Endülüs'e veda

  • 02.11.2019 17:23
  • Okunma: 3419 kez

Kadim dostum Haluk İmamoğlu ile “İrfan Cemiyeti” sohbetlerimizde Yahya Kemal’in ‘Beş Şehir’ine mukabil bizim de ‘Üç Şehir’in mutlaka görülmesi gereken yerler olduğu üzerinde fikir birliği etmekteydik.

Bize göre ‘Üç Şehir’ İslam Mührünün sembolleri olan üç kutlu mekândı. Birincisi, Kâinatın kalbi, müminlerini Kıblesi ‘Mekke-Medine; Kâbe-i Muazzama ve Mescid-i Nebevi’ ilk kutlu belde idi. İkincisi, “Kudüs; Mescid-i Aksa’ bir diğer kutlu mekândı.  Üçüncüsü, ‘Endülüs; Elhamra Sarayı ve Kurtuba Camii’ mutlaka görülmeliydi…

Şu sıralarda 70. baskısını yapan Yavuz Bahadıroğlu’nun ‘Endülüs’e Veda’ romanının yirmi küsur sene önce okuduğumda Endülüs’ün bu kadar önemli bir yer olduğunu idrak edememiştim. Hatta Bahadıroğlu’nun hayal gücünün  Endülüs’e kadar niçin ve nasıl uzandığına akıl erdirememiştim!..

Her şeyin bir vakt-i merhunu; oluşum ve icra zamanı vardır denir. Daha önce adı geçen ‘Üç Şehir’in ikisini görmüştüm ve yaşamıştım. Bizim de kısmetimizde Endülüs’te birkaç gün geçirmek varmış. İstanbul’da stresli hayattan uzakta; bizim için “Raks, zil, şal, boğa, matodor, arena, futbol” diyarı İspanya’nın İber Yarımadasında yer alan Endülüs’te yiyecek ‘atlas okyanusu balığımız’, içecek ‘zeytinyağımız’ varmış...

İstanbul’dan kalktıktan 4 saat sonra İspanya’nın güneyinde yer alan Sevilla’ya indiğimizde içimdeki hisler bir Avrupa Kentine değil de yitik, unutulmuş, terk edilmiş ama bizden biri olan yerlere geldiğimiz izlenimini verdi.

Otoyollarıyla, şehircilikteki modern görünümü ile temiz ve bakımlı caddeleri ile sakin ve kargaşasız trafiği ile yeşil ve mavinin buluştuğu doğal güzelliği ile Endülüs’lü rehberlerimiz, kafilemize havaalanında sıcak bir “Grasyos” temannası çektiler.         

Rehberimizin verdiği genel bilgilerden bazıları İspanyolların bizi anlamakta güçlük çektiklerini gösteriyordu! Mesela, İspanyollar kuru üstü pilav yer, Türkler ise pilav üstü kuru yerler! İspanyollar güzelim halılarını eskimesin diye duvara asarlar, Türkler ise ayaklar altına alırlar ve üstüne bile basarlar! Zeytinin memleketi İspanyada halk zeytini öğlen ve akşam yemeklerinden sonra yerler, Türkler ise sabah kahvaltıda yerler! İspanyollar sabahtan öğlene kadar çalışırlar öğlende 3 saat resmi daireleri ve işyerlerini kapatırlar; ikindi vaktinde tekrar iş başı yaparlar ve gece 20-21’e kadar çalışırlar. Ama Türkler sabah çalışmaya başlar ve akşam saat 17-18 gibi mesailerini bitirirler. Buna benzer çok sayıda örnek uygulama İspanyollara çok ters gelirmiş ve anlaşılabilir değilmiş!... Sanki onların ki, bize ters gelmiyor?...

Gezimiz boyunca çeşitli resmi kurum ve kuruluşların önünden ve yanından geçtik. Vilayet Sarayı, Emniyet Müdürlüğü, Ordu Evi, Jandarma Komutanlığı gibi resmi kuruluşların önünde ne bir tek nöbetçi polis veya asker göremedik. Sanırsınız ki,  buralara girenler herhangi bir alış-veriş mağazasına giriyorlar ve işlerini bitirip çıkıyorlar! Gene bize göre anlaşılabilir gibi değil?...

Mezarlıkların yanından geçtiğimizde şaşırdık. Çok şatafatlı mermer lahitler göz alıcı büyüklükteydi. Rehberimizin ifadesine göre bir mezar 10 bin dolardan başlıyormuş.  İspanya’da en pahalı şey ölümmüş. Onun da kolayını bulmuşlar ‘ölüm sigortası’ sistemi ihdas etmişler. Gözünü sevdiğimin Türkiye’si  tam da ölünecek yermiş meğer!..

Endülüs’te baharı karşılamak bizim için sadece İspanyolların hayat tarzlarını görmek ve genel bir takım bilgileri öğrenmek amaçlı değildi. Biz Endülüs’te yüzyıllar öncesinden kalmış başka bir şeyleri bulmalı ve görmeliydik. Bunun için Endülüs’e gelmiştik…

Endülüs 711-1492 yılları arasında İber Yarımadası’nda Müslümanlığın etkisi altında bulunan bölgelere verilen isimdir. Müslümanların İber Yarımadasındaki varlığı en son Morisko’ların 1609 yılında İspanya’dan sınır dışı edilmesiyle son bulmuştur.

Başkenti Şam’da bulunan Emevi Devleti daha İslamiyet’in ilk yüzyılı olan 7. yüzyılda Kuzey Afrika’nın tamamını eline geçirmişti. Kâinatın Efendisi Peygamberimizin 631 yılında ahirete irtihalinden bir asır geçmişti ki, yeni fetihlerle İslam Avrupa’nın bir ucuna götürülmüştü.  8. yüzyılın başında Emevi Devleti’nin Kuzey Afrika’daki Valisi olan Musa Bin Nusayr, Emevi Halifesi Velid Bin Abdülmelik’in desteğiyle bir Berberî kumandan olan Tarık Bin Ziyad Cebelitarık Boğazı’nı geçti. O tarihlerde İber Yarımadası Germen asıllı bir ulus olan Vizigotların elindeydi ve başkentleri Toledo kentinde bulunuyordu.

Tarık Bin Ziyat savaşta ricat olmaması için kendi gemilerini yaktırmıştı!..

Tek hedef vardı İ’lâyı  Kelimetullahı buralara  taşımak. Allah için, Lillah için geri dönüşü olmayan bir yola çıkılmıştı. Ya Endülüs Müslüman olacaktı, yada onlar şehit olacaktı… Mesaj netti: ‘Askerlerim; arkanızda deniz, önünüzde düşman! Nereye kaçacaksınız!’… Ve Tarık Bin Ziyat Vizigot kralı Rodrigo’yu ağır bir yenilgiye uğrattı. Vizigot Krallığı parçalandı ve bütün İber yarımadası kısa bir süre içinde Müslümanların eline geçti…

714-756 Yılına kadar Endülüs Emevilerin gönderdiği valiler tarafından yönetildi.

750 yılında Abbasiler Bağdat’ta halifeliklerini ilan ettiler ve Emevi hanedanından Abdurrahman bin Muaviye Endülüs’e kaçarak kendini Emevi emiri ilan etti ve Kurtuba (Cordoba) kentini kendine başkent yaptı.

756-1031 Emevilerin en parlak dönemi oldu. Başkent Kurtuba, Bağdat ve Kahire’den sonra İslam’ın üçüncü merkezi haline geldi. Bilim ve sanat zirve dönemini yaşadı. 1031 yılında Emevi Halifeliği parçalanarak Tavaif-ül Mülk denilen küçük beyliklere bölündü.

Ardından Murabıtlar Dönemi (1090-1147), Muvahidler Dönemi (1146-1248), Gırnata Sultanlığı (1232-1492) yaşandı. Ve 1492’de Beni Ahmer Devletinin yıkılışı ile İspanyadaki 781 yıllık İslam hâkimiyeti sona erdi.

Tarihler 22 Eylül 1609’u gösterirken İspanya kralı III. Filip bir fermanla 1610-1614 yılları arasında o Endülüs’te bulunan tüm Müslümanları kovdu, yâda ortadan kıldırdı. Müslümanların izi büyük oranda silinmiş oldu…

781 yıllık Endülüs Müslüman Medeniyeti döneminde Avrupa üzerinde kalıcı mühürler ve tesirler bırakılmıştır. İslam-Batı ilişkilerinde yüzyıllara sari izleri bugün bile görmek mümkün. Özellikle mimaride, sanatta, müzikte, bilimde, felsefede islamın izlerini Endülüste takip edebilirsiniz.

Mesela; Arapların kalıcı miraslarından biride İspanyol çingene müziği Flamenkoda kendini göstermektedir. Araplardan alınan bir başka müzik unsuru da bu bölgeye gelen ilk gitar türü müzik aleti olan ud’tur. Ud İspanya yoluyla batıya aktarılmıştır.

Endülüs’te baharı tarihin bu tozlu yaprakları arasındaki bilgi kırıntıları ile karşıladık. Kim bilir bu 781 yıllık koca bir dönem nelere tanıklar etti. Müslümanlar neler yaşadı, oradaki egemen Hıristiyan ve azınlık Museviler neler yaşadı bunları bilmemiz, algılamamız, yorumlamamız hemen hemen hiç mümkün değil, yada okyanusta bir damla su misali kalır söyleyebileceklerimiz…

Ama şu kadarını ifade edeyim ki, Endülüs’te baharı karşılamak gerçekten yaşanması gereken bir farklı bir iklim…

Devam edecek...

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları