Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Elif Ada ÇALIŞKAN: Merhamet

“İnsan başkasının acısını anlayabildiği kadar insandır.” diyen Stefan Zweig, merhametin insan olmanın en temel şartlarından biri olduğunu vurgular. Peki, insan olmak yalnızca hayatını sürdürmek midir yoksa başkalarının yaşadıklarını da fark edebilmek mi?

“İnsan başkasının acısını anlayabildiği kadar insandır.” diyen Stefan Zweig, merhametin

Elif Ada ÇALIŞKAN: Merhamet

“İnsan başkasının acısını anlayabildiği kadar insandır.” diyen Stefan Zweig, merhametin insan olmanın en temel şartlarından biri olduğunu vurgular. Peki, insan olmak yalnızca hayatını sürdürmek midir yoksa başkalarının yaşadıklarını da fark edebilmek mi?

Merhamet, karşılaşılan kötü duruma duyulan üzüntü ve acımadır. Merhametli bir insanın kendini başkasının yerine koyabilmesi, onun sıkıntısını görmezden gelmemesi ve buna göre davranması beklenir. Bu duygu yalnızca üzülmekten ibaret değildir; vicdanın sesiyle hareket etmeyi ve sorumluluk almayı gerektirir. Merhamet, insanı bencillikten uzaklaştırır ve onu daha olgun bir birey haline getirir.

Günlük hayatta merhametli olmak her zaman kolay değildir. Zor durumda olan birini dinlemek, onu görüp anlamaya çalışmak için gerçekten zaman ayırabiliyor muyuz? Hata yapan birine hemen sert tepki mi veriyoruz yoksa onu anlamaya mı çalışıyoruz? Günlük yaşamımızdaki bu gibi durumlara verdiğimiz tepkiler bizi kimi zaman duyarlı kimi zaman bencil bazen hırslı veya vicdanlı yapar. Bir arkadaşını yargılamadan dinleyen ya da kırıcı bir söz söylememeyi tercih eden insanların daha duyarlı, anlayışlı olduğunu; insan ilişkilerinin de daha güçlü olduğu hemen fark edilir. Yaşamımızdan verilebilecek örneklere bakıldığında, merhametin çoğu zaman sabır ve fedakârlık istediği görülür.

Merhamet yalnızca başkalarına mı yöneliktir yoksa insanın kendisine karşı da merhametli olmasını da kapsar mı? Hata yaptığımızda kendimizi acımasızca eleştirmek bizi gerçekten geliştirir mi? Kendine anlayış gösteren bir insan, eksiklerini daha sağlıklı bir şekilde görür ve düzeltmeye çalışır. Bu açıdan bakıldığında merhamet, insanın iç dünyasında denge kurmasına yardımcı olur. Kendisiyle barışık birey, çevresine karşı da hoşgörülü olur.

Toplumsal açıdan bakıldığında merhamet, bir arada yaşamanın temel şartlarından biridir. İnsanların birbirine sırt çevirdiği bir toplumda huzurdan söz edilebilir mi? Yardımlaşmanın ve anlayışın azaldığı ortamlarda sorunlar daha da büyümez mi? Karşılaştırma yapıldığında, merhametin yaygın olduğu toplumlarda dayanışmanın arttığı; merhametin az olduğu toplumlarda ise bencilliğin ve duyarsızlığın ön plana çıktığı görülür. Bu durum merhametin sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir ihtiyaç olduğunu da açıkça ortaya koyar.

Merhamet, doğuştan gelen bir duygu olmakla birlikte zamanla gelişir. Ailede görülen davranışlar, çevrede karşılaşılan örnekler ve yaşanan olaylar bu duygunun yönünü belirler. Küçük yaşlarda merhametle büyüyen bireyler ilerleyen yıllarda başkalarının acılarına karşı daha duyarlı olur. Bu da merhametin sözle değil yaşantıyla öğrenildiğini gösterir.

Sonuç olarak merhamet; bireyi olgunlaştıran, toplumu ise ayakta tutan temel bir değerdir. Günlük hayatta yapılan küçük bir iyiliği önemsiz saymayalım, Bazen bir insanın hayata tutunması, başka bir insanın iyi yüreğine ve merhametine bağlı olabilir. Merhametin yaşatıldığı ve insanlar birbirini daha iyi anladığı bir dünya bizlerin ellerinde. Yaşar Kemal ne kadar da güzel söylemiş:

“Vicdan barındıran bir el

İçinde merhamet olan bir yürek,

Ve gülüşünde samimiyet taşıyan bir yüzden güzeli yok!

Ve insan;

Evrende gövdesi kadar değil, Yüreği kadar yer kaplar…”

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir