Muharrem ERGÜL
  • 20/06/2021 Son günceleme: 20/06/2021 16:23
  • 5.233

Geçtiğimiz hafta bir çalışma ziyareti için Gürcistan’ın Başkenti Tiflis’teydim.

Evliya Çelebi’nin 17. Yüzyıl ortalarında “tam ve mutekamil bir İslam şehri” diye tanımladığı Tiflis.

Osmanlı hakimiyeti sonrası uzun yıllar Sovyetler Birliği’nin egemenliğinde kaldı. 1991 yılında özgür bir Gürcistan olarak bağımsızlığına kavuştu. Sovyet işgal yıllarında Gürcistan’daki Müslüman nüfus oradan göçmek zorunda kalırken İslami eserlerde sovyetizmden oldukça büyük yaralar aldı.

Daha doğrusu Gürcistan’daki dini yapılar (Müslüman, Hristiyan, Yahudi) sözde sivilleştirilerek dini hüviyetleri yok edilmek istendi.

Gürcistan bağımsızlığını kazandıktan sonra Ortodoks mezhebi kendi kurumsal yapılarını yeniden ihya etmeye gayret gösteriyor.

Yakın zamana kadar, hızsızlık, rüşvet, yolsuzluk ve mafyayla boğuşan Gürcistan, düne göre bugün hayli mesafe almış görülüyor.

Çok değil bundan 15 yıl önce gidenlerin anlattığı Gürcistan gitmeye korkulan bir ülke konumundaydı. Otobüs ve tır şöforü tanıdıklarımızın anlattıkları ürkütücü şeylerdi. Rüşvet ve hırsızlık günlük yaşamın adeta parçasıydı.

Şimdilerde birkaç yıldır Gürcistan’dan çok farkli haberler gelmeye başladı. Sanki sihirli bir el herşeyi değiştirmişti.

2004 yılında iktidara gelen Mihail Saakaşvili ülkede bir temiz eller operasyonu başlatmış, ülke onun sayesinde adeta küllerinden doğmuştu.

Rüşvet öyle bitirildi ki, iki kişi aralarında o kelimeyi gizli bile konuşamaz hale geldi. Kamunun tüm hizmetleri açık hale getirildi. Hizmet kusuru olan kamu görevlisi, hem kamu hizmetklerinden hemde özlük haklarından mahrum ediliyor.

Bu arada kişi hak ve özgürlükleri yasalarla güvence altına alındı. Adalet sistemi siyasi sistemin kontrölünden çıkarıldı. Devlet bütün kurumlarıyla işler hale getirildi. Son seçimlerde seçime katılma oranı yüzde 30 oranındaydı. Yani halk siyaseti değil, özgürlüğü ve yaşam kalitesini önemsiyordu.

Biliyorlar ki, iktiadara kim gelirse gelsin artık oturmuş olan sistemi sürdürecekti.  Yıllardır kangren haline gelmiş olan rüşvet, yolsuzluk, adam kayırma ve siyasi istismar kesdirip atılmıştı.

Seyahatım esnasında bir çok iş adamı ve siyasetçiyle konuşma imkanım oldu. Gözlemlerimde konuştuklarımdan edindiğim şuydu.

Dünyada her ülkede bir çok sorun var. Gürcistan’da da var. Ancak, siyahtan beyaza doğru, Gürcistan hangi renk diye sorsanız beyaza yakın. Derim çünkü; malum koranavirüs salgını her yeri kasıp kavuruyor.

Gürcistan’da bu salgından etkilendi. Alınan önlemlerle normale neredeyse döndüler. Vaka sayıları, vefat sayıları önlemler bunları aktarmayacağım.

Korona salgını süresince devlet vatandaştan su, elektrik, doğalgaz, telefon parası almamış. Yani devlet halktan alacağını halka hibe etmiş. Bunu hiç duymamıştım. Çok şaşırtıcı ve etkileyiciydi. Darısı birilerinin başına ne diyelim.

Gürcistan zengin bir ülke değil. Ancak zengin tarihini ve kültürel mirasını motor gücü olarak kullanmayı çok iyi başarmış.

Tarihi eserlerini ve kültürel değerlerini yeniden canlandırarak onları çok kıymetli bir turizm potansiyeli haline dönüştürmüş. Ülkeye her yıl gelen turist sayısı nüfusun iki katından fazla.

Salgın süresinde bile turist alan bir ülke bacasız sanayi devrimini çoktan başarmış demek ki. Ülkeye gelen turist kendini güvende hissedince Gürcistan tam bir cazibe merkezi olmuş.

Özgürlük ve güvenlik en üst düzeyde korunmuş. Böyle olunca da kriminal olaylar minimize edilmiş. Devlette şeffaf olunca yansız ve tarafsızlık halka da yansımış.

Şöyle bir ülke düşünün.

Tüm emniyet birimlerinin görev yaptığı binalar camdan imal edilmiş. Dışarıdan bakınca içerisi görülebiliyor. Rüya gibi ama gerçek. Polis teşkilatı müdahaleci değil, korumacı bir anlayışla güvenlik sağlıyor.

Gürcistan Parlamento binasının önünden geçerken, binanın bahçesinde bir çok çadır insan ve pankarta rastladık. Belli ki muhalif bir görüşün protestosuydu bu. Evet dedi arakadaşlar. Bir yıldır muhalif gruplar iktidarı protesto ediyordu. Milletvekilleri bu protestocuların arasından meclise girip çıkıyordu.

“Polis niye protestoculara müdahale etmiyor” diyecek gibi oldum. Lafı ağzıma tıkadılar. Burada işler sizin bildiğiniz gibi olmaz. Protesto herkesin yasal hakkıdır. Şiddete başvurmadıkça özgürdür.

Peki dedim polis niye bekliyor burada. “Polis protestocuları korumak için bekliyor” dediler.

Şaşırmakla, şaşırmamak arasında git geller yaşadım. Darısı dedim başkalarının başına.

Evet bugün Gürcistan bildiğiniz anlamda Evliya Çelebi’nin deyimiyle “tam ve mutekamil bir İslam şehri” değil amma birde gördüklerim var.  

Ülke rahat ve yaşanabilir bir yer haline gelmiş.

Kimbilir mutekamil İslam’ın ruhu halen Gürcistan’a kol kanat mı geriyor dersiniz?

Yazarın Yazıları