CHP’nin solcu olma hakkı var mıydı?

  • 31.05.2020 22:58
  • Okunma: 1259 kez

Saadettin KILIÇ


CHP, Ulusal Kurtuluş Savaşının emperyalizme karşı ilk direniş örgütü olarak ortaya çıkmıştır.

Kuruluşunda Mustafa Kemal’in imzası bulunan bu partinin tarihinde Cumhuriyet tarihinin geçirdiği bütün aşamaları izlemek mümkündür.

CHP bir siyaset okuludur, bu partinin tarihinde emperyalizme karşı ilk direniş hareketi vardır; bu partinin tarihinde uyanış vardır, direniş vardır, küçük adamlar, büyük adamlar vardır; bu partinin tarihinde halktan kopuş, halka dönüş vardır; bu partinin tarihinde tek parti vardır, demokrasi vardır, sosyal demokrasi vardır...

(Bkz. Sosyal Demokrat Süreç İçinde CHP-Hikmet Bilal-Eylül 1987 Milliyet Yayınları)

Daha önce de yazmıştım; hâlen günümüze kadar varlığını sürdürebilmiş en eski partiler arasında 1830'larda İngiltere'de kurulmuş Muhafazakâr Parti ve aynı dönemlerde ABD'de kurulmuş Demokratik Parti’den sonra 9 Eylül 1923, kurulan dünyanın en eski üçüncü büyük partisi Cumhuriyet Halk Partisi’dir...

Ve tam 70 yıldır ülkemizde tek başına iktidara gelip, tam yetkiyle söz sahibi olamamış bir partidir.

Yani bilerek veya bilmeyerek ülkemizde yaşanan her olumsuzlukta CHP’YE muhalif olanların iddia ettiği veya sandığı gibi Türkiye’nin son 70 yıllık kaderini belirleyen, 97 yaşındaki CHP değildir.

14 Mayıs 1950 tarihinden itibaren günahlarıyla, sevaplarıyla tek başlarına iktidara gelen Adnan Menderesli DP, Süleyman Demirelli AP, Turgut Özallı ANAP ve son 18 yıldır iktidar da olan, üç yıldır da tek başına ne istediyse yapabilen, Recep Tayyip Erdoğanlı Ak Parti belirlemiştir…

Fakat ne ilginç ki; 1965 yılından beri Türkiye genelinde CHP’in oyları genellikle yüzde 20-25’li sınırlarında dolanmıştır. (Bülent Ecevit dönemi hariç 14 Ekim 1973 genel seçimlerinde yüzde CHP yüzde 33,3 ile birinci parti olmuş ama yine tek başına iktidar olamamıştır)

Peki neden?

CHP’nin tarihini incelediğimizde usta gazeteci yazar Hikmet Bila’nın da dediği gibi; “bu partinin tarihinde halktan kopuş, halka dönüş vardır; bu partinin tarihinde tek parti vardır, demokrasi vardır, sosyal demokrasi vardır...”

Ama bu partinin tarihinde 1965’li yıllarda İsmet İnönü Genel Başkanlığında büyük bir panik de vardır. Ve galiba o panik tam 55 yıldır CHP’ye çok pahalıya mal olmuştur…

Bilindiği gibi 1960 darbesinden sonra hazırlanan ve 9 Temmuz 1961'de kabul edilen 1961 Anayasası, Cumhuriyet tarihinin en demokratik Anayasası olarak telaffuz edilir…

Bazı sağcıların “bize çok bol” dediği ama son 18 yıldır mumla aradığı bu demokratik Anayasanın yürürlüğe girmesiyle tüm ülke genelinde toplumsal talepler çok daha özgür ve çok daha yüksek sesle ifade edilmeye başlanmıştı.

Üniversiteli öğrencilerin örgütlenmesi, işçiler, emekçiler ve sendikal hakların önündeki engellerin kaldırılmasıyla Sol, Sosyalist ve Komünist yapılanmalar etkin ivmeler kazanmıştı.

İşte bu dönemlerde İşçi sınıfı ve sosyalist görüşü temsil eden Türkiye İşçi Partisi, (TİP) 1965 seçimlerinde, 54 ilde toplam 276 bin 101 oyla yüzde 2,97 oy oranına ulaşarak TBMM'ye 15 milletvekili göndermeyi başarınca İsmet İnönü Genel Başkanlığındaki CHP’de kendisini sorgulamaya başladı.

 

Türkiye’de sosyalizm ve komünizmin daha fazla serpilip gelişmesini bastırmak için

İsmet İnönü, CHP’nin artık “ortanın solunda” olduğunu ilan etmişti. Ve o gün, bugündür CHP solcu bir parti olarak anılmaya başlandı…

 

Fakat aynı dönemlerde CHP’nin sosyal demokrasiye dönüşünü fırsat bilen Adnan Menderesli Demokrat Parti; “Ortanın solu, Moskova yolu” gibi sloganlar ile CHP’li muhafazakar seçmen üzerinde anti sosyalist ve anti komünist propagandalarıyla başarılı ve kalıcıcı etkiler yarattı.

 

Çünkü o gün ve hala bugün de Türkiye’nin seçmen profilinin ezici çoğunluğunu milliyetçi ve mütedeyyin vatandaşlarımız oluşturmaktadır…

 

Okuma alışkanlığının çok düşük olduğu ülkemizde sol, sosyalist ve komünist literatürü algılamakta zorlanan bu geniş halk yığınları da, asırlardır kulaktan duyma sahip oldukları ve çok kolay algıladıkları bayrak ve din olgusunu başarıyla kullanan sağ partilere yöneldiler ve sağ partilerde kendilerini çok daha mutlu ve çok daha kolay ifade edebildiler.

 

Aslında CHP parti programına sol, sosyal demokrasi gibi yeni ve yabancı kavramları hiç sokmasaydı, M. Kemal Atatürk’ün her zaman ve her çağda bütün dünyaya yetebilecek yüzde yüz yerli olan yani cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik ve devrimcilik ilkelerine de sıkı, sıkı ve hakkıyla sarılsaydı; ne ortanın solunda, ne de sosyal demokrasinin literatürüne belki de hiç gerek bile duymazdı.

 

Hatta Alparslan Türkeş’in milliyetçilik, Doğu Perinçek’in de devrimcilik ilkelerine sahip çıkıp 6 ilkenin güdük kalmasına fırsatlar yaratmazlardı.

 

Yine de geç kalmış sayılmazlar; hemen bugünden yarına CHP’nin her ilkesinin başına bir parti genel başkanı gibi yetkili sorumlular atayıp, partilerinden uzaklaşan seçmenlerinin hem milliyetçiliği, hem de devrimciliği artık başka partilerde aramalarına şans vermeyebilirler. Bu kadrolar CHP’de fazlasıyla var.

 

Bugünün ve geleceğin hiçbir CHP’li yöneticisi unutmamalı ki, M. Kemal Atatürk ve silah arkadaşları emperyalizme karşı kazanılmış dünyada ki ilk zafer olan Kurtuluş Savaşını Türk Milletine yabancı kavramlarla değil, bağımsızlık, bayrak ve din olgusuyla bütünleştirerek başarmıştı.

İşte onlarca kanıttan sadece biri:

 

* İcmal Gençlik Derneği çok önemli bir seminere daha imza attı.  30.11.2016

 

Atatürk hakkında uzun yıllardır araştırma yapan Hüseyin Kuloğlu'nun verdiği seminerde, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında ortaya atılan iftiralar çürütüldü ve Milli mücadelede Atamızın yanında yer alan din adamlarından bahsedildi.
 

Seminer, Kurtuluş Savaşı'na nasıl gelindiğinin anlatılmasıyla başladı. Batı Anadolu'da icra edilen kongreler anlatılarak, bu kongrelere katılan din adamlarının ne denli çok olduğu ortaya kondu.

 

Balıkesir ve Alaşehir Kongrelerine katılan, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinde görev alan samimi din adamları arasından tespit edilebilen yüzlercesinin isimleri yâd edildi.

 

Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'ya geçerek Milli Mücadeleyi başlatmasından sonra, gittiği her yerde kendisini mülki amirler ve askeri yetkililerin yanında, din adamları ve âlimlerin de coşkuyla karşıladıklarına vurgu yapıldı.

 

Erzurum ve Sivas Kongrelerine katılan din adamları ile 1. ve 2. Meclis'te mebus olarak bulunan din adamlarına da yer verildi. Mustafa Kemal Paşa'nın din adamları ile gerek yüz yüze yapılan görüşmeler, gerekse telgraflar aracılığıyla sürekli irtibat halinde olduğu vurgulanarak örnekler verildi.
 

Konuşmasında çok önemli noktalara değinen Kuloğlu şu önemli tespitte de bulundu:

 

"Milli Mücadeleyi engellemek isteyen (İstanbul Hükümeti öncelikle Mustafa Kemal'i görevden almış, kongreleri engellemek için emirler yayınlamış, Milli Mücadeleye karşı askeri birlikler göndermiş hatta suikastlar tertip etmiştir.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılması çalışmaları devam ettiği sıralarda ise Mustafa Kemal ve onunla beraber hareket edenler hakkında idam fetvaları verilmiştir.

 

Mustafa Sabri Efendi (sonradan Şeyhülislam olmuştur) tarafından yazılan,  

Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi tarafından imzalanan, Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından onaylandıktan sonra Padişah VI. Mehmet Vahdettin'in buyruğuyla duyurulan bu fetvaya karşı:

 

Ankara Müftüsü Mehmet Rıfat Efendi (Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Diyanet İşleri Başkanı) tarafından hazırlandıktan sonra 155 din adamı tarafından imzalanan karşı fetvayla, gerçek din adamları Mustafa Kemal Paşa'nın yanında olup Kurtuluş Savaşı'nda Milli Mücadeleye sahip çıkmışlardır."

 

Evet, bugün ülkemiz belki düşman postallarıyla silahlı bir işgal altında değildir ama gerçek şu ki; kılcal damarlarımıza kadar yine Batı emperyalizminin kuşatması altındadır.

 

Öyleyse bu kuşatmadan da tıpkı Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemal’in yaptığı gibi tüm milliyetçi, devrimci ve mütedeyyin seçmenleri birleştirecek bir liderle ancak kurtulabiliriz.

 

Bu lider ise yüzde yüz yerli literatür kullanan yakın ve uzak tarihimizi içselleştirmiş, alevi, sünni, kürt, Türk ayırmayan, evrensel düşünceyle donanmış, Kurtuluş Savaşının Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk’ü gönülden özümsemiş duayen devlet adamı İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş gibi son derece nitelikli ve cesur siyasetçilerden biri olabilir.

 

Yoksa benim gibi ünsüz ya da ünlü de olsa çok uzun yıllar sol, sosyalist hatta komünist geçmişle anılanlar Türkiye’nin bugünkü demografik (milliyetçi ve mütedeyyin) yapısıyla yakın zamanda bu başarıyı sağlayamazlar.

 

Şimdiki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na gelince, genel başkan olduktan sonra çok uzun zamandır Atatürk’ün izlediği yoldan yürüdüğü ve sağ, sol ayrımı yapmadan millet ittifakıyla özellikle son yerel seçimlerde demokrasi adına çok büyük başarılara imza attığı asla yadsınamaz.

 

Ancak yine de CHP’nin tek başına iktidar olup fabrika ayarlarına geri dönülebilmesi ve Türk Milletini altı ilkenin etrafında toplayabilmesi için sol tandanslı ve Alevi kökenli biri olması tıpkı ne kadar nitelikli olursa olsun Sol ve Sosyalistler gibi onun da yakın zamanda bunu başarmasına yine demografik özelliklerimiz pek olanak sağlamaz.

 

Yanlış anlaşılmasın, Kemal Kılıçdaroğlu; kimi konularda (ben dâhil) toplumun beklentilerinden uzak kalmış bir genel başkan olsa da dürüstlüğü, çalışkanlığı, bilgisi, cesareti, nezaketi, özverisi ve olağan üstü sabrıyla Türkiye için gerçekten çok değerli bir devlet adamıdır.

 

Son 10 yılda o değil de, onu yerine daha radikal bir genel başkan CHP’nin başında olsaydı, kim bilir Türkiye’de kaç iç savaş yaşanabilirdi? Bu tavrına da büyük bir hayranlık duyuyorum…

 

Ve CHP Genel Başkanı olarak Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi yukarıdaki eleştirilerimi bir nebze olsun dikkate alır tarihsel sorumluluklarını aynı başarıyla sürdürmeye devam eder ve fabrika ayarları parlamenter sisteme geri dönülürse, sonradan ülkemize gönül rahatlığıyla ve anasının ak sütü gibi hak ettiği tarafsız bir Cumhurbaşkanı olması hiç de zor değildir.

 

Ve tüm bunlar sadece benim kişisel görüşlerimdir ve ülkemiz, akılımdan geçenlerin tanığı olsun istedim…

 

 

 

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları