Mert AKDEMİR
  • 17/08/2023 Son günceleme: 17/08/2023 14:24
  • 4.839

17 Ağustos 1999 Depreminin üzerinden 24 sene, 6 Şubat Kahramanmaraş Depreminin üzerinden 6 ay geçti. 24 Senede geldiğimiz noktayı 6 ay önce Kahramanmaraş Depremiyle test ettik.

Maalesef sonuç ortada. Sınıfta bile kalamadık çünkü ortada sınıf kalmadı. Kaybettiklerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Fakat konumuz sadece bu değil.

28 Mayıs’ta iktidar seçimleri kazandı. Seçimlere kadar ki süreçte izlenen saçma ekonomi modeli yüzünden ülke ekonomimiz, alım gücümüz ve Türk Lirasının değeri içler acısı hale geldi. Bir örnek; Mazot 38, benzin 37 lira. Asgari ücret 11 bin 402 Lira ve sadece 308 Litre benzin alıyor. Asgari ücret 8 bin 506 Lira iken 447 Litre benzin alıyordu. Artık daha çok kazanıyor ama daha az satın alabiliyoruz. Şimdi iktidar yaptıkları hataları kabul etmiyor. İktidar seçmeni de bu duruma inanıyor olabilir fakat artırılan vergiler sayesinde bu hataların ceremesi bütün vatandaşlara çektiriliyor. Vatandaşın umurunda mı bilmiyorum. Pazar ve market fiyatlarına, kiracı-ev sahibi kavgalarına hiç girmiyorum. Zaten haberlerde görüyorsunuz. Yine de konumuz sadece bu da değil.

Ana muhalefette yaşanan liderlik kavgası, muhalif seçmeni hayretler içinde bırakıyor. Özellikle de kaybedilen seçim sonrası motivasyonunu bir türlü yakalayamayan, siyasetin her alanından iyice soğuyan muhalif seçmen için durum ‘ne haliniz varsa görün’ noktasında. Su bulanık, deniz dalgalı ve maalesef liman gemi kabul etmiyor. Muhalif seçmen çözümsüzlüğe terk edilmiş hissiyatında; ben dahil. Lakin konumuz bu da değil.

Bir ara Beka meselesi vardı hatırladınız mı? Artık hiç gündeminde değil iktidar ortaklarının fakat yabancıya vatandaşlık artık parayla satılır oldu. Sınırlarımız kevgir gibi. Her gün bir kamyon dolusu kaçağın şehirlerimizin göbeklerinde koştura koştura sağa sola dağılışını izliyoruz. Aralarında bir tane kadın, çocuk ve yaşlı yok. Hepsi genç erkek. Ankara’da devleti yönetenler!! kulağının üzerine çok güzel yatıyor. “Lakin tehlikenin farkındayız ve her şeye hazırız.” Tekirdağ ve birçok şehirde cezaevlerinde bulunan göçmenlerin -ki suçlular arasında katili, tecavüzcüsü, tacizcisi de var- dolaylı aftan yararlanıp gelişi güzel salındığını öğrendik. Adamların nerede olduğunu biz bilmiyoruz. Anlaşılan devlette bilmiyor. Sonra Şanlıurfa’da 10 yaşındaki erkek çocuğa cinsel istismar haberi çıkınca infial oluyor. Ne bekliyorduk bilmiyorum ama konumuz bu da değil.

Türk Milliyetçileri darmadağın halde. Herkes kendi sazını çalıyor. Biri hariç. Onlar kendi sazını iktidara çaldırıyor. Bu da yetmezmiş gibi diğerlerine ‘gelin sizin sazınızı da siz değil bunlar çalsın’ diye mesaj gönderiyor. Kardeşim her biriniz sazınızı elinize alıp yanık bir Anadolu Türküsü söylemeye başlayın diye gözünüzün içine bakıyor vatandaş. Lakin yok; Sapı kimde olacak, akordu kim yapacak diye dövüşmekten saza kimse düzen veremiyor.  Bu durum iktidarın çok hoşuna gidiyor fakat üzgünüm konumuz sadece bu da değil.

Devletin atadığı 5 korumayla gezerek ‘Hatay Araplarındır’ diyen sözde imamı, Akbelen’de madene kurban giden ormanları, Yunanistan’da kendi imamlarını atamaya izin verilmeyen Türklerin unutulup, Trabzon’un kurtuluş günü 15 Ağustos’ta kendini ekümenik gören Fener Rum Patriğine Sümela Manastırında ayin için izin verilişine falan hiç girmiyorum ki artık fark ettiniz konumuz onlar da değil.

Bundan tam 73 gün sonra takvimler 29 Ekim 2023’ü gösterecek. Yüreğim acıyarak yazıyorum maalesef yukarıda bahsettiğim durumların gölgesinde; vatandaşı olmaktan büyük kıvanç duyduğumuz, tarihiyle, varlığıyla, şanlı şerefli Türkiye Cumhuriyetimizin 100. Yılına erişeceğiz. Allah nasip eder, ömrümüz vefa ederse biz de o günleri göreceğiz. Koskoca ve gencecik bir çınar misali ayakta olan Cumhuriyetimizin 100. yaş gününün heyecanı sadece bir güne, bir haftaya ya da bir aya mı sıkıştırılmak isteniyor anlamış değilim. Neden başlamıyor bir an önce kutlamalar?

İktidar ekonomiyi düzeltmeye çalışırken, muhalefet seçmenine umut arayışları içinde çabalarken ülkemizin 100. yılının kutlamalarına ne zaman başlayacağız?

TBMM’ne ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bütün devlet büyüklerine buradan sesleniyorum. Yarından tezi yok kutlamalar için çalışmalara başlayın.  Kültürel, tarihsel ve yaşamsal bütün alanlarda ve konularda bir an önce programları hazırlayıp vatandaşı bu hareketin içine dahil edin.

Başta genç nesillerimizin olmak üzere cumhuriyetimize olan aidiyetimizin daha da perçinlenmesi, vatan sevgimizin 100. Yılda yüz bin kat daha büyümesi, tarihimize duyduğumuz övüncün gelecek umutlarımıza güç vermesi için bu kutlama programlarının bir an önce hatta hemen yarın başlayıp 29 Ekim 2024’e kadar coşkuyla ve itinayla yapılması, geldiğimiz noktada hayati önem arz etmektedir.

Yazarın Yazıları