Siyaset

Çözüm Süreci ve Doğu Gerçekleri Beykoz'da masaya yatırıldı

Çözüm Süreci ve Doğu Gerçekleri Beykoz'da masaya yatırıldı
17.04.2016 20:13
| | |
11279

Foto galeri Video galeri

Kas-Der Beykoz Şubesi ve Beykoz Genç İnisiyatif Platformu, "Doğu Gerçekleri" başlıklı bir eğitici panel düzenledi.

AK Parti Hükümeti tarafından Türkiye'deki terör sorununu çözmeye yönelik olarak başlatılan Çözüm Süreci ya da diğer adıyla Barış Süreci, Beykoz'da gerçekleştirilen bir panel ile tartışıldı.

Gazeteci Yazar Necdet Saraç, Doç. Dr. Olgun Değirmenci ve Prof. Dr. Caner Yenidünya'nın konuşmacı olarak katıldığı panelde, 'Doğu Gerçekleri' başlığı altında, bölgedeki sıkıntılar dile getirildi.

Gazeteci Yazar Necdet Saraç'ın konuşması sırasında MHP Beykoz İlçe Başkanı Oğuzhan Karaman ve beraberindeki heyet ile Vatan Partili bir vatandaş sinirlenerek salonu terk etse de bir süre sonra heyet tekrar geri geldi. Oldukça kapsamlı bir toplantının gerçekleştirildiği ve Kavacık Asia Princess Otel'de açık büfe kahvaltı eşliğinde yapılan panele, Beykoz'dan çok sayıda vatandaşın katılması dikkat çekti.

Kas-Der Beykoz Şubesi ve tamamı ilçedeki liselerde eğitim gören liseli gençlerden oluşan Genç İnisiyatif Platformu tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen panele, AK Partili Bayram Çevik, CHP'li Meclis Üyeleri, İlçe Başkanı Mahir Taştan, Beykoz Muhtarlar Derneği Başkanı Hüseyin Hüsnü Kolcu, MHP Beykoz İlçe Başkanı Oğuzhan Karaman ve Yönetim Kurulu Üyeleri, BBP Beykoz İlçe Başkanı Melih Perçin, Atatürkçü Düşünce Derneği Beykoz Şube Başkanı Mualla Sertdemir, Soğuksu Muhtarı Muammer Aydınoğlu, Yalıköy Muhtarı Erol Mete, Akbaba Muhtarı Yüksel Kılıç, Çubukluspor Başkanı Coşkun Tosun, BEDES Başkanı Gülay Demirel ve Dernek Yöneticileri, Hızır Yılmaz ile çok sayıda Beykozlu katıldı.

'Genç İnisiyatif Platformu üyesi liseli öğrenciler, sahnede konukları selamladı'

Kavacık Asia Princess Otel'de açık büfe kahvaltı ikramının ardından gerçekleştirilen Doğu Gerçekleri paneli, genç arkadaşlarıyla birlikte programa katılan Genç İnisiyatif Platformu'ndan Ferhat İzgi'nin konuşmasıyla başladı. Her hafta grup üyeleriyle bir araya geldiklerini ve gündemdeki konular ile ilgili fikirlerini paylaştıklarını anlatan Ferhat İzgi, düşüncelerini sözde bırakmak istemedikleri için çeşitli sosyal sorumluluk projeleri, şenlikler ve festivallere katıldıklarını söyledi. Platform üyesi arkadaşlarını kürsüye de davet eden İzgi, Beykoz Anadolu Lisesi, Çavuşbaşı Çok Programlı Anadolu Lisesi, TED Koleji ve Beykoz Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerinden oluşan arkadaşlarıyla, programa gelen konukları selamladı. Ferhat İzgi'nin ardından kürsüye davet edilen Kas-Der Şube Başkanı Süleyman Çalık ise kısa bir konuşma gerçekleştirerek, gelen konuklara katılımlarından dolayı teşekkür etti.

Panelistlerin kürsüye gelmesiyle program başlarken, ilk olarak söz Gazeteci Yazar Necdet Saraç'a bırakıldı. Doğu Gerçekleri adlı panelde Osmanlı İmparatorluğu'ndan başlayarak, bölgenin durumunu masaya yatıran Necdet Saraç, genel olarak geçmişten bu yana yapılan 'işbirliğinin' bölgedeki sorunlara çözüm yolu olarak seçildiğini kaydetti. Gazeteci Yazar Necdet Saraç, şunları kaydetti:

Necdet Saraç: “1920 yılındaki Meclis resmi, ondan sonra hiç olmamıştır!”

"Kürt Beyleri, 1840'lı yıllara kadar kendi bölgelerinde 'otonom' olarak yaşamışlar. Yaklaşık 30 Kürt Beyliği, Osmanlı İmparatorluğu'yla işbirliği yapmış. 1514 yılında Şah İsmail'e karşı Çaldıran Savaşı'nın kazanılmasında da İdrisi Bitlisi'nin öncülüğündeki Kürt Beyleri'nin belirleyici bir rolü olmuş. Bu topraklarda aslında 330 yıl ciddi bir sorun yaşanmamış. 1840'lı yıllardan sonra Kürt meselesinin konuşulmaya başlandığını görüyoruz. Niye konuşulmuş? Çünkü 1830'da Tanzimatın ilanıyla birlikte Osmanlı, politikalarını değiştirmeye başlamış. Osmanlı, otonom verdiği tüm bölgeleri, kendi denetimi altına almaya çalışmış. Osmanlı, kendi birlikteliğini İslamı; o anlamıyla da Müslümanlığı öne çıkararak şekillendirmeye çalışıyor ve otonomlara müdahale ediyor. Bu sırada Ermeniler, Rumlar, kısmen Yahudiler, Ortodokslar hızla Osmanlı'dan kopuyorlar ve Osmanlı, Müslümanlık eksenli bir politika geliştirmeye başlıyor. Bu politikalar ise 1850'li yıllardan itibaren bölgedeki iç çatışmaları güçlendiriyor. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında ise Aşiret Mektepleri kuruluyor ve burada Kürt aşiretlerin çocuklarını eğitmeye çalışıyorlar. Neden? Çünkü Osmanlı'da ve sonrasında Türkiye'de de görüldüğü gibi 'kendine benzemeyen etnik ve dini kimliklere yönelik siyasal iktidarın tavrı; kendine benzetme ve asimile etme' çabasıyla olmuştur.

1908'deki Meclisi Mebusan'da Anadolu coğrafyasında, Trakya'da ve Balkanlar'da Osmanlı sınırları içinde yaşayan tüm kimlikler temsil edilmiştir. Tıpkı 23 Nisan 1920'de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde olduğu gibi... O dönem TBMM'de 408 Milletvekili vardır ve bunların yaklaşık 3'te 2'si Anadolu'daki illerden seçilip gelmiş Milletvekilleridir; diğer 3'te 1'i de Meclisi Mebusan'dan yani İstanbul'dan Ankara'ya gelmiş Milletvekilleridir. Mesela, o günkü Milletvekili resmi, bugünkü Meclis'te dahi yoktur! 1920 yılındaki resim, ondan sonra hiç olmamıştır. Mesela, orada Türkler kendilerini Türk olarak ifade etmiştir. Kürtler Kürt olarak, Lazlar Laz olarak ifade etmiştir. Kayıtlarda şöyle geçer: Dokuz tane Tarikat Şeyhi vardır Milletvekili olarak... Mesela, Nakşibendî Tarikat Şeyhi; Milletvekilidir. Meclis'te 61 tane sarıklı Hoca vardır. 12 tane civarında kendisini Alevi ve Bektaşi olarak ifade eden Milletvekili vardır. Aslında, Anadolu coğrafyasında görülen bütün renklilik, 1920 Meclisi'ne yansımıştır."

Necdet Saraç'ın konuşmalarının ardından bu kez sözü Doç. Dr. Olgun Değirmenci aldı ve şunları kaydetti:

Doç. Değirmenci: “Çözüm sürecinde muhatap konusunda belirsizlik vardı”

"Çözüm Süreci denilen süreç, aslında başlangıçta kamuoyundan içeriği gizlenen bir süreç olarak başladı. Şimdi, kamuoyundan gizlenmesinin avantajları da var, dezavantajları da var. Avantajları; esnek bir süreç olması ve süreç esnasında ilerlerken içeriğinin doldurulabilmesi... Dezavantajı ise içeriği tam olarak ortaya konulmadığı için Meclis'teki siyasi partilerden destek bulamadı. Süreç ise üç aşamadan oluştu: Birinci aşamada, örgütün silahlı unsurları ülkenin dışına gitti. İkinci aşamada, Bakanlıktan Demokratikleşme kapsamında yapacağı çalışmalar ardından kabul edeceği bir İnsan Hakları Eylem Planıydı... Üçüncü aşamada ise PKK tamamen silahları bırakacak ve terör tehdidini tümüyle ortadan kaldıracaktı.

Çözüm Süreci'ne toplum desteği sağlanması için iyi bir girişim başlatıldı; Akil Adamlar denilen bir heyet devreye sokuldu. İnsanlara bu çözüm süreci anlatılmaya çalışıldı. Çözüm Süreci, müzakereye başlayıp başlamama noktasındaki tercihini, çeşitli devlet kurumlarının görüşünü alarak, Ağustos 2009 tarihinde Milli Güvenlik Kurulu'nda Açılıma verilen tam destekle beyan etti. Ancak demin de söylediğim gibi bu destek Meclis'te karşılık bulamadı. Bunun en büyük nedeni ise sürecin kimse tarafından tam olarak bilinmemesiydi.

Çözüm Süreci'nde muhatap kimdir diye baktığımızda, başlangıçta muhatap konusunda belirsizliği görüyoruz. Öncelikle siyasi kanadı olan şu anda HDP, DTP, Kandil veya Abdullah Öcalan... Hangisi bu anlamda siyasi muhatap, belli değildi. Ancak 2012 Kasım'ında yaşanan Açlık Grevlerinin arkasından muhatabın tamamıyla İmralı olduğu ortaya çıktı. Çözüm Süreci'nin Hukuksal dayanağı ise 6551 Sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi adlı kanundur."

Olgun Değrmenci'nin ardından söz, Prof. Dr. Caner Yenidünya'ya bırakıldı. Kendisine konuşma sırası gelinceye değin salondan ayrılmayan Beykozlulara teşekkür ederek söze başlayan Caner Yenidünya, Çözüm Süreci'nin Avrupa örneklerinden bahsetti. Prof. Caner Yenidünya, şöyle dedi:

Prof. Yenidünya: “PKK’nın talebi bu coğrafyada bağımsız Kürt devleti kurmaksa, bu talep rasyonel olmaz; dolayısıyla müzakereye de hiç başlanmaz!”

"Birincisi elimizde bir Kuzey İrlanda örneği var. Hep Kuzey İrlanda'da başarılı oldu, nasıl oldu meselesi var. İspanyolların bir Bask bölgesi var; İspanya örneği var. Bir de Sri Lanka örneği var. Ancak önce birkaç soruya yanıt vermemiz gerekiyor. Birincisi, terörizmde müzakere olur mu? Birinci soru bu... Şimdi duygusal olarak yaklaştığımızda bu soruya 'Evet' ya da 'Hayır' yanıtını verebiliriz. Fakat bu yanıtın tek başına bir yeterliliği yok... Ancak uluslararası örneklere, yaşanmışlara baktığımızda, önünde sonunda, bir aşamasında bir müzakere çabasına rastlıyoruz. Fakat bu müzakere çabasının da muhakkak devlet açısından bakıldığında belirli özelliklere haiz olması gerekiyor. Neyle ilgili özelliklere? Muhatabınızla ilgili özelliklere haiz olması gerekiyor. Yani, muhatap olduğunuz terör örgütünün kökenleri nelerdir? Muhatabınız olan terör örgütünün özellikleri neler? Muhatabınız kim? Nerelerden emir alıyor? Kim bunun başındaki? Bir adam mı? Üç kişi mi? Yoksa başkaları mı var bu işin içerisinde?

İşte bu noktada şunu sormamız gerekiyor: Karşımızdaki terör örgütü, rasyonel, gerçekçi hedefleri mi gözetiyor; yoksa rasyonel olmayan ağzına doladığı bir takım düşüncelerle, sırf silahlı mücadeleyi bir amaç olarak mı kullanıyor? Bunlar için de şuna bakmamız lazım: Bu terör örgütünü doğuran o ülkedeki etkenler, etkiler neler? Şimdi, bu örgütün başındaki kişi örgütün tek hâkimi mi? Mesela bizim örneğimize bakıyorsunuz, az önce Hocamız da söyledi; HDP mi DTP mi; Kandil mi İmralı mı; Kandil ise Kandil'deki kim? Kandil de biliyorsunuz birkaç kola ayrılıyor; muhatabınız kim? Hangisiyle müzakere edeceksiniz? Bu örgüt tek başına kendisini Kürt olarak hissedenlerin tamamının dertlerine derman arayan bir faaliyet midir? Onların tamamını kapsıyor mu? Bu, kimin temsilcisidir? Baktığımızda, burada bizim sıkıntılarımız var Çözüm Süreci'nde...

Bulunduğumuz coğrafya, ne İspanya ne de İngiltere coğrafyası değil... Biz Kandille müzakere ederken, işin içinde Suriye’si var, İran’ı var, İsrail’i var, Amerika’sı var, İngiltere’si var, Almanı var; o'su var bu'su var... Kim muhatabınız? Dolayısıyla bu örgüt aslında tek başına müzakere edebileceğimiz bir süje değil! O yüzden, çözüm süreci dediğimiz süreçler; evet, olabilir. Müzakereler olabilir. Dünyadan örneklerine baktığımızda, Devletin müzakere ettiği ve müzakereyi belli bir aşamaya getirdiği; yani örgütün artık belini kırdığı; örgütü ayağa kalkamayacak hale getirdiği ancak tamamen örgütü bitirmediği görülüyor. Neden bitirmiyor? Faydalanmak için istifade etmek için... Şimdi karşınızdaki bir siyasi güç olmadığı, terör örgütü olduğu için bu sürecin gizli başlamadı doğal... Fakat sonrasında bir doğru bilgilendirme ile bir konsensüs ile bunu yapmalısınız. Halka açık ve diğer siyasi paydaşlarını da işin içine katmalısınız. Bu şartlarda yapılan müzakerelerde başarı; olabilir. Bunun örneği biraz İngiltere olabilir. Ancak şimdi sonuca bakıldığında ne istendiği de çok önemli... Yani PKK terör örgütü ne istiyor? İstediği nedir? Neyi elde edemedi de istiyor? Eğer istediği şey rasyonel değilse, bağımsız bir Kürt devleti kurmak istiyorsa bu coğrafyada; bu rasyonel gerçekçi bir talep değildir! Dolayısıyla rasyonel gerçekçi kabul edilemeyecek bir taleple masaya oturulması da mümkün değildir!" 

Kas-Der Beykoz Şubesi ve Genç İnisiyatif Platformu tarafından düzenlenen panel, soru-cevap bölümüyle devam etti.

Haber Merkezi

Anahtar Kelimeler: Çözüm Süreci, Panel, KAS-DER, Süleyman Çalık, Necdet Saraç, Caner Yenidünya, Olgun Değirmenci, Beykoz Genç İnisiyatif Platformu

1 Yorum
zülal haksever20.04.2016 16:24:01

Türkiye de kürt sorunu değil ABD emperyalizminin dayattığı , Türkiye de vatanın bütünlüğü ve mişlletin beraberliğini yıkarak SEVR i canlandırmaya yönelik bir proje... PKK ya NATO uçakları ile mühimmat desteği verilerek ülkemizde askerlerimize, polislerimize saldıran teröristlerin desteklenmesini kınıyorum. ÇÖZÜM süreci emperyalizmin bastırdığı bir proje..Halkın beynini yıkamak amacıyla bedavkahvaltıyı KİM FİNANSE ETTİ. ARKANIDA KİM VAR.. Meclisde herkes kendi etnisitesi ile tanınsın demek Türk milletinin yok edilmesi yönünde yapılan bir çalışmadır. Türkiye nin ayrıştırılması yönünde etki ajanı olarak çalışan herkesi KINIYORUM. YAZIKLAR OLSUN

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"