Siyaset

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun yerine o olacaktı!

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun yerine o olacaktı!
2014.11.30 00:00
| | |
8324

Video galeri

Türk Ocakları Derneği Beykoz Şubesi'nin daveti üzerine Beykoz Kıyı Emniyeti Tesisleri'ne gelen eski Milletvekillerinden İlhan Kesici, kalabalık bir gruba hitap etti.

Siyasetten ekonomiye pek çok konuda düşüncelerini dile getiren İlhan Kesici, bir dinleyicinin "Cumhurbaşkanlığı sürecinde adınız geçmişti. Biz hiç tanımadığımız birine oy vermek zorunda kaldık. Siz mi teklifi kabul etmediniz yoksa süreç nasıl gelişti?" sorusuna "Biz bütün ömrümüzü getirdik o noktaya, Cenab-ı Allah böyle bir şey nasip etsin diye..." diyerek, teklif gelmesi durumunda o dönem kabul edeceği imasıyla yanıt verdi. İlhan Kesici, devamında ise şöyle dedi: "Biz o dönemde bir davranışta bulunmadık. Eğer alttan, üstten bir çalışma yapmadık ancak görünen o ki, eğer yapsaydık da belli ki Türk kamuoyu epey bir kabarabilirmiş. Ama irade Türk kamuoyunda değildi. İrade başka bir yerde olunca, o irade bizde tecelli etmedi. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, 'Hak tecelli eyleyince her işi âsân (kolay) eder. Halk eder esbabını (sebebini yaratır), bir lâhzada (anda) ihsan eder' der. Önümüzdeki sürece bakacağız".

TBMM 20. Dönem Bursa ve 23. Dönem İstanbul Milletvekilliği yapan İlhan Kesici, Türk Ocakları Beykoz Şubesi'nin konuğu oldu ve düşüncelerini Beykozlularla paylaştı. Halka açık olan Beykoz Kıyı Emniyet Tesisleri'nde gerçekleştirilen söyleşiye, Turizm eski Bakanı Bahattin Yücel, Beykoz Belediye Meclisi Üyesi Cavit Gül, MHP Beykoz İlçe Başkanı Akif Taşdemir ve İlçe Yönetim Kurulu Üyeleri, BBP Beykoz İlçe Başkanı Mustafa Bağcılar ve İlçe Yönetim Kurulu Üyeleri, İstanbul Türk Ocağı Başkanı Cezmi Bayram, tarihçi yazar Osman Azman, emekli tarih öğretmeni Süleyman Saklı ve kalabalık bir grup katıldı. Açılışta Türk Ocağı'nın tanınmış simalarından Atilla Yayım da bir dua etti. Sabah kahvaltısının ardından edilen yemek duasında Atilla Hoca şunları dile getirdi:

Atilla Yayım’ın ünlü ‘sofra duası’

"Şol gökleri kaldıranın, donatarak dolduranın, 'ol' deyince olduranın, doksan dokuz adı ile... Rahman ve rahim Allah'ın adıyla... Allah adı ilk sözümüz, imanla dolsun özümüz, Rabbimize hamd-i senâ, afiyetler imana... Resulü Ekrem'e salavat, hanemize bol bereket... Vücudumuz sıhhat bulsun, geçmişlerimize rahmet olsun, daim eylesin cennetini, daim eylesin izzetini... Kötü kelam dedirtmesin, haram lokma yedirtmesin, az verip gezdirmesin, çok verip azdırmasın, ibadetten bezdirmesin...

Ey Doğu'nun ve Batı'nın sahibi... Ey geceden gündüzü çıkartan... Ey kitabı öğreten, hikmeti öğreten... İnananların varisi ey! Biz kısık sesleriz... Minareleri sen ezansız bırakma! Mahyasızdır minareler, göğü de Kehkeşansız (samanyolu) bırakma! Bize güç ver, savaş meydanını pehlivansız bırakma! Bilelim hasma karşı koymasını, bizi cansız bırakma! Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız ve vatansız bırakma! Hamdolsun verdiğin nimete... Hamdolsun Hakk'a ve kudrete... Bizi zalimin başına dert, mazlumun başına sığınak yarattın! Evreni bizimle donattın! Tek sana inandık ezelden; dönmedik iyiden, doğrudan, güzelden... Bizlere bir yüce din verdin! Dininle yeniden ün verdin! Baş tacı ederiz İslam’ı! Öndeydik daha da ön verdin! Yüceler yücesi Yaradan... Azlığız, el uzat oradan... Göndere diktiğimiz ay-yıldızlı bayrağı indirtme oradan... Rahmansın, Rahimsin, teksin; yücesin! Bizi birbirimize düşürme ya Rab! Kopart dillerini bütün münafıkların! Milletime kötü söz söyletme ya Rab!

Üçler, Yediler, Kırklar hürmetine... Şehit veren evler barklar hürmetine... Hâk yolcusu yiğit erler hürmetine... Birlik ve beraberliğimizi bozdurma ya Rab! Analarımızın yerini cennet eyle, aksakallı atalarımızın yerini cennet eyle... Diktiklerimiz göğersin gelsin, ektiklerimiz yeşersin gelsin! Bizi namerde muhtaç eyleme! Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin... Nice cahiller seni gökte arar, yerde ister... Sen bütün inananların gönlündesin... Şu gelimli-gidimli, sonucu ölümlü dünyada Devlet-i ebed müddete (ebediyen yaşayacak devlet) inanırız, Devletimizi daim eyle, milletimizi kavi (dayanıklı) eyle, evlatlarımızı salih eyle... Tövbelerimizi, dualarımızı, ibadetlerimizi makbul ve kabul eyle...

Selam olsun enbiyaya, selam olsun evliyaya, selam olsun şühedaya, selam olsun ariflere salihlere... Buyurun Allah rızası için El-Fatiha!"

‘İlhan Kesici’nin DPT’li ve TCDD’li özgeçmişi okundu’

Atilla Yayım'ın duasının ardından kürsüye gelecek olan İlhan Kesici'nin özgeçmişi okundu. Bir hayli zengin olan özgeçmişte İlhan Kesici için şunlar söylendi:

"22 Kasım 1948 yılında Sivas'ın Zara ilçesinde dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini aynı ilçede tamamladı. Daha sonra Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Endüstri Mühendisliği bölümünden 1972 yılında mezun oldu. Yüksek lisansını aynı fakültede tamamladı. İngiltere Bradford Üniversitesi'nde 'Kalkınma ve Altyapı Projeleri' eğitimi, 1982 yılında Londra Kraliyet Kamu Yönetimi Enstitüsü'nde 'Kamu Yüksek Yöneticiliği' eğitimi aldı. Devlet Demir Yolları (TCDD) Proje Başmühendisliği ve Daire Başkan Yardımcılığı görevini yaptı. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) İktisadi Planlama Dairesi'nde çalıştı. 1981 ve 1984 yılları arasında DPT'de Kamu Yatırımları Daire Başkanı oldu. 1984 ve 1985 yılları arasında DPT Koordinasyon Genel Müdürü oldu. DPT'nin Avrupa Topluluğu nezdinde Daimi Delegasyon Başkan Yardımcılığı, 1987-1991 yılları arasında Müsteşar Müşavirliği, 1991-1993 yılları arasında DPT Müsteşarlığı yaptı. Aralık 1991 ve 1993 yılları arasında YÖK Üyeliği yaptı. XX. Dönem Bursa Milletvekili... NATO Parlamenter Assemblesi Üyeliği ve Dış İlişkiler Komisyonu Üyeliği görevlerini yaptı. XXIII. Dönem İstanbul Milletvekili seçildi. Eylül 2010 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etti. Evli ve bir kız babası..."

‘Mustafa Arman, salonu kırdı geçirdi…’

Türk Ocakları Derneği Beykoz Şube Başkanı Mustafa Arman, kürsüye İlhan Kesici'den önce çıktı ve kendisine has üslûbuyla salonu neşelendirdi. Daha önceki söyleşilerde olduğu gibi söyleşi yapılacak olan kişiyle Dernek Başkanı olarak süreçte yaşadıklarını nükteli ifadelerle anlatan Arman, şöyle dedi:

"Şimdi efendim biz bu konferansları düzenliyoruz, kolay iş değil bunlar... Mesela biz İlhan Kesici Bey ile Belediye seçimlerinden tam 3 buçuk ay evvelden bu yana konuşuyoruz, randevu almaya uğraşıyoruz. O arada 'Şu belediye seçimleri bir geçsin' dedi. 'Tamam Hocam' dedim. Ondan sonra yine Ankara'ya gidip geliyor. Ama şu var: Ben ne zaman aradıysam telefonu meşgul ama sonra yine dönüp beni arıyor. Bu hakikaten bir insanda ender görülen bir meziyet... O arada Cumhurbaşkanlığı meselesi çıktı. Kendisinin biliyorsunuz Cumhurbaşkanlığıyla ilgili adı da karışmıştı... Yani bana sorarsanız Türkiye'nin dönüm noktasıdır o Cumhurbaşkanlığı seçimi... En sonunda artık kaçacak yeri kalmadı..."

Konuşmasına Türk Ocakları olarak daha önce gerçekleştirdikleri söyleşilere dair bilgi vererek tamamlayan Mustafa Arman, sonrasında ise İlhan Kesici'yi sahneye davet etti. Mustafa Arman'ın bıraktığı yerden devam ederek başlayan İlhan Kesici, davet edilme sürecini Arman gibi nükteli bir üslûpla dile getirdi ve şunları kaydetti:

‘İlhan Kesici de Mustafa Arman gibi şaka ve fıkralarla başladı’

"Ben bu tür konferanslara bir zamanlar çok gidiyordum; hoşuma gidiyordu ve çok da verimli buluyordum. Sonra bir müddet 'Yahu heralde bu Türkiye'ye laf söylemenin fazla bir anlamı kalmadı' gibi bir psikoloji içine girdim. Bu toplantılara gitmeyi çok azalttım. Tam o azalttığım dönemde sisteme Mustafa Bey girdi... Mustafa Bey'e 'he he' diyecek oluyorum ama bakıyorum Mustafa Bey çok soru soruyor: 'Şöyle mi yapalım, böyle mi yapalım; ne zaman yapalım, nerde istersiniz?' filan diye... O sıralar bu Silivri Savcıları'nın da çok moda olduğu bir zamandı. Mustafa Bey'e 'Ben korkuyorum' dedim. Bizim Sivas'ta el-ayak için 'aza' yerine 'ezeler' derler... Mustafa Bey'e 'Yahu benim ezelerim titriy... Böyle Silivri Savcıları gibi sorular sorma bana…' dedim. Neyse, Mustafa Bey soruyu azalttı kısmen... Biz de muhabbet etmeye başladık. Fakat 1- Mustafa Bey'in ısrarına... 2- Bu ısrarını Türk Ocağı adına yapmasına daha fazla kayıtsız kalamadım ve bugün buradayım. Mustafa Bey başta olmak üzere tüm Yönetim Kurulu Üyeleri'ne teşekkür ederim. Allah beraberliğinizi daim etsin."

Daha önce ANAP'ta siyaset yapan İlhan Kesici, 1998 yılına dair anılarını anlatırken, dönemin ANAP Genel Başkanı ve Başbakanı Mesut Yılmaz'ın parti grubundan “Beni 3 ay eleştirmeyin!” şeklinde bir isteği olduğunu söyledi. İlhan kesici şunları dile getirdi:

"1998 yılında şimdiye benzeyen bir Türkiye yoktu. Yeni bir Hükümet kurulmuş, 28 Şubat olmuş, onun etkileri gitmiş... Biz de Anavatan Partisi'ndeyiz. Meust Yılmaz Başbakan olmuş aynı zamanda partimizin Başkanı... Aradan da 9 ay geçmiş... Bu işlerde biraz adettir: İlk 3 ayda partililer kendi Hükümetleriyle ilgili herhangi bir tenkitte bulunmazlarsa, iyi... Doğru... Daha taze bir hükümettir... İçeride ve dışarıda kendi arkadaşlarını tenkit etmesi doğru değildir. Mesut Yılmaz Bey de parti grubundan, kendi grubundan böyle bir ricada bulunmuştu: 'Beni ilk 3 ay tenkit etmeyin, bekleyin! Daha sonrasına bakarız...' falan diye..."

Kesici: “Türkiye’deki sıkıntı henüz bela aşamasına gelmedi ama…”

Konuşmasında AK Parti Hükümeti'ne sert eleştiriler de getiren İlhan Kesici, Türkiye'nin içinde bulunduğu halinin çok fazla ciddiye alınması gerektiğinin 'ayan-beyan' olduğunu kaydetti. "Bugünleri bile Allah göstermesin çok arayabiliriz" diyen İlhan Kesici, şöyle dedi:

"Türkiye, bu tür durumlarla çok karşılaşmış ve içerisinden çıkmayı başarmıştır. Bugün için de bunun bir tek yolu vardır: Türkiye'nin Türk entelektüellerinin üstün bir gayreti olur ise biz adına henüz 'sıkıntı' dediğimiz ve 'belâ' aşamasına gelmemiş olan halden Türkiye'yi çekip çıkarabiliriz. Bizim üzerinde oturduğumuz coğrafya zor bir coğrafyadır. Biz aşağı yukarı 1000 yıldır buradayız. Bizden evvel burada pek çok kavim de yaşamıştır; Lidyalılar, Kilikyalılar bulunmuştur. Nerededir bunlar şimdi? Yok... Bunun bir tane sebebi vardır: Zayıftılar... Bu coğrafyanın bir özelliği, güçsüzlüğe tahammülü yoktur! Güçsüzlüğü sevmez! Küçüğü sevmez! Büyükçüdür. Niye? Kültürel olarak ve tarihten adam biliyor ki, burada zayıf olunca Pers İmparatorluğu'ndan adam çıkıyor Balkanlar'a kadar silip süpürüyor... Aradan bir zaman geçiyor Makedonya'dan birisi çıkıyor, bu kez Doğu'ya doğru yürüyorlar; bu coğrafyada ne var ne yok süpürüyorlar. Sonra biz geldik. Bizim iyi yanımız ise biz bu insanları silip süpürmedik de karıştık... İyi de oldu yani... 1000 senedir de ağız tadıyla, iyi denebilecek bir şekilde yaşıyoruz. Ama gücünü kaybederse Türkiye, şu bilinmelidir ki, kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz!

Bakınız, Saray adamın başını yer! Bunun tarihte örneği vardır. Osmanlı İmparatorluğu'nun 1884 yılına gelinceye değin tek kuruş borcu yoktu. Sultan Abdülmecit, Dolmabahçe Sarayı'nı yapabilmek için ilk defa borç aldı. 1874 yılına gelinceye değin de borca yapılan Dolmabahçe Sarayı Osmanlı'nın sonunu getirdi. Osmanlı'nın borcu o kadar arttı ki, 1974 yılına gelindiğinde Osmanlı'nın gelirinin dörtte biri (yüzde 25'i) borcunun yalnızca faizini ödeyebiliyordu. Onun için Saray yaparken dikkat etmek lazım."

‘İlhan Kesici’den ekonomi verilerine dair çarpıcı rakamlar…’

Türkiye'nin ekonomik tablosu konusunda bilgi de veren İlhan Kesici, AK Parti Hükümeti'nin ilk geldiği gün ile 12 yıl sonrası olan bugünün rakamlarını da ortaya koyup kıyaslama yaptı. IMF borcunun ödenmiş olmasının doğru ve olumlu bir iş olmasına karşın devletin borcunun giderek arttığına dikkat çeken İlhan Kesici, şunları kaydetti:

"Türkiye'deki ekonomik durum için iyi diyorlar. IMF'ye borcu sıfırladıklarını söylüyorlar. Doğrudur. Ancak bu Hükümet göreve geldiği zaman IMF borcu ne kadardı? 22 milyar dolardı. Bunun dışında 42 milyar dolar daha borcu vardı. Yani toplamda 64 milyar dolarlık bir borcu vardı. Ben size şimdi bir hafta önce açıklanan rakamı söyleyeyim: Türkiye'nin dış borcu bugün 117 milyar dolardır! Doğrudur, 22 milyar dolarlık IMF borcu sıfırlanmıştır ancak bugün bu Hükümet, geleceğin çocuklarının rızkını bugünden yemektedir. Bizim özel sektörümüzün 12 yıl önce dış borcu 43 milyar dolardı. Bugün ise dış borcu 10 gün öncesine kadar tam 260 milyar dolar...

Peki, iç borcu neydi, onunla ilgili de rakam verelim: İç borcu 149 katrilyondu; bugün ise iç borcu 387 katrilyon lira... Hepsini topladığımızda ne oluyor? Bu Hükümet göreve geldiğinde hepsinin toplamında yaklaşık 200 milyar dolarlık bir bor varmış. Bugün ise bu toplamda 380 milyar dolardır. Biliyorsunuz, devletin fabrikaları vardı, kurumları vardı bunları da 62 milyar dolara sattılar. Aslında bu tablo nedir? Bu bir iflas noktasıdır. Ama bakıyorsunuz köşe yazarları her gün televizyonlarda allıyorlar, pulluyorlar. Eğer CHP ve MHP yüksek gayretleriyle bir davranışta bulunsalar, bu Hükümeti geçmişte de devirebilirlerdi, önümüzdeki 2015 seçimlerinde de devirebilirler."

Haber Merkezi

Anahtar Kelimeler: Beykoz, Türk Ocakları, İlhan Kesici, Bahattin Yücel, Cavit Gül, Akif Taşdemir, Mustafa Bağcılar, Cezmi Bayram, Osman Azman, Süleyman Saklı, Atilla Yayım

0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"