Devlet adamı

  • 28.01.2021 10:03
  • Okunma: 2359 kez

Bilgehan Murat MİNİÇ


​Merhum Mehmed Niyazi Özdemir son devirde Türk fikir hayatında yer alan en kıymetli simalardan birisiydi.

Bizim de devlet, millet, Türk milliyetçiliği, medeniyetimizin analizi gibi konularda fikri alt yapımızın oluşmasında çok istifade ettiğimiz, zaman zaman da sohbetlerinde bulunma şansına sahip olduğumuz bir büyüğümüzdü. Bütün kitapları büyük değerler ihtiva eden özellikle tarihi romanları ve Türk Devlet Felsefesi, İslam Devlet Felsefesi, Türk Tarih Felsefesi, Millet ve Türk Milliyetçiliği ile Medeniyetimizin Analizi ve Geleceği isimli 5 fikrî çalışması Türk Gençliği için rehber olacak nitelikte eserleridir. Bunun yanında basında çıkan birçok yazısı da çok önemli tespitlerle doludur. Bu itibarla hem merhumu yâd etmek hem de  onun anlatımıyla devlet adamı kimliğine bir dikkat çekmek üzere bir yazısını paylaşmak istedim. Umarım istifade olunur.

"Milletlerin hayatında siyasilerin ve devlet adamlarının yeri küçümsenmez. Kültürle, sosyal bilimlerle oluşan arzuları pratik yanları ağır basan siyasiler ve devlet adamları kanalize ederler. Bunların seviyelerinin, yeteneklerinin, karakterlerinin toplumdaki etkileri önemlidir. Tabii devlet adamları ile siyasilerin farkını da unutmamak gerekir. Aralarındaki fark eski Yunan'da 'Devlet adamı gelecek nesli, siyaset adamı gelecek seçimi düşünür.' vecizesiyle gün ışığına çıkarılmıştır. Farsların şöyle bir sözleri var: 'Türkiye milyonluk ordular beslesin, biz yüzyılda iki devlet adamı yetiştirelim yeter.' Olaylara bakınca da bu sözü yabana atamayacağımızı teslim ederiz. İran'da çok değişik milletler, dinler, mezhepler yaşamaktadır; genişliği ülkemizin iki katından fazladır. On altı milyon Fars, yetmiş milyonluk kütleyi götürüyor.

Devletin temeli toprağa değil, toplumun mantalitesine, aydının idrakine atılır. Toplumun, aydının arazları devletin bünyesinde müşahede edilir. Kanije'nin savunmasında dillere destan bir direniş gösteren Tiryaki Hasan Paşa'ya vezirlik rütbesi verildiği sıradaki durumunu Faizi Efendi'den dinleyelim: "Bir gün Paşa merhuma gittim. Çehresinde o derece alâmet-i melal var idi ki, Kanije muhasarasının en muhataralı zamanlarında bile o günün onda biri derecesinde mahzun görmemiştim. Kederinin sebebini sordum, cevabında; 'Daha ne olacak? Kanije'de ettiğimiz cüzi bir hizmete mukabil bize vezaret vermişler ve hatt-ı hümayun göndermişler. Piyale Paşa merhum Sultan Selim Han Hazretleri'nin damadı bulunduğu ve muharebat-ı bahriyede bütün Hıristiyan hükümdarlarının donanmalarına galebe etmek ve Sakız fethine nail olmak gibi çok muvaffakiyetleri görüldüğü halde, kendisine vezareti çok görmüşlerdi. Halife-i İslam'ın hatt-ı hümayunu Kanije muhasarası gibi cüzi hizmetlere mükâfat olmaya başladı ve Devlet-i Aliyye'nin vezareti benim gibi kocamış bunaklara kaldı. Buna teessüf etmeyeyim de neye acıyayım!' dedi."

Son dönemlerde Tiryaki Hasan Paşa'nın diğerkâmlığına, görev şuuruna sahip bir devlet adamı, siyasetçi gördük mü? Güçlü devletlerin aydınının görevleri ön planda gelir; hakları ikinci derecededir. Zayıf devletlerin aydınının ise hakları vardır; görevleri yoktur. İstifa edip bir başka yerde çalışamazmış gibi maaşlarının azlığından yakınır, görevini ifa edemediğinin acısını duymazlar. Ne zaman Tiryaki Hasan Paşa'ya benzer aydınlar, devlet adamları yetiştirirsek, işte o zaman meselelerimizi çözmeye başlarız." (Mehmet Niyazi Özdemir)

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları