Makaleler

Cumartesi Pazar sendromu

2014.07.28 00:00
| | |
5903

Yıllardır ortada bir sendrom ve de özellikle Pazartesi Sendromu denen bir olgu var.
Öncelikle bu sendrom denen ve dillere pelesenk olan kelimenin ki Fransızca’dan dilimize geçip yerleşen bir kelimedir… Anlamına bakalım dedim. 1. Anlamı belirti olarak karşılık bulmakta, ikinci ve de mecazi anlamda ise sıkıntı anlamı taşımakta.  Yani pazartesi sendromu dendiğinde, hafta sonunda iki günlük sürede geçen dinlenme, eğlenme, koşturma, aile ile bir arada olabilme anlarından sonra pazartesi günü yeniden iş yoğunluğu,  ast üst ilişkisinden, makam farkından doğan sıkıntıları içeren bir sendrom yaşanmakta.
 
Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu ise pazartesi değil, hafta sonlarında cumartesi-pazar çalışmak zorunda kalan insanların sendromları ile ilgili olacak. Kendi özel yaşantısınında çalıştığı iş yerinde 15 yıl Cumartesi-Pazar tatil şansı ile çalışan bir Beykoz sakini olarak, şimdilerde hafta sonunda da çalışmak zorunda kalmaktayım. O sebeple hafta sonunda işyerleri, iş, meslek konumları gereği vardiyalı sistemde çalışmaya mecbur insanların hallerini çok iyi bilmekteyim. Onlar pazartesi sendromu nedir bilmeden çalışan emekçiler, evlerinin nafakalarını temin için çalışan aile reisleridir. İstemezler mi ki şöyle cumartesi ya da pazar ailece bir pikniğe gitmeyi, eş-dost ziyaretine gitmeyi, anlı-şanlı alışveriş merkezlerinde hem eğlenip-gezip hem de birkaç parça ihtiyaç satın alıp güzel bir de yemek hadisesi yaşamayı...
 
İlk sendromumu Güneşli’de Hürriyette yaşadım
 
Evet, cumartesi pazar sendromu yaşayanlara selamımız olsun. Hiç unutmam askerden yeni gelmişim, hani o zamanlar akrabalık bağları da sıkı mı sıkı, tuttuk Hürriyet Gazetesinde işe girdik, hani yeri de Çağaloğlu olsa da Güneşli’deki Plazaya taşınmak için de gün sayılmakta. İşte orada yaşadım ilk sendromlarımı… Hele mübarek bir bayram günü çalışmak zorunda kalınmış ise hafta sonu tatiliniz dahi olmayıp hafta içinde ise varın düşünün yaşadığım sendromu. 18 aylık komando askerliğimde dahi devamlı giydiğimiz bota karşın zarar görmeyen ayaklarım 1 sene olmadan mantara bulanmaz mı! Ah sendrom sen nelere kadirsin deyip, onca ısrar ve vaz geçirme çabalarına karşın sendrom yaşamayacağım bir başka işe girdim.
 
HANGİ SENDROM MU? SÜRÜSÜNE BEREKET...
 
İnsanoğlu her bir lisanda farklı kelimeler ile izaha çalışılsa da sendrom denen olgunun muhatabı olmaktan kurtulamamakta. Evlilik, iş, maç, sınav... Yaz, yaz bitmez. Beykozlular için de pekçok sendrom mevcut. 2B, Özel Proje Alanları, vakıf arazisi, işsizlik, içki-sigara, futbol... Hadi gelin bizzat muhataplarında gözlemlediğim bir sendrom ile konuyu açalım. Efendim arkadaşın gençlik dönemi Beykozspor’u maçlarında geçmiş, iki hafta da bir deplasmanlara giden grubun en sağlam katlımcılarından olmuş, zamanı gelmiş vatani görevini yapmak için askere gidip gelmiş. Askerden sonra kalıcı, sağlam bir iş bulana kadar değişik iş yerlerinde ancak pazar günü tatil olan işyerlerinde çalışmış. Sonrasında birine sevdalanmış, iş evlilik boyutuna gelince sağlam, iyi bir iş olanağı ortaya çıkmış. Ancak cumartesi pazar tatil olmayacağı için o çok sevdiği Beykozspor maçlarına da gidemeyecek, düşünün içine düştüğü sendrom halini!
 
AH NEREDE O SENDROMSUZ GÜNLER!
 
Karşımdaki muhatabım ile ki aynı zamanda yaşıt sayılırız şu sendrom mevzuna dalınca lafı Beykoz’da 3 fabrikanın dumanının tüttüğü günlere getirdi. “ Yahu şu sendromu mendromu falan anlamazdık, işten eve evden işe cumartesi öğlene kadar, pazar tatil... Ne güzelde yaşayıp giderdik. İşte o ağzıma almak istemediğim sendromun alasını fabrikaların kapanış sürecinde yaşadık. Önümüzdeki seçeneklerden yani Mersin, Eskişehir’deki fabrikalara gitmeyi düşünüp durduk, sonunda ver elini Mersin deyip terki viran eyledik Beykozumuzu. Ancak sendrom bu yakalandınız mı geçer mi, orada da Beykoz Sendromumumuz başladı. Akrabalarımız, komşularımız, mahallemizin kedi ve köpeklerini bile özledik. Sendromsuz günlerimiz geçmedi. Emekli olup dönelim dedik, Beykoz ne o eski Beykoz ne de Beykozlular eski Beykozlular idi. Hanım dedim, biz buraya kesin dönüş yaparsak son sendromumuz yani hastalık ve ölüm sendromumuz ortaya çıkacak!”
 
 
 
Gerçekten de “Ah nerede o sendromsuz günler!” dostlarım... Bu vesile ile hepinize sendromsuz mutlu günler dilerim...

Anahtar Kelimeler: Talip Ercan, Beykoz, Dost Beykoz

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"