Diyanet İşleri Başkanlığı ve Ankara Barosu?

  • 04.05.2020 13:38
  • Okunma: 2749 kez

Tüm Dünya ülkeleri Corona Virüsü ile amansızca mücadele ederken, bu musibetten kurtulmak için tüm dev ülkeler bile manevi çarelere başvurarak, ana caddelerindeki billboardlarına Ayetler ve Hadisler yayınladığı herkesçe malumdur. Hatta tüm camilerinde ezanlar ve toplantılarında Kur’ânlar okutulurken, ne yazık ki ülkemizde Yüce dinimizin ortak paydamız olduğuyla ilgili, ciddi arızaların halen varlığı görülüyor.

İşin çok daha vahim tarafı; tüm semavî dinlerde de haram olan, tarihte bu cinsel sapıklığın benimsenerek ve alenîleştirilerek yaygınlaşması sebebiyle, koskoca bir LÛT kavminin helâk edilmiş olduğu, hem Kur’ân ile hem bütün tarihi bilgilerle ve belgeselleriyle ispat edildiği de herkesçe malumdur. Bunlara rağmen, kahir ekseriyeti Müslüman olan ülkemizde, güvenilir bir anayasal kurum olması gereken bir baro tarafından, toplumsal değerlerimize ve özellikle de Yüce Dinimize karşı açıkça tavrıdır.

BİR BARONUN ASLÎ GÖREVİ: Sadece üye meslektaşları arasında meslekî dayanışmayı sağlamak iken, şu savunduklarının içinde, acaba bazı meslektaşları da mı var?

 

Bu cüret, sadece Yüce dinimize ve dini kurumlarımıza saldırı değil de nedir?

Bu baronun herzeleri, ayrıştırıcılık ve nefret dili değil midir? Bu kadar çelişkiyi bir baronun yapması, aşırı bir KİN ve Din düşmanlıklarından kaynaklanmıyor mu?...

Ayrıca; Zina, cinsel sapkınlık, içki, kumar, cinayetler, tecavüzler, halkın huzur ve güvenini bozan sosyal bir yara olduğu halde, güvenilmesi gereken bir başka kurum sözcüsü tarafından, toplum değerlerine ve Yüce Dinimize karşı bu sapıklıklara sahip çıkmak, tüm vicdanları yaralamıştır. Böyle bir kurumu, yani sapıkları savunmak adına Yüce dinimizi karşısına alanları, zerre kadar imanı olan bir kişi, nasıl tasvip edebilir ki?...

Zinanın, cinsel sapkınlığın ve eşcinselliğin sosyal hayata ve insan nesli üzerine zararları tüm çıplaklığı ile ortadayken, bu zararları avazının çıktığı kadar haykırmak; hem Diyanet camiasının, hem de tüm akl-ı selimin görevi olduğu halde, bu gerçekleri söyleyen Diyanet Başkanı, acaba niçin linç edilmek isteniyor? Acaba ‘sadece zamanlama hatası’ için mi?...

Bunun sebebinin; Sapkınları savunmak vesilesiyle esas maksadın, çağlar ötesi olduğu halde, hükümleri hâlâ têr-ü taze olan Kur’âna ve İslâm’a saldırmak olduğu, o genelgenin tamamı okunduğunda ve ne yazık ki bahtsız bir kurumun sözcüsünün cümlelerinden, çok net anlaşılıyor. Üstelik de Dinlerde, bütün bu sapık fillere karşı durmanın amacı, toplumun temiz kalarak hayatiyetini sürdürmesiyken, Devlet kurumu adına Diyanet İşleri Başkanının bu fiillere karşı milletini uyarması, hem bir insan hakkı, hem de kesinlikle en önemli bir GÖREVİ olduğu, niçin hiç dikkate alınmıyor? İnsan hakkından bahsedeceksek, pek az sapığın değil; pek çok dürüstün hakkından bahsetmek gerekir. Çünkü birbiriyle çelişen konularda, ÇOĞUNLUĞUN hakkı geçerlidir. Bu nasıl bir çelişkidir yâ Rabbi?...

Hepimizi tedirgin eden yönü; bu pisliğe ve sapıklığa bulaşmış kavimlerin helâkı sırasında, bunları tasvip etmedikleri halde, sessiz kalanların da helâk edilmesi, değil midir?...

Hele hele gerekçe olarak, sözde LGBT haklarını ileri sürerek “nefret diliyle, karşıt gurup yaratma” girişimini bizzat kendileri yapmış olmuyorlar mı?...

Yani bu tür çıkışlar, “nefret dili ve karşıt gurup”un tâ kendisi değil de nedir?

 

Hangi akl-ı selim, evlâtlarının veya sevdiklerinin, bunların içinde olmasını isteyebilir ki?...

Bu çarpık mantığa göre; tecavüzcülere ve çocuk istismarcılarına tepki göstermek de “karşıt gurup yaratma” anlamına geliyormuş, öyle mi? Yazıklar olsun!...

30 000’den fazla çocuk, kadın, yaşlı ve masum demeden katledenlere (PKK, ESED, DEAŞ, FETÖ, vs. tüm terör örgütlerine) tepki göstermek te “karşıt gurup yaratma” anlamına mı gelecek? Hatta; her fırsatta Yüce Dinimizi ve tüm Mümin ve Müslümanlara karşı tavır takınmalarınız ve gereksiz tepkiler göstermeleriniz “karşıt gurup yaratma” anlamına gelmiyor da ne oluyor? Bu nasıl çelişkiler yumağıdır ya Rabbi?...

Bu sayılanlar, elbette meşru olan karşıt gurup olacak, hâşâ, benimsenecek değil yâ!...

Tam bu noktada şu harika ayetler aklıma geldi:

Zuhruf Sûresi, 37., 38. Ayetler: “Hâlbuki şüphesiz onlar (o şeytanlar), bunları mutlaka (doğru) yoldan çıkarırlar da, (o kâfirler) gerçekten kendilerinin hidayete erdirilmiş (doğru) kimseler olduklarını sanırlar.” Ve sonunda, yargılanmak üzere huzurumuza getirildiği zaman, şeytanlarına lânetler yağdırarak “Ah, keşke seninle benim aramda doğu ile batı kadar mesafe olsaydı! Meğer sen ne kötü bir arkadaşmışsın! Diyecektir.”

A’raf Suresi 155. Ayette ise Musa AS. Yüce Rabbine; Şimdi aramızdaki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi de helâk mi edeceksin Allah’ım?” ..diye yakarışı aklıma geldi.

ÖNEMLİ NOT: 1.) Şu Corona virüsü ile hem tıbbî, hem sosyal, hem de uluslararası dualarla, niyazlarla ve yakarışlarla Yüce Rabbimiz bizleri selâmete çıkarsa bile, “acaba hâlâ Yüce Rabbimizin gazabını celbeden şu sapkın davranışlar yüzünden, başka bir belâ ve musibet her yeri tekrar kuşatmaz mı?” Diye endişeler etmeye başladım…

2.) Ankara ve İzmir barolarının böylesine basiretsiz girişimlerine ve malum bahtsız güruhun savunmasına cesaret veren şu İSTANBUL SÖZLEŞMESİ, kesinlikle reddedilmelidir. Çünkü cinsel sapkınlık içinde olanların, toplumda hukuksal zemin bulmaları ve bu zemini giderek sağlamlaştırmaları, aile yapımızı hızla tahrip etmeye, çökertmeye ve böylece akl-ı selim vicdanları kanatmaya devam edecektir. Diyanet İşleri Başkanımızı bu pek gerekli uyarılarından dolayı cân-u gönülden kutluyor; Başkan üzerinden Yüce dinimize karşı hezeyan ifadeleriyle, güzide halkımızın nefretine sebebiyet veren Ankara ve İzmir Baro yöneticilerini ve destek veren bahtsız mâlum kurumu şiddetle kınıyoruz!...

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları