Bir gün göçtün gittin, inanamadık gül pembe

  • 03.02.2020 09:00
  • Okunma: 4749 kez

Bundan tam 30 sene öncesi, aktif gazetecilik yapıyorum... Yıl 1990. Mart ayında yazı işleri benden Barış Manço ile ilgili özel bir mülakat yapmamı istedi. Pekala dedik, çıktık yola. Uzun bir çabadan sonra randevulaştık. Moda’daki köşkünde kahvaltıya davet etti beni. Dostum Hamdi Yüce ile gittik. O güzel fotoğraflar çekti. Ve saatlerce süren hoş sohbete daldık. Bu mülakat önce o günkü Nesil Gazetesi’nde 3-4 gün manşetten girdi ve tam sayfa yayınlandı. Daha sonra ‘Zamanla Yarışanlar’  isimli kitabımda genişçe yer aldı.

Barış ağabey ile ilk görüşmede frekanslarımız tuttu. Kanımız kaynadı ve vefatına kadar bir abi kardeş diyalogu oluştu aramızda..

Bir seferinde benim de içinde bulunduğum yazar, fikir adamı, gazetecilerden oluşan 30 kişilik bir grupla Hırvatistan’a gittik.

Braç adasında kaldık. O  grupta kimler vardı… Prof. Mim Kemal Öke’den, Prof. Ayhan Songar’a; Ahmet Kabaklı’dan Şeref Aydın’a kadar. Merhum Barış Manço da ekibi ile katıldı. Çok özel ve güzel insanlarla 3 günlük bir gezi sonunda dostluklar pekişti. Barış Manço’nun evrensel bir dil olan müzik dehasını Hırvatistan gezisinde yaşadık. Bizim gruba özel bir dağ başı partisi hazırlanmıştı. Ateşler yakılmış, kuzular çevriliyor. Bir grup Hırvat müzisyen de gitarlarıyla çalıp söylüyor. Biz de tempo tutup alkışlıyoruz. İşte tam bu esnada Barış Manço geldi. 3-5 dakika dinledi onları. Sonra sahneye çıktı birisinin gitarını aldı taktı omzuna;  başladı Hırvatlarla çalıp söylemeye.. Tabii olarak herkes ayakta alkışladı kendisini..

Hele hele Japonya’da verdiği konserdeki performansı yıllarca unutulmadı. Adeta bir kültür elçisi gibi gittiği her yerde her kültürle, dille, atmosferle ayak uydururdu.

Vefatından 5 ay önce beni telefonla aradı. ‘’Mustafa senden çok özel bir ricam olacak. Benim hayatımın projesi bu olacak. Kısaca Türk dünyasını TRT için belgesel yapacağım. Bana ne kadar kaynak bulursan o kadar mutlu olurum.’’ diye konuştu... Ben de o günkü imkanlarla 2 koli kitap ansiklopedi vb derleyip toplayıp kendisine ulaştırdım... Fakat maalesef ömrü yetmedi bu güzel projeyi hayata geçirmeye.

Çok kere evinde bir araya gelirdik. Bir defasında bana şöyle dert yandı. Bir tomar mektup çıkardı, "Al bak, oku" dedi. "Beni İslam’a çağırıyorlar. Ben zaten Müslüman'ım... Bu tarz şeyler beni çok üzüyor ve yaralıyor…"

 90’lı yıllarda TRT’de program yapardı. Bir gün bir programda evden beni aradı ve "Bak şimdi dünya tarihinde ilk defa yayınlanacak görüntüler bunlar" dedi. Dikkatle izledim. Evet aynen öyle oldu. 30 sene öncesinde Hira Dağı’na çıkmış Kabe’den canlı görüntüler verdi.  Muhteşem bir tablo idi. Heyecandan ve sevinçten havalara uçtuk.

Böylesine farklı, renkli bir şahsiyetti.

Bir garip insandı Barış Manço. Bir muamma. Jestleriyle, mimikleriyle, figürleriyle, çok hızlı konuşmasıyla, hazırcevap-yerinde yakaladığı esprileriyle gerçekten farklı biriydi.

Bir bakıyorsunuz Kenya'da yerlilerle, bir bakıyorsunuz Kutuplarda Eskimolarla, bir bakıyorsunuz Rusya'da Kırgızlarla, bir bakıyorsunuz Amerika'da hippilerle, bir bakıyorsunuz Mısır'da Araplarla... Velhasıl dünyanın dört bir yanından Barış Manço vasıtasıyla haberdardık televizyon ekranlarından.

Modern Evliya Çelebi... Doğrusu Barış Manço'yu bulmamız ve ulaşmamız çok zor olmuştu, ama sonrası iyi oldu.

Moda'daki evi, eski Osmanlı köşklerini hatırlatan bir konaktı. Her tarafı ecdat yadigârlarıyla dopdolu, kristaller, antikalar, orijinal sanat şaheserleri, tablolar, el emeği göz nuru ipek halılar, atlas örtüler vs. kendinizi Topkapı Sarayı'nın bir bölümünü gezer gibi hissediyorsunuz âdeta...

Vefatından sonra müze haline geldi bu mekan.. Şimdilerde  herkes ziyaret edebiliyor.

Barış Manço, olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan bir adamdı.

1 şubat 1999’da vefat haberi tüm Türkiye’yi yasa boğdu... 3 Şubat günü yapılan cenaze töreni, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük, en görkemli katılımlarından birine sahne oldu. Türkiye’nin, dünyanın dört bir yanından gelen hayranları dualar edip gözyaşı döktüler, onu minnetle ebediyete uğurladılar.

O, ne bir siyasiydi ne de iş adamı. Kimse cenaze törenine katılmayı mecbur tutmamıştı. Ama binlerce insan kendi istekleriyle katıldılar cenaze namazına. Beykoz Kanlıca Mezarlığı'na ulaşmamız saatler aldı. Kendi deyimiyle ölüm Allah’ın emriydi, ah, şu ayrılık da olmasaydı!

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları