Ekonomik sıkıntıların ana sebepleri

  • 26.04.2021 19:10
  • Okunma: 787 kez

A. Raif ÖZTÜRK


Geçim darlığı veya ekonomik sıkıntılar denilince; belki de ilk akla fakirler veya yoksullar geliyor olabilir, ancak bu birçok açıdan da doğru değildir.

 

Kenar mahallelerde yaşayıp, sadece yoksul maaşıyla kıt-kanaat geçinen öyle kimseler var ki, ellerindekilere kanaatle, sağlık ve afiyetine can-u gönülden şükürler ediyorlar. Yani geçim darlığı yaşamıyorlar…

Diğer yandan ise öyle varlıklı kimseler var ki, mal varlığından daha çok borçları var. Fabrikatör veya ünlü iş adamı oldukları halde, aylık gelirleri giderlerini karşılamadığından, sık sık yüzsuyu dökerek borçlar alırlar. Kara kara düşüncelerle personel maaşlarını ödemeye çalışırlar. Dışarıdan mutlu ve varlıklı görüldükleri halde, çok ciddi geçim darlığı çekerler.

Hatırlayınız; henüz 3-4 yıl önce milyarder bir Alman iş adamı, 9,5 Milyar €’luk mal varlığından 2,5 Milyar €’luk birkaç fabrikası iflâs etmişti. Geride kalan 7 Milyar €’luk mal varlığı veya sermayesine rağmen, geçim darlığı yaşamaya başlamıştı. Bu nedenle de Ruhi bunalıma girerek intihar etmişti. Yani, milyonlarca insanların ulaşamayacağı kadar büyük sermayelerine rağmen, zenginler de geçim darlığı yaşıyorlar…

Bu girizgâhtan sonra sizlerle, güncel bir konu hakkında uzun zamandan beri araştırmalar yaptığım; ‘Geçim darlıklarının ve ekonomik sıkıntılarının ana sebepleri’ üzerinde fikir teâtisinde bulunmak istiyorum…

Geçim darlıklarının ve ekonomik sıkıntılarının; tembellikten, yabancısı olduğu mesleğe atılmaktan, uygun zaman ve zemin seçememekten başka, bunlara benzer elbette birçok sebepleri var, ancak biz sadece ana sebepleri ele alacağız.

Her konuda, en doğru ve en isabetli görüşün, o konunun mucidi veya üreticisi tarafından verilen bilgi olduğunu, sanırım bilmeyen yoktur. Meselâ bir çamaşır makinasının, hatta cep telefonunun bile kullanım kılavuzları, işte bu nedenlerle çok önem arz eder. O kullanım talimatlarına uyulduğu ve uygulandığı zaman, pek sıkıntı çekilmez.

Aynen böyle de insanın da sosyal hayatta sıkıntı çekmemesi için, Yüce Yaratıcımız tarafından bir kullanım kılavuzu, yani el Kitabı Kur’ân-ı Kerîm gönderilmiştir.

Bu itibarla bizler de en güncel bir derdimiz olan; “geçim darlığının ana sebeplerini” bu kılavuz Kitapta araştırdık. Çok net, çok açık, çok ilginç ve çok isabetli bilgilere ulaştık. Aklıselimle bakan herkes “biz bunları niçin daha önce öğrenip, neden uygulamadık” diye, pişmanlık duyacağına inanıyorum. Çünkü bu sıkıntılarımızın çözümü de ve selâmete erişmemiz de bu uygulamalara bağlıdır…

Bakınız Ta-Ha Suresi, 124. Ayette ne kadar da net vurgulanmış:

“Kim de benim zikrimden (Kitabımdan ve hükümlerinden) yüz çevirirse, artık şüphesiz ki onun için,(dünyada) DAR BİR GEÇİM vardır ve kıyamet günü de onu KÖR olarak haşir ederiz.”

  • Lütfen iyice odaklanalım:

Önce, tefsirlerdeki “ZİKRİMDEN” kelimesinin açılımı; birinci derecede Kur’ân okumak, 2. derecede Namaz kılmak. 3. Derecede ise genelde gece-gündüz yapılan çeşitli zikirler, tesbihat ve evrâtlar olduğu ifade ediliyor.

SORU: Peki, ülkemiz insanları olarak, bu önemli görevlerimizi % kaçımız uyguluyor, % kaçımız yüz çeviriyoruz?

CEVAP: En ciddi istatistiklere göre ülkemizde 5 vakit namaz kılanların oranı %16-22 arasında. Bu namaz kılanların içinde Kur’ân okumasını bilenlerin sayısı ise %45-50 arası. Yani ülke genelinde Kur’ân okumayı bilen veya her gün okuyan oranı %10 civarındaysa, okumayanların, yani YÜZ ÇEVİRENLERİN oranı ise %90 değil mi? Evet, çok acı bir tablo!..

  • Âlemlere Rahmet olarak gönderilen kılavuzumuz ve Kâinatın en doğru sözlüsü Hz. Muhammed SAV, bakınız bu konuda ne buyuruyor?

“Yüce Allah cc, insanlar topluca (yani çoğunlukla) günah işledikleri zaman, öğüt alıp tövbe etsinler diye, onlara SALGIN bir belâ gönderir. Emr-i Bil ma’rûf ile Nehy-i Anil münker (iyilikleri ve İslâm prensiplerini emretmek ve yasaklarından ve kötülüklerden sakındırmak) ilkelerini terk ettiklerinde ise onları EVLERİNDEN DIŞARI ÇIKAMAYACAK duruma sokar.

Allah’ı cc anmayı, (yani Tâ-hâ 124.Â.) O’nu cc tanıyıp tefekkür etmeyi terk ettikleri zaman ise Dünyadan lezzet alamasınlar diye, onların arasında ÖLÜM KORKUSUNU yaygınlaştırır”. (Hadîs-i Şerîfin kaynağı: El-Kâfî, C.4., S. 145.)

  • Nasıl? Ahvâlimizle tam örtüşüyor, değil mi?..

BU SIKINTILARDAN KURTULUŞ ÇARESİ:

  1. Öncelikle, bu ihmallerimizden dolayı ciddi bir tövbe ve istiğfar edilecek.
  2. Yukarıda arz edilen TERKLERİ biliyorsak, tam bir kararlılıkla uygulamaya başlamak.
  3. Eğer bilmiyorsak, en doğru biçimde öğrenerek ciddiyetle uygulamak.

Son olarak, acı bir gerçeği daha arz etmeden geçemeyeceğim:

Ülkemizde 2013 yılı istatistiklerine göre, okur-yazar tahsil oranı % 96’dır. 2018 İçin %99,22’dir. Bunların içinde sadece üniversite tahsilliler bile, %22,4 olduğu tespit edilmiş.

Oysa “Müslüman bir ülke” olarak tanımlanan ülkemizdeki her gün Kur’ânı okuyabilme oranı, acaba niçin %10’lara kadar düşüktür? Bu akıbetlere sebep olan bu ihmallerin sebepleri nelerdir?

Cumhuriyetimizin başlarındaki ağır cezalı yasaklar ve Milli Eğitim Sistemimizdeki Allah ve Din inancından yoksun, hatta soğutucu faktörler nedeniyle olduğu, ayrıca bir yazı konusu olduğu için, şimdilik takdir ve tahkiklerinize arz ediyorum…  Saygılarımla.

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları