Makaleler

Bir yudum ihsan...

2014.07.21 00:00
| | |
7062

Mezarlıklar... Hele kadim selvilerin yarenlik ettiği neredeyse bu şehrin küçük bir ormanı andıran ve bambaşka bir hayatın devem ettiği kabristanları... Sanki mezarlıklar uzaklaşınca ölüm bizi unutacakmış gibi giderek gözden uzaklara konuşlandırılan hani!

Kabristanlar uzun zamandır hayli vakit geçirdiğim yerlerdendir ve yaşayanların mezarlılklarla kurdukları ilişkiye dair epey bir gözlemim oldu yıllardır ki, güya benim dünyayla arama mesafe koymak için çıktığım yolculuklardı belki de bir zamanlar bu ziyaretler.
Ama zamanla mesafelerin kapandığını ve fakat meselelerin kapanmadığını öğrendiğim bir serüvene dönüşüverdi kendiliğinden. 

***

"Eğer dinlersen her şey konuşur" derdi büyüklerim. Öyledir, Mezarlıklar çok şey anlatır çok şeye dair...

Mezar taşları, üzerine yazdırılan kitabeler 
Mezarların yapımında kullanılan malzeme 
Üzerlerine dikilen bitkiler...

Konumu düşünülerek önceden satın alınmış, en iyi malzeme kullanılarak yaptırılmış, çiçekleri bile dikilmiş son derece bakımlı ve hatta isimlerin dahi yazdırıldığı boş mezarlar... 

Ünvanların kocaman, isimlerin küçücük yazılması...
İnsanın soyadının adının önüne geçtiği yaşayanların dünyasına ait bir halin devamı...

Bir eşya muamelesi gören kabirlerden, mabed haline getirilenlerine kadar fazlaca kimlikli olmaklığı...

Acının, acıtan haline gelişi... 
Ne çok şey , ne çok hikaye; savunmasız bırakan aldığınız her nefese...

Üzerinde çeşit çeşit mevsimlik çiçekleri ve şimdilerde açmış acemhalılarıyla donanmış bakımlı halleriyle 
Ya da vaktiyle dikilen gül ağaçlarını ve çiçeklerini boğan yabani otların bastığı mezarlık görevlisinin deyimiyle " bakımsız" halleriyle konuşuyorlar durmadan...

Bizi, bize en hakiki şekilde anlatıyor esasında her halleriyle kabirler .

***
Mezarlık görevlisinin tanıklığı yetiyor bazen tanıyamadığım halleri çözmeye ki ne hikayeler barındırır bazı ekmek kapıları, şaşılasıdır hani. 

Tesbih konulan mezarlar ya da mevtanın ölmeden önce istediği ama yiyemediği yiyeceği götürüp periyodik olarak bıkmadan usanmadan mezarlığa bırakmak... Hepsi ayrı bir keder ve okuma barındıran haller...

Münferid gibi görünse de farklı farklı tezahürleri o kadar fazlaki her zaman ve devirde, sadece biraz alaka yetiyor anlamlandırmaya meseleyi. 

***

Yine ziyaretlerimden birinde karşılaştım bir kabrin başına konulmuş yaş pasta ve mektupla! 
Yüreğim ağırlaştı dualar dilime dolandı gidenden çok kalana gönderilen Allah biliyor ya! 

Bazı karşılaşmalar fazlasıyla karıştırıyor insanı. 
Biri size " Ben ölürüm sen çok yaşa!" dese ve gitse! Nasıl ve ne kadar çok yaşayabilirsiniz ki? 

*** 
Aslında tüm bunlar değildi yazacaklarım ya neyse!
Ezanların çağırdığı bir vakitte, ağırlaşan yüreğimi hafifleten bir tanışmayı yazmaktı niyetim. 
Bazı insanların varlıkları hiç bilinmese bile bir rahmettir ya hani, Kamil Amca ve oğlu da o insanlardan işte. 

Bizim oralarda " Selamün aleyküm, kolay gelsin " demek yeter bir tanışıklığa. Kıyafetlerinden, ellerindeki aletlerden mezar ustası sandığım için daldığım dünyaları ne güzeldi...

Kamil amca emekli. Oğlu üniversite öğrencisi. Kamil amca Küçükpazar 'da büyümüş hayli kötü alışkanlıkları olan bir gençlik geçirmiş. " Rabbimin yardımıyla belki ismimin hatırına hayatımı değişitirdim çok şükür " diyor. Ve başlıyor anlatmaya ki sizinle mezarlıklarla olan bölümünü paylaşmak isterim hikayesinin. 

Mezarlık görevlisi ağabeyin anlattıklarından biliyorum. Aidat vererek bakımlarını yaptırdıkları mezarlıkların sahipleri veya yakınları asla mezarlarında istedikleri çiçeklerden ya da bitkilerden başkaca yabani bir otun bile yetişmesine izin vermezler değil kendiliğinden biten ağacın yetişmesine izin versinler. Oysa selviler tohumlarını döküyorlar ve kendiliğinden bitiyor bakımlı topraklarda haliyle. Hele kokulu selvilerin kıymeti bir başka.

Kamil Amca, bu kendiliğinden biten küçük fiadanları mezarlıkların müsait köşelerine ya da cami bahçelerine, kıra bayıra dikiyor ve hayatını kendiliğinden sürdürebileceğine inanıncaya kadar da elini çekmiyor üstlerinden. Sonra hepsini yetiştirdiği evlatları gibi ziyaret ediyor . 
"Allah nasip etti, üç tane cami yapımına sebep oldum. Çok şükür,şimdi bahçelerinde otuz yaşında ağaçlarım var." diyor sevinerek. 

Allah Rasulünün ağaçlar hakkında söylediği bir hadisi dinlemek miladı olmuş bu işe başlamasının. Yaşlanmış ama " kıyamet kopsa elimdekini dikerim" diyor. Evlatları ise sırayla yardımında... 

Allah selamet versin! 

***

"Onlar zikrediyor, ben şükrediyorum " diyen birinin varlığı, kaç yokluğa bedeldir?

O, ağaçların dilinde bir dua olmaya talib olmuş biriydi ama böyle güzel insanların da yaşadığını bilelim istedim.

Ki bu bıkkınlık ve bezginlikle yaşamaya çalıştığımız hayatlarımıza bir tebessüm bir iyilik getirir umuduyla....

Belki dilinizde duaya, kalbinizde baharla birlikte yeşeren filizlere dönüşür kimbilir...

LAL:

Cümle içinde kullanıldığında ürktüğüm, duyduğumda irkildiğim yegane sözcük: Fark etmez! 
" fark etmez " dediğinizde ne çok şey fark ettiğini farkettiğinizde, 
artık hiçbir şey yapılamayacağını da farketmek...
Yok oluşun silgisidir "fark etmez "

 

Anahtar Kelimeler:

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"