Bir mülteci fıkrası

  • 29.09.2021 20:38
  • Okunma: 1761 kez

Büşra ŞEN


Beykoz Karlıtepe Mesire alanının parkında çocuğumu oynatırken bir kadınla tanıştım. Onun da çocuğu vardı.

Çocuklarımız aynı oyuncağı paylaşmaya çalışıyorlardı. Biraz konuştuk ve Suriyeli olduğunu söyledi. 6 yıldır İstanbul’ da yaşıyormuş. 4 yıl Beykoz' da yaşamış,  2 yıldır da Fatih'te ikamet ediyorlarmış. Bir Beykozlu olarak sordum “ Hangi ilçemiz daha güzel sizce" diye kadının verdiği cevap adeta bir fıkra gibiydi.

Suriyeli Kadın;

  • Beykoz çok güzel, Fatih çok karışık, Fatih'te çok yabancı var.  

Resmen bir komedi; bir yabancı, bir mülteci ülkemdeki diğer mültecilere yabancı diyor. Çünkü devlet yetkilileri onlar için literatürde olmayan “misafir" kavramını kullansa da, din bağı,  kültür bağı ile bizleri vicdani olarak etkilemeye çalışsa da ülkemizdeki mülteciler için misafirlik söz konusu değil, ev sahibinden daha da benimsemişler bu evi. Mesele savaştan kaçıp sığınmayı geçmiş artık.  Kayıtlara geçili 3,2 milyon Suriyeli var, tabi kaydı tutulmamış olanlar da var. Asıl mesele bu kadar kişiyi ülkemizde misafir ederken üretim ağına dâhil etmeyip, tüketen ve yiyen kategorisine sokmak. Gereksiz ayrıcalıklar tanınması, nitelikli niteliksiz diye ayrım yapılmadan vatandaşlık verilmesi. Sınavsız üniversiteye giriş izni verilmeleri...

Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın’ın Zeytinburnu Belediye Başkanı olduğu sıralarda esnaf ile tatsız bir diyaloğu vardı. Zeytinburnu esnafıyla görüşen ve fesleğen dağıtan Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın'a bir esnaf sert tepki gösterdi.

Suriyeli sığınmacılar konusunda şikâyetini dile getiren esnaf, Suriyelilerden vergi alınmadığını, kaçak sigara sattıklarını söyledi. Ancak Murat Aydın peygamberden söz ederek bir şeyler anlatmaya çalışsa da tepkili esnaf sözünü keserek "Orayı karıştırma... Adam kaçak sigara satıyor, memlekete zararı var, sen diyorsun ki öyle bakmayacaksın... Ben burayı kapatacağım, bir Suriyelinin üstüne yapacağım, vergi yok algı yok." ifadelerini kullanmıştı.  Mesele tam da bu aslında kendi esnafımız ağlarken, misafir diye getirip ev sahibi yaptığın kişilere tabiri caizse emeksiz yemek verilmesi.

Suriyeli mülteciler de ülkemize gerçekten zor dönemde, zor şartlarda sığındılar.  Savaştan kaçıp gelen kayıpları olan insanların hayata tutunma çabasına şahit olduk. Maddi manevi, kültürel olarak zor zamanlar geçirdiler ve şu anda büyük ölçüde uyum sağladılar, komşuluk ilişkileri geliştirdiler birçoğu işini düzenini oturttu. Bu meselede ülkemize gelen insana öfke püskürmek, ırkçı tutum sergilemek, dışlamak elbette yanlış. Asıl istenilen devlet yetkililerinin dengeyi koruması. Daha kontrollü,  daha seçici bir tutum sergilemesi.

 Kontrollü olmak ve seçici olmak demişken mülteciler konusunda seçici olmayı bir kenara bırakın kimlik sorsalar yeter. Afganlar sınırdan elini kolunu sallaya sallaya geçiyor. Burasının muz cumhuriyeti olmadığının kanıtı nerede. Ne olduğu belli olmayan; katil mi, terörist mi, sabıkalı mı,  adı sanı sorulmadan sınırlarımıza giren Afgan erkeklerden bahsediyorum. Kadınlar ve çocuklar değil,  gücü kuvveti yerinde koca kaba adamlar resmen elini kolunu sallayarak ülkemize giriş yapıyor.  Bu ne olduğu belirsiz adamlarla ne ölçüde uyum sağlanabilir ki. Ülkemize girmeleriyle birçok cinayet, taciz gibi olaylara karıştılar bile.  Biz hangi ülkeye böyle rahatça girebiliriz ki.

Sadece Türklerin yaşadığı, yabancıların, mültecilerin, göçmenlerin asla girmediği bir Türkiye ya da bir ülke elbette düşünülemez. Farklılıklar bizi zenginleştirecek,  biri yükseltecektir. Lakin huzurlu, güvenli bir ortamda refah içinde yaşamak için bu uyumun ve huzurun tesisi için ülkemize girişlerin daha kontrollü olması ve dengelerin korunması gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları