“Beykoz’da son zamanlarda bir şey oluyor. Sessiz ama derinden…
”
Emre Çömlekçi Beykoz’dan ne istiyor?
Beykoz’da son zamanlarda bir şey oluyor.
Sessiz ama derinden…
Bir bakıyorsunuz Hz. Yûşâ Tepesi’nde.
Yanında kalabalık bir grup.
Sözü net, tavrı açık:
“Beykozluya maneviyat üzerinden bedel dayatılamaz. Yuşa Hazretleri’ne gelen insandan otopark, tuvalet parası istenemez.”
Ne bağırıyor ne nutuk atıyor.
Ama sözü yerine oturuyor.
Ertesi gün Tokatköy sokaklarında.
El sıkıyor. Göz göze geliyor.
“Derdin derdimdir” diyor ve geçmiyor; duruyor, dinliyor.
Akşamına Çavuşbaşı’nda bir evde.
Çay masasında yol konuşuluyor, imar konuşuluyor, çocuk parkı konuşuluyor.
Herkesin dilinde yıllardır biriken dertler…
Ve o masada şunu söylüyor:
“Bu sokaklarda büyüdüm ben.
Konakta değil. Yalıda değil.
Akbaba’daki ata ocağından geliyorum.”
Bu cümle Beykozluya yabancı gelmiyor.
Bu Adam Neden Tanıdık Geliyor?
Çünkü Emre Çömlekçi anlatmıyor, hatırlatıyor.
Tamircilik yapmış.
Bisikletle işe gitmiş.
Otobüs seferinin ne demek olduğunu “şikâyet dosyasında” değil, durakta beklerken öğrenmiş.
Dört çocuk büyütmüş bir baba.
Geçim derdinin, ay sonunun, okul masrafının ne olduğunu biliyor.
Kapısında milyonluk makam aracı yok.
Ama kapısı açık.
Bu ayrıntılar önemli.
Çünkü Beykoz artık “tepeden gelen” siyaset dilinden yorulmadı mı?
Beykoz’un Her Köşesinde
Cumhuriyetköy’de kahvede.
İshaklı’da esnafın yanında.
Bozhane’de, Göllü’de, Kılıçlı’da…
Anadolufeneri’nde. Kavak’ta.
Kimsenin uğramayı akıl etmediği -veya tenezzül etmediği- köşelerde.
Renk ayırmaksızın spor kulüplerinde, taraftar gruplarıyla tribünde.
Her yöreden Beykoz’uz diyerek derneklerde, masada.
Cenazelere omuz verenler arasında.
Düğünlerde.
Ali Veli’yle kavga etmiş karakola düşmüş, kapıda o sulh masası kursun diye çağrılmış.
Birisi Orman kanununda ceza yemiş cezaevine gitmek üzere; kapısında Emre Çömlekçi, çocukları geride babasız ne yapmasın diye…
Bir DMD hastası çocuk için canlı yayında yardım toplarken de orada.
Kaza geçirip bacaklarını kaybetmiş bir evladın evinde sarılırken de.
Bunlar büyük cümleler değil.
Ama küçük hayatlara dokunan gerçek temaslar.
Bizde Halka inilmez, halka çıkılır, diyen genç bir adam.
Peki, Ne İstiyor?
Asıl soru bu.
Emre Çömlekçi Beykoz’dan ne istiyor?
Görünen o ki makam istemekten önce emanet istiyor.
Yetkiden önce güven istiyor.
Ve Beykoz ne istiyor?
Kendisinden olanı…
Kendi sokağını bilen birini…
Çocuğunun adını duyduğunda yüzü gülen birini…
Son Söz Beykozluya
Beykoz’u Beykoz yapan şey binaları değil.
İnsanıdır.
Bu ilçe, yukarıdan bakılan değil;
içinden yürünerek yönetilmesi gereken – kendine has özellikleriyle – bir yerdir.
Emre Çömlekçi’nin yaptığı tam da bu:
Yürüyor. Dinliyor. Paylaşıyor.
Bu yeter mi?
Tabi ki hayır.
Her zaman fazlasını yapmak gayrete tabi olmaktır.
İki günü bir olan ziyandadır, emriyle Efendimizin baktığı yerden bakıyorum, meselem de Beykoz’dur diyen bir isim Çömlekçi…
Artık şu çok net:
Beykoz’da uzun zaman sonra biri, Beykozlu gibi davranmıyor.
Beykoz’u Beykozlu olarak arşınlayarak onu bizatihi yaşıyor.
Ve bazen bir ilçenin aradığı tam olarak budur.
Beykoz’un aradığı aslında budur.
Vesselâm.
YORUMLAR