak kongreden yana sıkıntımız yoktu. İsmet Konca işlerinden dolayı Bulgaristan'daydı. İlçe Başkanlığını düşünmüyordu. Ekip bir İlçe Başkanı arıyordu. Mahmut Yavuz'a gittik. Prensip olarak sıcak baktı ama evden içişlerinden onay alamadı. Ekip olarak konuşuyor, tartışıyor, bir baş arıyorduk.

İbre bazen bana dönüyordu. Tavrımı net olarak ortaya koymuştum. Ben bu ekibin en genç ve en yeni üyesiyim. Kendimi en sona koyuyorum. Eğer aranızdan biri çıkmazsa bayrağı yerde bırakmayacağım. Uzun toplantılardan sonra adayımızı gönül rahatlığıyla, oy birliğiyle belirledik.

Başkan Adayımız Metin Çanak'tı. Bizim ekibin ana çekirdek dışında kalan tüm partili arkadaşlarımız bir araya gelerek karşımıza Nafiz Ünlü'yü aday çıkardılar. İsmet Konca'nın yönetiminde bile birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızın çoğu Nafiz Ünlü'den yana tavır almıştı. Bir an işimiz zora girmiş gibi göründü. Benden başka herkes endişeliydi. Delegelerimize güveniyordum.

Metin Çanak'ta düzgün, yıpranmamış bir isimdi. Kongrede tarihi bir konuşma yaptım. Metin Çanak 15 oy farklı kongreyi kazandı. Bunda payım çoktu. Metin Çanak bu payımı hiç yok saymadı. Ben yönetime girmemiştim. 2004'te Meclis Üyesi seçildim. Metin Çanak ile bir müddet çok güzel, sıkıntısız çalıştık.

Metin Çanak'ın bir handikabı vardı zamanla beni rakip görmeye başladı. Sanki bir gün karşısına aday olacakmışım hissindeydi. Ya da ona öyle nakşediliyordu. Bunu anlıyordum. Artık ufak ufak görüş ayrılıklarımız ses tonlarının artmasına sebep oluyordu. 2005 Kongresi geldiğinde Metin Çanak tekrar aday oldu. Bu sefer karşısında parti içinde çok sevilen Engin Ruhi Özmen vardı. Bizim ekip bir arada kaldığı müddetçe Metin Çanak kesin kazanırdı. Ekibimizin ben dahil bir çoğunu Engin Ruhi Özmen ile de arası iyiydi. Lakin siyaset başka bir şey.

Metin Çanak'a sözümüz vardı. Kongre öncesinde bana göre Metin Çanak tarihin hatasını yapmıştı. Korkuyordu, güven bunalımı vardı. Ekibimizde Engin Ruhi Özmen'e kayma olabilir diye endişe taşıyordu. İl Başkanı ile diyalogları iyiydi, Engin Ruhi Özmen'den yana görünen Kavacık ve Çiğdem Mahalleleri delege seçimleri iptal edildi. Bu şu demekti, Kavacık ve Çiğdem delegeleri kongrede oy kullanamayacaktı. Bunun yanında Çavuşbaşı delegelerinin yarısı da İl Başkanlığında değiştirilmişti. Bunlar hiç hoş karşılanmadı. Ben 2005 kongresinde hiçbir yere aday olmadım. Çanak kongreyi kazanmıştı ama kontrolü kaçırmıştı.

Ekip arkadaşlarımızın her gün uyarılarıyla karşı karşıya kalıyordum. Yeni bir ekip yaratmaya çalışıyordu. Başaramıyordu ve günden güne prestij kaybına uğruyordu. Sonunda beni de Grup Başkanvekilliğinden aldı. Yönetim Kurulu'ndan istifalar oluyordu. Biraz fetret dönemli yıllardı. İşte o günlerde Mahmut Yavuz devreye girdi, Genel Başkan Deniz Baykal ile bire bir telefonla görüşüldü sonunda Metin Çanak görevden alındı.

Mahmut Yavuz, İlçe Başkanlığına atandı. Çanak evine dönmüştü ama eski dost düşman olmaz. Az da olsa zaman zaman görüşüyorduk. Çanak bir müddet siyasetten uzak kaldı. Daha sonraları partiye daha sık gelmeye başladı. Hızır Yılmaz'ın ve Coşkun Tosun'un adaylıklarında bir nefer gibi çalıştı. Koşturdu, çabaladı. Bugün kendisiyle ne zaman karşılaşsak, sarılır kucaklaşırız. Hal hatır yapar, dertleşiriz. Kendisini dostum, ağabeyim olarak bilirim.

Muhammed Hanefi Dilmaç

Muhammed Hanefi Dilmaç ile ilk kez Beykoz Haber Gazetesi'nin ofisinde karşılaştım. O zamanlar AK Parti Çavuşbaşı Belde Belediye Başkanıydı. Yanımızda Zeki Aksu da vardı. İkimize dönerek hemşerisiniz demişti. Hiç unutmuyorum, ben de "Aman Allahım, Of'tan da böyle yakışıklı biri çıkar mı?" demiştim. Bugün de hala yakışıklı ve karizmatik. Sıcakkanlı, samimi birisiydi.

2004 Yılında ben CHP'den Beykoz Belediye Meclis Üyesi seçildim. Dilmaç, AK Parti'den Çavuşbaşı Belde Belediye Başkanı seçilmişti. 5 yıl boyunca protokollerde ve gazeteci kimliğimle zaman zaman bir araya gelirdik. En güzel sohbetlerimizi Büyükşehir Belediye Meclis kulisinde yapardık. Gençti, dinamikti ve siyasi hedefleri vardı. 2009'da Çavuşbaşı Belediyesi yasa gereği kapandı.

Beykoz Belediye Başkanlığına aday adayı oldu. O süreçlerde Yücel Çelikbilek lehine tavır aldı. AK Parti bütünlük kazandı. Bana göre AK Parti'nin Beykoz için en zor yılı 2009'dur. Beykoz ve Çavuşbaşı birleşti. Yine de AK Parti seçimi kıl payı alabilmişti. 22 olan Meclis Üyesi sayısını 18'e düşürmüştü.

Muhammed Hanefi Dilmaç, Meclis Üyesi seçiliyordu ve akabinde Başkan Yardımcılığı görevine getiriliyordu. Ben de CHP'den Meclis Üyesi seçilmiştim. 5 Yıl Belediye Meclisi'nde görev yaptık. İktidar-muhalefet idik. Ama hiçbir zaman birbirimize acı sözümüz olmadı.

Vatandaşın isteklerini, taleplerini kendisine ilettiğimizde Başkan Yardımcısı olarak hiçbir zaman geri çevirmedi. Sorgulamazdı bile, hangi partiden, hangi yöreden, hangi mahalleden? Beykoz'u hep bir bütün olarak gördü. Çok sevdiği Çavuşbaşı'na bile ayrımcılık yapmadı. Beykoz ile bir tuttu.

Dilmaç, protokollerde önlerde olmayı sevmez, bir adım önde vitrinde olayım derdi yoktu. En baba açılışlarda, törenlerde bile bir bakmışsın arkalarda bir yerde ya bir dede ile sohbet ediyor, ya da bir çocuğu kucağına almış oyun oynuyor konumunda görülürdü. Bunları hep gazeteci gözüyle de takip edenlerdenim. Başkan Yardımcısıydı, Beykoz'da söz sahibi olan kişilerdendi. Buna rağmen çocuğunu toplu sünnet organizasyonuyla sünnet ettirmişti.

Bunları burada yazmak durumundayım. Bunlar çok afaki şeyler değil ama bunların dışında tam tersine yöneticileri de gördük Beykoz'da. Sanki Beykoz'un sahibi onlardı. Onun için burada Dilmaç'ın mütevazı kişiliğine yer vermek gerekiyor. Bir de Beykoz'da Dilmaç gibi sevilen bir siyasetçi ben bir daha görmedim. Yaptığı kusurlara rağmen, yine seviliyor. Pozitif kişiliği sanırım kusurlarını da pek göstermiyordu.

En büyük kusurlarından birisi de telefonlara bakmaması, geri dönmemesiydi. Dilmaç, kendi yaşantısında o sıralarda ilgi alanında kim ya da kimler varsa onlar ile telefonla konuşur. Bunun dışındakiler Dilmaç'ı aradıklarında ulaşamazlar ve Dilmaç dönecek diye beklerlerdi. Ben de bunlardan birisiyim. Şunu unutmasın, bu telefon açmama muhabbeti hoş görüden çıkıp kızgınlıklara ve kırgınlıklara yönelmektedir.

2014 Yılına gelindiğinde Yücel Çelikbilek bir dönem daha başkanlık yapmak istedi. Dilmaç, aday adayı olmayarak tavrını Çelikbilek'ten yana koydu. Burada bir yorum yapmak istiyorum. 2004-2009-2014, 15 yıl içinde Başkan Yardımcılığı yapan siyasi kadroların hemen hepsi Başkanlığa Dilmaç haricinde aday adayı oldular. Burada çok ayrıntı var. Öyle ayrıntılar var ki sayfalarca yazmak gerekiyor. Dilmaç 2014 yılında tekrar Meclis Üyesi seçiliyor ve yine Başkan Yardımcılığı görevine getiriliyordu.

Tahminim iki yıl kadar sonra Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etti. O günlerde bu istifa çok konuşuldu. Çok değişik yorumlar yapıldı. Ben o günlerde hangi yorumları yaptıysam bugün de aynı yorumla görüşümü muhafaza ediyorum. O gün, "Eğer Belediye Başkanlığını düşünüyorsa ki düşünüyordu istifası doğru bir karardı" demiştim. Oldum olası Belediye Başkanıyla son güne kadar çalışıp, son günde başkana karşı aday adayı olmayı hiç doğru bulmadım ve bulmuyorum.

Dilmaç, bir müddet özel işleriyle iş hayatıyla ilgilendi. Tabii siyasetten de kopmadı. Ekibiyle birlikte AK Parti gündemini takip ediyordu. O günlerde AK Parti İlçe Kongresi yaklaşıyordu. AK Parti içinde çok değişik görüşler, çok farklı çalışmalar ile herkes yönetimin bir şekilde bir yerinde olmak istiyordu. Ben o dönemde Başkan Çelikbilek'in danışmanlık görevindeydim. Siyasi konulara çok fazla girmiyordum. Ama Yücel Çelikbilek ile Dilmaç'ın arasının pekte iyi olduğu söylenemezdi. Benim de her ikisiyle aram iyiydi. Bazen biraz geri durmakta yarar vardır. Ben o dönemlerde İlçe Başkanı Mustafa Gürkan'ın devam edeceğini düşünüyordum. Çünkü kendisini başarılı buluyordum. Lakin Mustafa Gürkan ile aynı yerde olmayanlar koro şeklinde istemezük diyordu. Sonuçta karar vericiler, Mustafa Gürkan ile devam etmeme kararını verdiler. Ortalık AK Parti'de yine bulanmıştı.

İlçe Başkanı kim olacaktı? Fazla sürmedi, karar vericiler Muhammed Hanefi Dilmaç'ta karar kıldı. Bana göre de o gün en doğru isim Dilmaç'tı. Kongre yapıldı. Dilmaç İlçe Başkanı oldu. Dilmaç'ın siyasi kariyeri, teşkilatın bir numarasıydı.

Belki de asıl hedefi Belediye Başkanlığı kendisinden uzaklaşıyordu. Öyle de oldu. 2019'da teşkilatın içinde iki ses vardı. Dilmaç Belediye Başkan adayı olsun, Dilmaç Belediye Başkan adayı olmasın. İstanbul'da bugüne kadar hiç örneği olmayan bir şey oldu. Karar vericiler Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın'ı Beykoz'a gönderdi. Beykoz, AK Parti teşkilatı Murat Aydın'ı Reis'in emaneti dedi bağrına bastı.

Dilmaç'ın üstün gayretleriyle Çelikbilek'in 10 yıldır üst üste koyduğu hizmetlerle Murat Aydın zorlanmadan seçimi kazandı.

Sanırım zorlanma olmayınca seçimi rahat bir şekilde kazanınca, tüm kadrosunu Zeytinburnu'ndan getirdi. Beykoz Belediyesi, Zeytinburnu Belediyesi'nin kopyası oldu. Bu iyi midir, kötü müdür? Bunu zaman gösterecek. Dilmaç, İlçe Başkanlığı yapıyor ve üzerine düşeni yapıyor. Bunun dışına çıkmıyor. Bunun da iyi olup olmadığını zaman gösterecek.

Beykoz siyasetinde bir Muhammed Hanefi Dilmaç geldi ve geçip gitmedi. Devam ediyor.

Bir sonraki sayıda:

Muharrem Ergül, Mustafa Gürkan, Nagihan Akan, Necati Ak, Selahattin Öztürk, Yunus Çapoğlu...

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (1 Yorum)

Erdal öztürk (8 ay önce)

Gel bekliyorum

Yorum Yaz