Makaleler

Dünya umurumda değildi

2014.09.29 00:00
| | |
6003

By-Pass ameliyatımdan sonraki günlerde, Dünya umurumda bile değildi. Çünkü ölüm ile burun buruna gelmiştim. Ne kadar âciz olduğumu, kendi kendime Mâlik olmadığımı, vücudumda çalışan her bir organımın, hatta her mm. damarımın bile Mâliki (sahibi ve işleticisi) olmadığımı, Risale-i Nurun ‘kâinatı ve hadiseleri okuma prensibi’ ve Yüce Rabbimin lütfu ile fark etmeye başlamıştım. Zaten Bediüzzaman Hz. de “Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet GAFLET verir, dünyayı hoş gösterir ve âhireti unutturur” buyurmuyor muydu? Hem bizlere sürekli “Hastalık madem gafleti dağıtıyor, kaldırıyor, iştahı kesiyor, gayr-ı meşru keyiflere gitmeye mâni oluyor. Ondan istifade ediniz. Hakikî imanın kudsî ilâçlarından ve nurlarından, TEVBE ve istiğfarla, dua ve niyazla istimal ediniz. Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış” buyurmuyor muydu? İşte bu hastalık da beni, sağlıklı vaziyet gafletinden mutlaka uyandırmalıydı. Bu nedenle bu kez ameliyattan önce, takvasına güvendiğim bir din görevlisiyle birlikte, camide Tevbe-i İstiğfar ile hastalıktan istifade gayretine başladık…

Ahvâlimi sizlerle paylaşma maksadım; sizler benim gibi hasta olmadan ve bu sıkıntıları çekmeden, benim yaşadıklarımdan ibret alarak ve sağlıklıyken aczinizi, fakrınızı ve mâlik-ül mülk (yani, görünüşte sahip olduğumuzu sandığımız şeylere bile aslında mâlik veya sahip) olmadığımızı idrak etmeniz ve gaflete düşmemeniz içindir. Şu Dünyaya NİÇİN gönderildiğimizden ve mutlaka Âhirete hazırlanma mecburiyetinde olduğumuzdan gafil olmamak içindir. Yoksa çok pahalıya mal oluyor. Oysa gaflete düşülmeyince, böyle ikaz ve uyarılara da pek gerek kalmıyor…

Evet, dünya umurumda değildi. Çünkü; By-Pass operasyonumdan sonra öyle âcizlikler yaşıyordum ki, bana “Raif bey, çok başarılı bir operasyon geçirdiniz, 4 damarınıza by-pass yapıldı. Beni duyuyor musunuz?” diye seslenildiğini duyuyor, fakat ne bir şey görüyor ve ne de ağzıma dayanan kamıştan bir damla su emebiliyordum. Nefes almaya bile takatim yoktu. Râbıta-ı Mevti âdetâ yaşıyordum. Nihayet beklediğim İnâyet-i İlâhiye tezahür etmeye başladı. Dostlarımın, ağabey ve kardeşlerimin, tüm sevdiklerimin cân-u gönülden yaptıkları dualar ve niyazlar nedeniyle, yine Şâfi-i Hakîm tecelli ediyordu. İlâhî müsaade nispetinde, yavaş yavaş kendime geliyor, bana söylenilenleri bin-bir zorluklarla uygulamaya çalışıyordum. Bir yandan da benim için yapılan duaları hatırlıyor, şükrediyordum. Bir Kur’ân dersinde okuduğum Kur’ân-ı Kerimden sonra, muhterem hocamızın benim için; “Yâ Rabbi, n’olur bu Kur’ân sesini, daha gür bir şekilde devam ettir, kesme Yâ Rabbi” anlamındaki duasını hatırladıkça, gözlerim doluyordu.

Dünya umurumda değildi. Çünkü; aynı konforlu yatak içinde geçen iki geceden birisi, sanki 100-150 saatmiş gibi kâbuslar içinde, diğerinin ise cennet bahçelerinde mutluluklar içinde geçtiğini peş peşe yaşadığımda ise Kabir hayatının fiziki yönünün önemli olmadığını idrak ettim. Yani kişi pamuklar içinde lâhitlere konulsa da, kara toprağa konulsa da Rûhu hak ettiğini yaşayacaktır. Hz. Muhammed SAV "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçe yahut Cehennem çukurlarından bir çukurdur." Buyurmuyor muydu? (Tirmîzî, Kıyâme, 26). İşte kabrin Cennet bahçesi oluşu, kişinin Dünyaya gönderiliş maksadını idrak ederek, ona göre yaşamasına bağlı değil miydi? Aynı konforlu yatakta, her iki örneği de birden yaşıyor ve sonra da bunları düşünüyordum…

Evet, dünya umurumda değildi, çünkü doktorlarım “biz elimizden geleni (tıkalı damarlara By-pass) yaptık. Gerisi Allaha c.c. kalmış” derken, yine düşüncelere dalmıştım. Acaba kendi bacağımdan yedek damarı alarak, By-Pass yaptıkları bu işlem ile İlmi ve Kudreti sınırsız olan Yüce Rabbimizin bizim üzerimizdeki, ömrümüz boyunca ve her saniye tecellisi, hiç mukayese edilebilir miydi? Meğer bu yüce Kudreti ne kadar az tanıyor muşuz? O’nu c.c. ne kadar az seviyor muşuz ve O’na ne kadar da az şükrediyor muşuz, değil mi?... (Tevbe S. 24. Ayeti hatırlayınız.)

Ey Dünyayı Tenvîr eden Üstadım: Her sözünde olduğun gibi, “..Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet GAFLET verir, dünyayı hoş gösterir ve âhireti unutturur. Hastalık ise gafleti dağıtıyor, kaldırıyor” ..derken de ne kadar haklıymışsın. Ey Yüce Rabbim, sana sonsuz Hamd ve Şükürler ediyorum…

T E Ş E K K Ü R: Eşime, evlâtlarıma ve tüm Aile efradıma,

Doktorlarım Prof. Dr. Azmi Özler, Op. Dr. M. Fikri Yapıcı, Op. Dr. Altuğ Sağır ve Uzm. Dr. T. Buğra Denizaltı hocalarıma,

By-Pass olacağımı duyduğu andan itibaren benim için Kur’ân, Tahmidiye, DUÂ ve niyazlarını esirgemeyen tüm ağabey,

Dost, akraba, kardeş ve okuyucularıma Şükranlarımı arz ediyorum.

 ALLAH c.c. HEPİNİZDEN RAZI OLSUN...

 

Anahtar Kelimeler: A. Raif Öztürk, By-Pass, Prof. Dr. Azmi Özler, Op. Dr. M. Fikri Yapıcı, Op. Dr. Altuğ Sağır, Uzman Dr. T. Buğra Denizaltı

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"