Ekonomi, mutluluk ve rahatlık

  • 28.02.2022 11:09
  • Okunma: 1881 kez

Metin AYDIN


Bir ülkede insanların mutlu olması moral değerlerinin yüksek olmasına bağlıdır. Bunu sağlamak da birinci derecede yönetenlerin sorumluluğundadır.

Yönetici olarak nitelendirdiğimizi de devlet başkanından başlayarak muhtarlara kadar sayabiliriz. Yöneticilerin ilk uyacakları kural adil olmaktır. Bu da ülkedeki emeğinden başka sermayesi olmayan insanla en tepedeki insanın adalet önünde veya herhangi bir devlet dairesinde eşit düzeyde muamele görmesidir.

Ülkenin vatandaşları önce adalet sistemine tam güven duymalılar. Herhangi bir olay sonrası hâkim önüne çıkan vatandaşların gönül rahatlığıyla adaletin doğru yönde tecelli edeceğine güvenleri tam olmalıdır. Eğer adalete güven olursa o ülkede insanlar korkmadan yatırım yaparlar. Hatta yabancı ülkedeki yatırımcılar adalet terazisi şaşmayan ülkeye koşa koşa gelirler. Emek üretim yoğunluklu sanayii sektörüne, yani katma değeri yüksek olan sektörlere yatırım yaparlar. Adalet sisteminiz mükemmele yakınsa herkes gelir. Üstte saydıklarımın tersi olan ülkeye de parsa toplamaya yani o ülkeye katma değer sağlamayacak, kendi çıkarlarına yatırım yapmaya gelirler. Ülkeye fayda sağlayacak yatırım yapmazlar.

Bu eşitliğin sağlanabilmesi için hiç kimsenin ayrıcalıklı muamele görmemesi gerekir. Yani ülkede fırsat eşitliğinin adil bir şekilde olması gerekir. Yani hiç kimse bu paralar annemin çıkınından çıktı diyememeli. Yani vergisi verilmiş kazanç olmalı. O vakit kimsenin parasında pulunda kimsenin gözü olmaz eğer vergisi verilmiş kazançsa. Hiç kimsenin aldığı ihalede kimsenin gözü olmaz eğer devletin yaptığı ihale adaletli olursa. Lakin iki tane firma çağırıp ihalenin kime verileceği belli olan ihale yapılırsa o ihalede adaletten bahsedemezsiniz. Ya yandaş ya da sadık kullara verilen ihaledir. Kazanılan gelir kutsal değil haksız olur. Hiç kimse verdimse ben verdim diyememeli. Hiç kimse babalar gibi satarım diyememeli. Hiç kimse Sayıştay’ı hiçe saymamalı. Devlet adına veya devletteki görevini kullanıp kimseye çıkar sağlanmamalı. İmtihanla devlete işçi ve memur alacaksanız imtihanda başarı durumuna göre alırsınız. Birde mülakat yaparsanız kimseyi liyakatle aldığınıza inandıramazsınız. Çünkü devlet tiyatrolarına oyuncu almıyorsunuz ki diksiyona bakasınız. Devlette çalışan herkes devletin çalışanı olmalı, hükümetin adamı değil. Hiç kimse bir partinin adamı olduğu için veya birine sadakatle bağlı olduğu için değil, gerekli liyakate sahip olduğu için göreve atanmalı. Eğer gerekli liyakate sahip olduğu için değil, birilerinin çıkarına hareket edeceği için atanırsa o kişi işini yapmayıp sahibinin istediğini yapan biri olur. Böyle kişiler devlet otoritesini zaafa uğratırlar.

Sahibinin sesi olanlar mesela ne yaparlar. Ülkesindeki yerli hayvancılığın ıslah çalışmaları yerine yurt dışından damızlık hayvan ithal ederek ülkenin iklim şartlarına uygun olmayan bir nesille uğraşıp dururlar.  Tarımda yerli tohum ıslahı için çalışacağına yurt dışından hibrit tohuma bel bağlarlar. Sadece ekildiği yılda ürün verip, kesinlikle tohum vermeyen bir tarımla uğraşmaya kalkarlar. Yani her sene tekrar tohum ithal eden bir ülke durumuna düşüp dışa bağımlı hale getirirler ülkeyi. Diyelim ki ihracatçı ülke, ülkene tohum vermezse yandın, aç kaldın. Tarım, hayvancılık, ormanlar, akarsu, göller, deniz ve madenler tabii stratejik kaynaklardır. Bu kaynaklar özelleştirdim deyip üç beş ne yapacağı belli olmayan kişilerin eline bırakılamaz.

Fabrikaları özelleştirip, bu fabrikalar üretime devam edecek deyip, şehir içinde veya hemen şehrin kenarında kalan fabrikaların bir şekilde işlevlerini sonlandırıp arsalarına çökmek özelleştirmek değildir.

Ekonomik rahatlığı ve mutluluğu üstteki gibi önemli ayrıntılar belirlerler. Ülkenin kalkınmasını da bu gibi ayrıntılar hızlandırır.

Üstteki yazıyı yazdıktan sonra Rusya Ukrayna’yı ilhak etmek için savaş başlatmıştır. Aşağıdaki yorumu eklemek gereği hissettim.

Bu bana Hitlerin Polonya’yı işgal harekatını hatırlatmıştır. Umarım sonu ikinci dünya savaşı gibi olmaz. Savaşın galibi olmaz. Savaşta vatanını korumak kutsaldır. İşgal etmek veya işgal girişiminde bulunmak ise sadece vahşet olarak değerlendirilebilir.

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları