“Son yıllarda ülkemizde sıkça duyduğumuz bir tablo var. Özellikle öğrenciler veya geçici gelir sıkıntısı yaşayan vatandaşlar, “sadece hesabını kullanacağız, senin başın ağrımaz” denilerek komisyon karşılığı IBAN’ını/hesabını başkalarına kullandırıyor.
”
Dijital çığa dönüşen bir tuzak: IBAN Kiralama
Son yıllarda ülkemizde sıkça duyduğumuz bir tablo var. Özellikle öğrenciler veya geçici gelir sıkıntısı yaşayan vatandaşlar, “sadece hesabını kullanacağız, senin başın ağrımaz” denilerek komisyon karşılığı IBAN’ını/hesabını başkalarına kullandırıyor.
İlk bakışta “basit bir aracı hizmetmiş” gibi masumane sunulan bu davranış, uygulamada çoğu zaman dolandırıcılık, yasa dışı bahis, uyuşturucu ticareti gelirleri, sahte ürün satışı, vergi kaçırma yahut suç gelirlerinin aklanması gibi ağır riskli alanların parçası hâline geliyor.
Bu yazıda amacımız kimseyi korkutmak değil; ama “IBAN kiralama” denilen şeyin, günlük hayatta zannedildiğinden çok daha ciddi sonuçlar doğurduğunu anlaşılır biçimde vatandaşlara anlatmak gerekir. Hem ceza tehdidini, hem vergi riskini, hem de bir gün kapınızı çalabilecek icra ve tazminat sorunlarını bilmeniz gerekir.
1) “IBAN kiralama” gerçekte ne demek?
“Hesabını kullandırma” süreci uygulamada genellikle şöyle işliyor:
- Bir kişi yahut bir suç örgütü size ulaşıyor. Bu hususta çoğu zaman sosyal medya, Telegram grupları yahut yakın arkadaş çevresi etkili olabiliyor.
- “Sana para gelecek, sen şu hesaba aktaracaksın, komisyonun da şu kadar” deniliyor. Bazen yakın arkadaş çevresince de “Benim hesaplarımda borcum nedeniyle blokeler/hacizler var, senin hesabını yahut kartını ödünç kullanayım” şeklinde taleplerde bulunulabiliyor.
- Gelen para çoğu zaman çok sayıda kişi tarafından küçük tutarlara bölünmüş şekilde gönderiliyor.
- Siz de aynı gün içinde parayı farklı IBAN’lara aktarıyorsunuz veya ATM’den çekip elden teslim ediyorsunuz.
Kritik nokta şu: Siz “ben sadece aracıyım” deseniz bile, dışarıdan bakıldığında yaptığınız şey suçtan elde edilen parayı dolaştırmak (izini kaybettirmek) veya bir suça kolaylaştırıcı rol üstlenmek gibi görünüyor. Yahut bir anda bir dolandırıcılık suçunun şüpheli olarak muhatabı haline geliniyorsunuz. Bu nedenle dosyaların sonucu da, çoğu zaman “ifade verip çıkılır” denildiği kadar basit olmayabiliyor. Mağdurun parasını yatırdığı ilgili IBAN numaralı hesap sizin adınıza kayıtlı olunca soruşturmanın şüpheli sıfatı ile ilk muhatabı da doğal olarak siz oluyorsunuz.
2) Ceza hukuku bakımından risk nereden ve nasıl doğuyor?
Ceza hukuku perspektifinde iki temel risk hattı var:
(i) Nitelikli Dolandırıcılık, Başkasının işlediği suça iştirak (yardım etme / birlikte faillik tartışmaları)
IBAN kullandırma vakıalarının en sık bağlantılı olduğu suç tiplerinden biri nitelikli dolandırıcılıktır. Nitekim Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-f maddesine göre;
- Dolandırıcılık suçunun,
- bilişim sistemleri, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi hâlinde,
fail 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve
5.000 güne kadar adli para cezası öngörülmektedir. Burada dikkat çekici bir husus, kanun koyucu fail hakkında hem hapis cezasının hem de adli para cezasının birlikte tatbik edileceğini ihdas etmiştir. Başka bir ifade ile, suçun failine hem hapis cezası hem de adli para cezası tatbik edilecektir.
Uygulamada IBAN kiralama düzeneklerinde, mağdurdan çıkan para çoğu zaman banka hesapları üzerinden dolaştırıldığı için, fiil basit dolandırıcılık kapsamında değil; doğrudan nitelikli dolandırıcılık kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Hesap sahibinin “ben sadece aracıyım” şeklindeki savunması, olayın özelliklerine göre suça yardım etme (TCK m.39) veya bazı durumlarda müşterek faillik (TCK m.37) kapsamında sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmayabilir.
Nitekim suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur (TCK m.37). Burada müşterek faillik müessesesi söz konusudur.
Türk Ceza Kanunu’nda bir suça yardım eden kişinin de cezai sorumluluğu düzenlenmiştir (TCK m.39). Hesabını “araç” gibi kullandırmak; paranın aktarılması/çekilmesi/dağıtılması süreçlerini kolaylaştırıyorsa, olayın niteliğine göre “yardım etme” iddiası gündeme gelebilir.
(ii) Suç gelirlerinin aklanması riski (TCK m.282)
Eğer gelen paranın kaynağı suç ise ve siz bu parayı “meşruymuş gibi” dolaştırma, gizleme, iz kaybettirme işlevi gören transferlere aracılık ediyorsanız; dosyanın niteliğine göre aklama suçuna ilişkin tartışmalar doğabilir. Burada “ben bilmiyordum” savunması elbette değerlidir; ancak uygulamada şu soru sorulur:
Bu işlemin ticari/kişisel mantığı var mı? Kişi neden sizin hesabınızı kullanıyor? Siz neden bu transfer trafiğine giriyorsunuz?
Bu nedenle “komisyon” karşılığı yapılan ve olağan dışı para trafiği içeren faaliyetler, ceza bakımından her zaman yüksek risk taşır.
3) 5549 sayılı Kanun (MASAK mevzuatı) açısından ayrı bir tehlike de “Başkası hesabına işlem” yapılmasıdır.
Vatandaşın çoğu şunu bilmez: Bankacılık işlemlerinde “kendi adına ama başkası hesabına” hareket etmenin ayrıca yaptırımı olabilir.
5549 sayılı Kanun’un 15. maddesi, kimlik tespitini gerektiren işlemlerde “başkası hesabına işlem” yapıldığının yazılı bildirim yükümlülüğünden söz eder. Pratik hayatta bu, özellikle “hesap benim ama fiilen başkası kullanıyor / başkasının parasını dolaştırıyorum” gibi durumlarda problem yaratabilen bir hükümdür.
Bu yönüyle konu sadece “dolandırıcılık oldu mu olmadı mı” düzleminde değil; aynı zamanda “finansal sistemin suistimali” düzleminde de ele alınabilir.
4) Vergi riski bakımından “Komisyon geliri” varsayımıyla tarhiyat ve ceza gündeme gelebilir.
Hesap kullandırma iddiaları sadece ceza dosyalarına konu olmuyor; vergi incelemesi boyutunda da karşımıza çıkabiliyor.
Danıştay kararlarına yansıyan örneklerde, hesap hareketleri “iktisadi ve ticari teamüllere aykırı” görülürse, idare kişinin komisyon geliri elde ettiğini varsayarak gelir vergisi tarhiyatı ve vergi ziyaı cezası gibi sonuçlara gidebiliyor. Danıştay’ın bir kararında, transfer hacminden hareketle %2 komisyon hesabı gibi tespitlerden söz edildiği görülüyor. Öte yandan başka bir kararda, sadece para giriş-çıkış tutarına bakılarak “kesin komisyonculuk” sonucuna gidilemeyeceği; gönderici/alıcı araştırması ve somut delil gerektiği vurgulanıyor.
Vatandaş açısından sade mesaj şu:
“Ben sadece hesabı verdim, ceza yemedim” düşüncesi bile tek başına yeterli güvence değil. Hesap trafiği, farklı idari süreçleri de tetikleyebilir.
5) “Ben de mağdurum” diyen hesap sahiplerince en sık hatalar
Soruşturmalarda sık gördüğümüz bazı hatalar şunlar:
- “İşin ne olduğunu sormadım, komisyon cazip geldi” yaklaşımı
- Parayı çekerken/kendi hesabından aktarırken “talimatı ben verdim ama ben suçlu sayılmam” düşüncesi
- Yazışmaları silmek (delil kaybı, hatta şüpheyi artırma riski)
- Bankaya “yanlışlıkla oldu” deyip geçmek (doğru kayıt oluşturulmaması)
Şunu açık söylemek gerekir: IBAN kullandırma düzenekleri çoğu zaman profesyonel kuruluyor. Bu yüzden “ben bilmiyordum” savunması ancak somut delillerle desteklenirse anlamlı hâle gelir (kimle nasıl tanışıldı, ne söylendi, hangi yazışmalar yapıldı, para kimden geldi, nereye gitti, sizde kaldı mı, kaldıysa ne kadar kaldı gibi). Ancak salt bu durum dahi, bir komisyon temin edildi ise başka bir ifade ile bir menfaat elde edilmişse, şüpheliyi cezai müeyyideden kurtarmayacaktır. Bu nedenle, IBAN kullandırma/yahut kiralama eylemlerine kesinlikle girişmemek, bir ceza tehdidi ile karşı karşıya kalmamak için vatandaşlar için en sağlıklı olanıdır.
6) Böyle bir eyleme karıştıysan (veya karışmak üzereysen) pratik öneriler
Karışmak üzereysen:
- En doğru ve güvenli adım: “Hayır” deyip bu yöndeki talebi reddedip, iletişimi kesmek.
- Unutulmamalıdır ki; “Sadece 1 kere” diye başlayan iş, çoğu zaman “devamlı transfer trafiği”ne döner.
Böyle bir işleme karışıldı ise:
Bu noktada somut dosyayı görmeden kesin hukuki yönlendirme yapmak doğru olmaz; ancak genel çerçevede şunlar önemlidir:
1) Delilleri koruyun ve ilgili yasal mercilere derhal bildirimde bulunun: Yazışmalar, dekontlar, arama kayıtları, kişi bilgileri. Silmek çoğu zaman durumu daha kötü gösterir.
2) Para hareketini şeffaflaştırın: Paranın sizde kalıp kalmadığı, kimden geldiği, nereye gittiği hususları dosyanın omurgasıdır.
3) Avukatla dosya stratejisi kurun: İfade zamanı, delil sunumu, bankalardan istenecek kayıtlar, bilirkişi/HTS/IP talepleri vb.
4) Kimseden “dosyayı kapatma” vaadiyle gelen tekliflere itibar etmeyin: Bu tip vaatler çoğu zaman yeni bir dolandırıcılık katmanıdır.
7) Son söz: “Kendi hesabın” sandığınız şey, bazen bir başkasının suçunun anahtarıdır.
Özellikle gençlere ve öğrencilere şunu hassasiyetle belirtmek isterim: Banka hesabı, IBAN ve kartlar; modern dünyada kimliğin finansal uzantısıdır. Birine “araba anahtarımı veriyorum, istediğin yere git” demek ne kadar riskliyse; “IBAN’ımı veriyorum, istediğin para trafiğini yürüt” demek de en az o kadar risklidir.
500 TL – 1.000 TL komisyon gibi görünen şeyin karşılığında; ifade vermek, adliyeye gitmek, telefonunuza ve dijital materyallerinize el konulması, banka hesabınızın kapanması, okul/ oluşacak adli sicil kaydınızdan mütevellit mezuniyet sonrası iş hayatının etkilenmesi, uzun süren ceza ve vergi soruşturmalarıyla uğraşmanız gündeme gelebilir.
Bu nedenle:
Hesabınızı kesinlikle kiraya vermeyin.
“Bir kere” demeyin.
Ve eğer karıştıysanız, vakit kaybetmeden profesyonel hukuki yardım alın.
[Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; her somut olayın koşulları farklı olduğundan, kişiye özel hukuki değerlendirme için dosya ve delillerin birlikte incelenmesi gerekir.]
YORUMLAR