Makaleler

Bisiklet kazası

2014.07.22 00:00
| | |
8904

İlkokul Öğretmeni Rahmetli annem Rahşende Kazancıbaşı lise üçüncü sınıftan bütünlemeye kalmadan direk son sınıfa geçersen sana bisiklet alacağım demişti.

Ben de direk sınıfı geçerek karnemi anneme gösterdiğimde bana hayır demedi. Öğretmen maaşından taksitlerle ödemek üzere dayımdan sağladığı borç para ile bana çok güzel bir bisiklet alarak vaadini yerine getirdi. O yaz arkadaşlarımla Küçüksu Kanlıca Beykoz yollarında yazın keyfini çıkartıyorduk.  

YIL 1952 

Bir gece eve polisler geldi. Babama hitaben bisikletle çarparak bir ihtiyarın ölüm derecesinde yaralanmasına sebebiyet verdiğim ve bu nedenle karakola götürülmem istendi.

Rahmetli babam Mehmet Nida Kazancıbaşı ise ;

-          (Çarpıp çarpmadığını bilmem. Alın karakola götürün tahkikatı yapın. Suçlu ise ne

gerekiyor ise yapın. Suçsuz ise serbest bırakın.)  dedi ve beni polislere teslim etti. Halbuki benim böyle olayın olduğundan haberim dahi yoktu. Karakola gittiğimde Karakol Başkomseri bana,

-  (Nasıl çarptın anlat bakalım) dedi.

        -  (Ben çarpmadım ki. Böyle bir olaydan haberim dahi yok dedim.)

        - (Biz biliyoruz sen çarptın, sen çarptın. Boşuna inkar etme.) diyor ve hakkımda dosya hazırlıyorlardı.

Eve döndüğümde babam ise beni sıkıştırmaya başladı.

        -  (Oğlum çarptın mı? Çarpmadın mı ? Doğrusunu söyle ona göre bileyim) diyordu. Ben ise babama böyle bir olaydan haberimin dahi olmadığını söylüyordum.

Karakola uğrayan babama ise ;

        -  (Oğlun bize itiraf etti. Sizden korktuğu için inkar ediyor) demişler.  Babam benim ile polisler arasında kalmıştı.  

             Polislerin oğlunuz bize itiraf etti sizden korkuyor sözlerinin etkisi altında kalan babam doğrusunu söyle diyerek belimde sandalye kırılana kadar beni dövmeye başladı. Karşılaştığım durum kabullenir gibi değildi. Aynı gün karakola gidip benim çarptığımı nerden biliyorsunuz ? Kim söyledi ? dedim. Bana cevaben Nişantaşı’nda Kunduracı Mehmet Kalafat görmüş o söyledi dediler.Derhal Nişantaşı’na çıkıp Kunduracı Mehmet Kalafat’ın evine varıp kapıyı çaldım. Karşıma Kunduracı Mehmet Kalafat Çıktı.

          -     (Amca ben mi çarptım. O kişi ben miyim ?) diye sordum. 

-          (Oğlum o sen değilsin. O saz benizli biri idi) dedi.   

-          (Amca ne olur karakola git ve benim olmadığımı söyle, yoksa beni yakacaklar.) dedim

ve kendisinden söz alıp rahat bir şekilde eve döndüm. Ertesi günü karakola gidip durumu anlattığımda bana şu cevabı verdiler ;

-          (Kunduracı Mehmet geldi ve bize çarpan Ferda Kazancıbaşı’dır. Üzülmesin diye

ona öyle söyledim) dediğini açıkladılar.

Bu esnalarda esas çarpan kişinin kim olduğunu araştırırken bahçıvan Bekir’in karısının

 bildiğini öğrendim. Derhal Bekir’in bostanına gittim. Kapıyı açan karısına ;

-          (Teyze çarpanın kim olduğunu biliyormuşsunuz, yoksa beni yakacaklar) dedim. 

-          (Ah evladım sen bizim elimizde büyüdün. Sana kötülük gelmesini istemem. Çarpan kişi

Kanlıca’lı Evrenos’dur) açıklamasını yaptı.

Derhal karakol’dan Polis memuru Nevzat ile birlikte Kanlıca Körfez dönemecindeki yalıya

vardık. Kapıyı açan Evrenos’un ablası polise ön tekerliği yamulmuş bisikleti gösterdi ve Evrenos’u Karakola kendi eli ile  teslim edeceğini söyledi.

               Tüm bu olayların sonucunda yaşlı bir kişiyi ölüm derecesine vardıracak kadar çarpan kişinin benim olmadığım ve babamdan boş yere dayak yediğim anlaşıldı. Vicdan azabı çeken annem ve babam aynı gün beni İstanbul’a götürdüler ve gönlümü almak için bana bir takım elbiselik kumaş hediye aldılar. Dönüşte vapur Küçüksu iskelesine yanaştığında  büyük bir arkadaşlık gurubum Evrenos’un karakola gelip teslim olduğunun ve itiraf ettiğinin müjdesini veriyorlardı.   

BİR BABANIN KENDİ EVLADI OLSA DAHİ ADALETE OLAN GÜVENİ ÖNDE GELİYOR 

Sevgili okurlarımız bu yazıyı hazırladığım 2014 yılına göre bundan 62 yıl önceki 1952 yılında başımdan geçen bir olayı sizlere aktardım. Kapımıza gelen polislere rahmetli babam hiçbir zaman benim oğlun yapmaz dememiştir. Beni saklamaya ve emniyet görevlilerini engellemeye tenezzül etmemiştir. Bilakis benim oğlumun suçlu olup olmadığını bilmem. Alın götürün tahkikatını yapın ona göre işlem yapın derken Adalete ve Emniyet’e olan güveni ifade etmiş ve  adalete olan güvenini kendi oğlunun önünde tutmuştur. 

YARGILAMA KİŞİYE AKLANMA FIRSATI VERİR

Eğer bir kişi hak etmediği bir şaibe altında ise, o kişi yargıya başvurmak ve kendisinin yargılanmasını istemek hakkına sahiptir. Hiç kimsenin yargılanma hakkının önünü tıkayarak o kişinin aklanma fırsatını engellemeye de hakkı yoktur. Şaibe altında kalan kişi eğer yargıdan kaçıyor ise, o şahıs ömrün sonuna kadar toplumun vicdanında şaibe altında kalmaya kendisini mahkum etmiş demektir.      

ADALET İBADETTİR 

Türk tarihi adaleti ibadet sayan örneklerle doludur. Adalete ve devlete olan güvenini kendisinden ve ailesinden üstün tutan değer yargıları toplumun temel kuralıdır. Adaleti önde tutmak asalettir. Hiç kimsenin kişisel çıkarlarını adaletin üstünde tutmaya ve temel kurallarını zedeleyerek topluma zarar vermeye hakkı yoktur.

Anahtar Kelimeler: Ferda Kazancıbaşı, Dost Beykoz, Eğitim, Hayat, Öğretmen, Beykoz, Kanlıca, Küçüksu

reklam
Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"