Makaleler

Bu takım bu maçı alır

20.02.2018 18:00
| | |
11287

Herkese ve her şeye rağmen. Afrin ve harekât noktası. Mesaj; evlere şenlik.

Can askerlerimiz yazmış karargâhın duvarına bu güzel notu.

Eli her silah tutan sert adam mıdır sanırsınız? Onlar pamuktan yumuşak kalbe

Sahip, yaşatmaya odaklı, korumaya kararlı, vatan ve namusa sevdalı insanlardır.

Babacığımdan bilirim; gece yatmaya giderken dahi yanından ayırmadığı beylik tabancasının manasını. Kıskandığım çok olmuştur, çünkü asla belinden ayırmadığı parçası gibiydi. Rahatsızlığı sebebiyle raporlu olduğu 4 sene boyunca da bu hep öyle oldu. Nasıl bir namus sözüyse içindeki mana... Ama aynı Babam, dişim çıktığında ekmeğin içini elleriyle bana küçük küçük yediren, okuldan döndüğümde hasta olmasına rağmen ayağa kalkıp bana sarılan, azıcık birbirimize kırılsak odama gelip ilk önce  benden yumuşacık özür dileyen kişi olurdu. Aynı şekilde tüm polis arkadaşları da Babam gibi, merhamet timsali idi. Babacığımın uzun süren hastane günlerinde kardeşimle bana evlerini, sofralarını açıp kendi çocuklarından daha özenle bakanlar hep onlardı. Yine asker aileleri ile gidiş-geliş zamanlarımızda görürdüm ki, dışarıda sert yüzlü duran babamın asker arkadaşları ve aileleriyle evin içinde kardeşten öte sofralar, şenlikler, bayramlaşmalar... Onlar aslan yürekli, pamuk şekeri kalpli güvenlik güçlerimiz bizim, el-muzaffer daima!

Sadece, hain ve terörist ruhlarda silah iğrençtir. Onlar öldürmeye programlı insan suretli canilerdir.

Oysa... Şehit Musa Özalkan şahadetini hayal ederek; "verilecek paradan Telafer'de

Türkmen balalara anaokulu - kreş açılsın" derken vasiyetinde... Şehit Ömer Bilal Akpınar 

"bana bir şey olursa bağlanacak aylığımın % 10'u Zehra Teyze'lerin oraya (Safranbolu Yağmur Yardımlaşma Derneği'ni kastederek) bağışlayın" yazarken arkadaşına... Şehit Enes Sarıaslan Afrin yolunda soranlara "düğüne gidiyoruz, alıp ve geleceğiz" derken... Ellerindeki tüfekleri birer kırmızı gül demetinden farklı gelebilir mi kalplerimizin gözüne? Hey mübarek canlar, helal edin hakkınızı. Sizler dirisiniz, gerçek ölüler kim bilir kimler?

Kansızlık, vatansızlık…

Ölü kalpler var aramızda. Yaşananlara masal, öykü gözüyle yorumlar savuran, işkembeden.

"Vatan sevgisi imandandır" buyuran Efendimiz (s.a.v.), o sevginin içinde neler saklı olduğunu yaşayarak, öğreterek göstermedi mi biz ümmetine? Yeri gelir can verir baş verir seversiniz, yeri gelir âlim olur hizmet ederek seversiniz, bazen Ömer Halisdemir olup seversiniz, Aybüke Öğretmen olursunuz bazen...

Sevmenin sınırı, çeşidi, azı-çoğu olmaz. Samimisi olur, candan öte olanı olur, fedakarcası olur.

Tüm bunları yapamayıp; cansiperane uğraşan her nefere çamur atan, yapılan her çalışmaya boş iş, yanlış iş, gereksiz iş, yanlış ortak, yanlış malzeme, yanlış mekân, yanlış hamle vs. vs. gevezelik yapan, hatta daha ileri gidip karşı tezlerle hainlik yapanlar... Gerçek ölüler onlardır. Ya Hu, şimdi zaman ne zamanı? Hadi herkes her şeyde muhalif olur da vatan söz konusuysa bize destek mi köstek mi yaraşır bre gafil güruh? Bunca mı öldü kalbin? Yapmaya hatta düşünmeye dahi gücüm yetmiyorsa bazı tertipleri, beni-bizi korumaya adanmış programlara olsam olsam ancak destekçi ve duacı olurum. Hem ailemiz öğretti bunu bize, kol kırılır yen içinde kalır. Ele güne karşı hiç mi utanmaz olduk ki; ortak değerlerimizi muhalefet sebebi yapıp çıkmışız dünyanın önüne, atışıyoruz. Yuh bize. Eloğlunun ekmeğine en organiğinden tereyağı sürüyoruz, görmez miyiz? Çok zoruma gidiyor bu durum. Daha kaç acı yaşamamız lazım elzem vakalara, hatta açayım aşka-dostluğa, vatana-millete, çocuğa-kadına, inanca, eğitime, birlik olmaya aynı merhaleden bakmamız için? Şu son üç yıl dahi toparlanın artık demiyor mu? 

Hem düşünsenize Suriyeli olmayı, mülteci olmayı. Bana öyle ağır geliyor ki yurdumdan ayrı kalma fikri, toprağıma isteğim dışında hasret bırakılma kaygısı, başka memlekette lütuf beklemek. Ah Rabbim ne olur koru! Korktuğum kadar da düşünüp araştırıyorum. İşin görünen düşman ülkeler dışında görünmeyen manevi sebepleri de elbet olmalı. Acep o kimseler nimetler içinde yüzerken birliklerini, dirliklerini, birbirlerine olan saygı ve bağlarını yitirdikleri, devletlerine desteği bırakıp vurdumduymazlığa dadandıkları için bu hallere düşmüşler midir? Yemeler, içmeler, sosyetik ve israf dolu yaşamlardan sonra mı gelmiştir yokluk? Kendi toprağında özgürce yaşamanın tat ve kıymetini hiçe saydıkları için olmuş mudur bu esaret? Net olarak bilemem, ama düşünürüm, aklıma getiririm. Çünkü mana büyükleri der ki; şekavet (şikâyet) nimeti bitirir. Ve yine düşünürüm; Allah nankörleri sevmez. Biz milletçe kıskanılası coğrafyanın, imrenilesi vatan kardeşleri olmayı ne zaman başaracağız? Cevap veriyorum: İçimizdeki kansız, vatansız, şükür bilmez, insan sevmez hainleri erittiğimizde!

Esfeli safilin ehli

Nasıl dayanır yürek cennet kokululara zarar vermeye? Ancak adi, ancak esfel-i safilin olmak lazım. Soyun Ad kavmi gibi aşağılık olmalı tenezzül ettiğin şey için. Yavrular, taptaze büyüme yaşında çocuklar ve karşılarında bazen baba, dede, dayı bazen de komşu kılıklı, hatta bazen aynı yolda yürümekten başka tanışlığı olmayan sapıklar. Ne hakkınız var o cennet gözlülere dünyayı cehennem etmeye, hayallerini kırmaya, kalpsiz bırakmaya. Belaların en büyüğü üzerinize olsun. Siz namus ne demek, hayâ ne demek, mahrem ne demek nereden bileceksiniz?

Kızılacak çok yer var dostlarım. O sapık o hale gelmeden kim bilir nasıl bir ailede yetişti, aynı tecavüzlere kaç kez maruz kaldı?

Ailesi, çoluğu-çocuğu arasında nasıl aşağılandı belki? Ama bunları tek başıma ben veya siz dert edemeyiz. Devletimizin ilgili birimleri bu konuda nasıl denetim yapar, antropologlar ve sosyologlar nasıl değerlendirir, psikologlar nasıl çözüm üretir?

Anne-baba olanlar, olacaklar ve sevgili öğretmenlerimiz nasıl kişinin erdem ve ahlakına katkı sağlar, şekil verir? Hepsi hepimizin ortak derdi. Fakat sosyal medyanın gücünü dikkatlice gözlemlediğimde biliyorum ki, katıldığımız her mecradan son perdeden çığlıklarımızı kopardığımızda artık kimse kayıtsız kalamaz taleplerimize. Islahı mümkün müdür? Uzmanı bilir. Ama böyle gelmiş böyle gider diyorsa o aşağıların aşağısı suç makinesi... Çığlığımızın içinde hangi cezayı isteyeceğimizi zannımca Siz biliyorsunuz.

Gerçi bazı yurdum insanı kardeşlerim öyle orijinal, öyle esrarengiz cezalar öneriyorlar ki akla zarar. Gülsem mi ağlasam mı?

Eeee ne yapacaksınız acı derin, acı iğrenç, acı tiksindirici. Ne deseler bana uyar.

Yaşam hakkı diyoruz, alınamaz elden. Ya sahip olduğun bedene-ruha dokunulmadan yaşayabilmek, o binlerce kat daha hak değil mi?

Bu durumda başkasına bu hakkı tanımayana fazla hak tanınması, kanunsuz, yasasız, şeriatsız bence.

Bir konu daha var, belki de olayın yan konularından biri. Ne zaman midemizi bulandırsalar taciz veya tecavüzlerle, eyvah yandı gülüm keten helva. "Görüyor musun sakalı var, bak duydun mu şu semtte büyümüş, ne beklersin şu siyasi fikre sahipmiş, eee tabi dindardan korkacaksın, vay be Allah'ın dinini bilmeyen neler yapmaz ki" gibi çoğaltabileceğimiz örnek tenkit cümlelerinden de anlayacağınız üzere bu vakalar toplumda sanki eksik varmış gibi öyle fazla şuncu-buncu ayrışımına sebep oluyor ki... Sadece ben görmüyorumdur bunu bence. 

Bir topluluk var ki;  milletçe bir acıya düşsek (tecavüz, saldırı vs.) tek sözleri suçlu profilleri çizerek ait oldukları kültürel-sosyal yapıyı afişe etmek oluyor. Birrr... Nereden biliyorsun provokasyon adına sakalı ya da dövmesi olmadığını, camiden veya bardan çıkmadığını?

Hedef şaşırtmaya kilitlendiğini, ideolojileri uğruna günlük pisliklerinden biriyle yüreklerde yangınlar çıkartmaya kalkmadığını nereden biliyorsun?

Kim demiş her 35 cm. sakallının çocuklara şeker dağıttığını, kim demiş her entelektüel görünümlünün çocukları yamacına oturtup sürekli

Nazım Hikmet'ten:

İnan: güzel günler göreceğiz çocuklar

Güneşli günler göreceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz, çocuklar,
ışıklı maviliklere, süreceğiz… Diye şiirlerle umutlar aşılayacağını. Nereden uyduruyorsun? 

Kalplerde olanı ancak Allah bilir. (Tegabün Suresi Ayet:4)

Allah aşkına bu gazlara artık gelmesek? Şuncu-bunculuğun bedelleri tüm dünya ülkelerinin halklarına yine kendilerine verilen zararlarla ödettirilirken reva mı  bize bu tongaya düşmek? 

Sapık sadece sapıktır, dinli-dinsiz diye sıfatları yoktur. Kansız-vatansız sadece haindir, siyasi parti sıfatı koyamazsınız önüne. Terörist sadece katildir, inanç sıfatı zaten olamaz. Nokta.

Şu zamanda tek odaklandığım inanç ve duam: Rabbim bizi lütfünle selamete erdir, afiyete, emniyete erdir. Irzımızı, namusumuzu, inancımızı, canımızı, malımızı Sen lütfünle koru. Bizi dirlik ve birlik üzere cem eyle. İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizleri helak eyleme Mevla’m!

Emanet vatanı korumak ve hizmet vermek için bize güç, kuvvet, idrak ve cesaret nasip et. Korkusuz yürekler lütfeyle. Âmin.

Baki Huda’ya emanet olunuz. Yaradan, gönlünüzün muradını versin. Can şehitlerimiz ne olur bizden razı olun. Ve Sultan Abdülhamit Han, büyük veli kabrin nur olsun. Necip Fazıl Üstadın dediği gibi: Seni anlamak, her şeyi anlamak olacaktır. Rahmetle ve duayla...

BİL OĞLUM

Senden gider sonsuzluğa yol oğlum 

Dört bir yana salmalısın kol oğlum 
Ekmeğini aç olanla böl oğlum 
Haram yeme, Hakk uğruna öl oğlum! 

Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum 
Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum 
Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum 
Hain gezen şu dağlarda gez oğlum 

Gez oğlum 
Vatanına göz dikeni ez oğlum. 
Dostun kim düşmanın kim sez oğlum 
Tarihini şerefinle yaz oğlum!

Anahtar Kelimeler: Vatan, Namus, İnsan, Afrin

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"