Makaleler

Bu vatan, toprağın kara bağrında

25.03.2016 17:28
| | |
2461

O repliği hiç unutmam. Başrolünü Yılmaz Güney'in oynadığı Arkadaş filminde bir figüranın film boyunca birkaç kez görünüp kaybolurken söylediği o ünlü replik...

Yaşı yetip filmi izleyenler hatırlayacaklardır. Bir meczup, bohem yaşama isyan edip, "Ölüm de var..." der ve kaybolur. Bu sahne Berthold Brecht'in epik kurgusuna benzer bir yaklaşımla tekrarlanır Filmdeki çelişkili hayatlar, lüks, israf, ahlaki erozyon sahneleri "Ölüm de var" sözüyle bambaşka bir dünyaya taşır bizi... Zihnimizde 'git-gel'ler yaşarız. İki kelimelik bir ifade filmin ana omurgası olarak yaşamımıza adeta farklı bir yön verir:

"Ölüm de var..."

Yazıya başlamadan önce yitip giden kültürel değerlerimiz üzerine zihin jimnastiği yapmıştım. Konu da o minval üzere olacaktı. Ancak popüler haber furyası arasında kalan minicik bir haber çok dikkatimi çekti. Bu konuyu sizlerle mutlaka paylaşmalıydım.

Haber, kaybolan, talan edilen mezarlıklarla ilgiliydi... Mezarlıklar niye talan edilir ki? Ölen ölmüş, giden gitmiş... Bu vandallık niye? Düşmanlık ölene mi? Yoksa ölenin bıraktığı kültürel birikime mi?

Şöyleydi haber:

"Güney Fransa'da Nîmes kentinde Avrupa'nın en eski Müslüman mezarları bulundu. Yüzleri Mekke'ye dönük olarak bulunan üç mezardaki iskeletlerin 8. yüzyıla ait olduğu tespit edildi."

Bu haber sonrası yaptığıma araştırmada, o yıllarda bölgede Müslümanların bulunduğunu ve orada büyük bir kültürel miras bıraktıklarını ancak sonraki yıllarda 'Müslüman izi kalmasın' diye her şeyin yok edildiği gibi mezarlıkların da böylece yok edildiğini anladım. Namık Kemal'in deyişiyle, "Altı da birdir yerin, üstüde bir"... Şimdi, toprağın üstündekileri gibi altındakileri de yok etmeye ant içmek, insanlık adına düşündürücü değil midir? Belli ki, Fransa'da bulunan bu üç mezar, bölgedeki büyük bir Müslüman mezarlığından geriye kalan ipuçlarından yalnızca birisidir. Bunu tahrip eden, yok eden anlayış ise bugün ne yazık ki varlığını hâlâ sürdürmektedir.

Öte yandan, mezarlıkları topyekûn imha etmek konusunda suçu olmayan da neredeyse yok... Balkanlar, Kafkaslar ve Anadolu'nun yok edilmiş mezarlıklarını not etmeden bir tarih yazmak, eksik ve sübjektif bir tarih yazmak demektir. Yine Endülüs, Bosna Hersek, Güney Fransa ve Suudi Arabistan'da yok edilmiş mezarlıklar, buralarla ilgili yazılan tarihin rasyonel gücünü de zayıflatan gerçekliklerdir.

Mezarlığı yok edilen milletin yaşadığı toprakla bağı kopar. Köksüz bir ağaç misali, en küçük bir rüzgârda bile sallanmaya başlar. İşte bir millet, bu şekilde sarsılır ve yok olur. Bu yüzden de istilacıların ilk hedefi tarih boyu mezarlıklar olmuştur. İstila sırsında önce mezarlıklar yıkılır.

Şimdi size konuyla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum:

Bulgaristan'ın başkenti Sofya'daki Müslüman Mezarlığı üzerinde bugün parlamento binası yükselmektedir. Makedonya'nın başkenti Üsküp'teki Müslüman Mezarlığı bugün devasa heykellerle donatılmış bir meydandır. Arnavutluk'taki Müslüman mezarlıkları bugün birer parka dönüştürülmüştür. Kosova, Bosna-Hersek ve Romanya'daki mezarlıkların yeri bile hatırlanmaz. Var olan mezarlıklar hep yenidir. Hele Endülüs'te o İspanyollar, en küçük iz bile bırakmamıştır geriye... Endülüs ki, hani 'toprağı sıksan şüheda fışkırır'… O derece... Girit Adası, Malta Adası ve Kıbrıs'taki mezarlıklar bir daha adı bile anılmasın diye, üzerlerine zeytin ağaçları dikilerek adeta yok edilmiştir.

Bu kadar mı? Durun... Daha bitmedi... İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batıralım... Birkaç örnek de bizden vereyim... Biz de pek masum sayılmayız bu anlattıklarıma kıyasla...

Bugün Trabzon'da devasa bir hükümet konağı vardır. İşte o hükümet konağın olduğu yere, eskiler 'Kavak Meydanı' derlerdi. Orası neydi bilir misiniz? Orası bir Rum mezarlığıydı. Şimdi sakın ola kimse, "Aman canım ne olacak? Rum mezarlığıydı, yıktık, gitti" demesin... Onlar bize bir emanetti. Biz ise tıpkı başkalarının yaptığı gibi yaptık! Emaneti koruyamadık! Hem artık şunu bir içimize sindirmeliyiz artık: Hiçbir kültür 'yok' sayılmakla 'yok' olmaz! Diğer yandan da "Onlar bizi yok saydı, biz de rövanşı aldık" demek, insanlığın hazin bir tiradıdır; haberiniz olsun...

Gelelim İstanbul'daki mezarlıklara...

Bugün üzerinde Atatürk Kültür Merkezi'nin olduğu Beşiktaş'a doğru genişleyen arazi, 'Büyük Mezarlık' diye bilinir. Yıllar içinde orayı talan ettik ve üzerine binlerce bina kondurduk, biliyorsunuz...

Tepebaşı'ndan Kasımpaşa'ya doğru inen arazi de aslında bir mezarlıktır. Orayı da yerle bir ettik ve yetmedi; üzerine 1880'li yıllarda Pera Palas otelinin yapılmasını alkışladık...

Beşiktaş Fulya'daki mezarlıklar, Üsküdar'ın Kuzguncuk ve İcadiye mahallelerindeki mezarlıklar, hepimizin gözleri önünde bir bir talan edildi ne yazık ki... "Sahipsiz ise yık gitsin!" anlayışı koca bir kültürü yok etti. Aslında gayrimüslim vakıflara ait olan bu yerler, 1964 yılında çıkarılan bir yasayla kimlere peşkeş çekildi dersiniz? O yıllarda bu arazilere kimler sahip oldu diye bir araştırın, bakın altından kimler çıkacak...

Yaşadığım yerden, Beykoz'dan da örnek vermek isterim... Çocukken Gümüşsuyu Mahallesi'nde top oynadığımız yer bir mezarlıktı. Biz oraya 'maşatlık' derdik. Mezar taşları arasında koştururduk. Sonra bir sabah baktık ki, maşatlıkta tek bir mezar taşı bile kalmamış… Kim yaptı, niye yaptı; bir türlü öğrenemedik. Şimdi bugün o eski mezarlıkta bir okul yükseliyor. Güzel mi yoksa hazin mi, bilemiyorum.

Büyük bir kültürel hafıza ve zenginlik olan mezarlıkları yok ederek, aslında bir medeniyeti kökten yok ettiğimiz gerçeğini oturup bir düşünmemiz gerekir. "Ne var canım, herkes öyle yapıyor?" demek, de acaba bize yakışır mı; bunu da sorgulamamız gerekir. Osmanlı zamanında tahrip edilmiş bir mezarlık var mıdır? Bulabilir misiniz? Araştırın, bakalım ne yanıt alacaksınız... Ben size yine de küçük bir ipucu vereyim de araştırmadan: Yok, yok, yok...

Son örneğimi yine bir Müslüman mezarlığıyla ilgili vermek istiyorum. Ancak bu kez yer yurtdışından bir yer değil! Yer: Türkiyeİstanbul… Üstelik hepimizin bildiği bir yer İstanbul’da: BEYKOZ

Beykoz'daki Sultaniye Çayırı’ndaki Mezarlığı ve namazgâhı yaşı yetenler gayet iyi bilir. Ben bile orada yüzlerce mezar taşı olduğunu bilirim. Bugün ise ne mezar taşı kaldı, ne de namazgâh... Şimdi bu son örneğim de hepimize 'amiyane tabirle' kapak olsun!

Maşatlıktaki Rum Mezarlığı yok edildi. Sultaniye Çayırı'ndaki Müslüman Mezarlığı ise onunla aynı kader paylaştı.

Farkında değiliz belki ama bu aslında nedir biliyor musunuz? Bu, bindiği dalı kesmenin ta kendisidir!

Popülizm her şeyi yok ederken, acaba bizler hangi sulara yelken açıyoruz?

Haydi... Azıcık olsun düşünelim mi?

Anahtar Kelimeler:

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"