“Beykoz, Boğaz’ın incisi… Doğasıyla, tarihiyle ve insanıyla İstanbul’un en güzel ilçelerinden biri. Ancak şu soruyu sormadan edemiyoruz: Onca potansiyele rağmen Beykoz neden hâlâ hak ettiği yerde değil?
”
Beykoz’un yeni talihi
Beykoz, Boğaz’ın incisi… Doğasıyla, tarihiyle ve insanıyla İstanbul’un en güzel ilçelerinden biri. Ancak şu soruyu sormadan edemiyoruz: Onca potansiyele rağmen Beykoz neden hâlâ hak ettiği yerde değil?
Ulaşım konuşuluyor, imar konuşuluyor, işsizlik konuşuluyor. Elbette bunların hepsi gerçek sorunlar. Fakat bazen şehirlerin kaderini değiştiren şey yalnızca altyapı yatırımları değildir. Asıl değişim, o şehirlerin nasıl bir vizyonla yönetildiğinde ortaya çıkar.
Bir şehrin talihini değiştiren en güçlü şeylerden biri eğitimdir. Tarih bize bunu defalarca göstermiştir. Bağdat’ı ilim merkezi yapan Beytülhikme’ydi. Kurtuba’yı dünya tarihine taşıyan medreselerdi. İstanbul’u asırlar boyunca ayakta tutan ise kurduğu ilim ve kültür müesseseleriydi.
Peki, Beykoz neden böyle bir vizyonun merkezi olmasın?
Aslında bu sürecin bazı adımları şimdiden atılmış durumdadır. Beykoz ve çevresinde bugün önemli yükseköğretim kurumları bulunmaktadır. Bunlar arasında Türk-Alman Üniversitesi, Beykoz Üniversitesi ve İstanbul Medipol Üniversitesi sayılabilir. Bu kurumlar ilçemizde akademik hayatın temellerini oluşturmaya başlamış durumdadır.
Ancak gerçekçi olmak gerekir. Bir ilçede birkaç üniversitenin bulunması, o ilçeyi otomatik olarak bir eğitim merkezi hâline getirmez.
Bugün Beykoz’da hâlâ önemli eksiklikler bulunmaktadır.
Toplam öğrenci sayısı sınırlıdır. Üniversiteler birbirinden kopuk şekilde faaliyet göstermektedir. İlçede güçlü bir öğrenci ekonomisi oluşmuş değildir. Akademik yayın merkezleri, büyük kütüphaneler veya düşünce kuruluşları gibi kurumlar henüz gelişmemiştir. Yani kısacası, bir eğitim şehrinin oluşması için gerekli olan akademik ekosistem henüz tam anlamıyla kurulmuş değildir.
Oysa bir şehir eğitim merkezi olduğunda yalnızca üniversiteler değil, onların etrafında gelişen geniş bir düşünce ve üretim dünyası ortaya çıkar. Araştırma enstitüleri, yayınevleri, kültür merkezleri, büyük kütüphaneler ve fikir kuruluşları bu ekosistemin doğal parçalarıdır.
Beykoz için şu anda eksik olan önemli şeylerden biri de budur.
Fakat bu durum bir imkânsızlık değil, aksine büyük bir fırsattır.
Çünkü Beykoz’un coğrafyası, doğası ve şehir karmaşasından nispeten uzak yapısı, onu eğitim kurumları için son derece uygun bir yer hâline getirmektedir. İstanbul’da geniş kampüs alanlarının kurulabileceği nadir bölgelerden biri olması, Beykoz’u bu açıdan stratejik bir konuma yerleştirmektedir.
Elbette burada en önemli meselelerden biri ulaşım sorunudur. Beykoz’un yıllardır konuşulan ama bir türlü çözülemeyen ulaşım problemi, ilçenin potansiyelini sınırlayan en büyük engellerden biridir. Metro ve raylı sistem gibi projelerin hayata geçirilmesi yalnızca günlük ulaşımı kolaylaştırmakla kalmayacak; Beykoz’un gelişim yönünü de tamamen değiştirecektir.
Ulaşımın güçlenmesi demek, öğrencilerin, akademisyenlerin ve araştırmacıların Beykoz’a kolayca ulaşabilmesi demektir. Bu da doğal olarak yeni üniversitelerin, araştırma merkezlerinin ve akademik kurumların bu bölgede kurulmasını teşvik edecektir.
Aynı zamanda Beykoz’un bu vizyona uygun bir imar planlamasına sahip olmaması da en önemli eksiklerden biri olarak karşımızda durmaktadır. Bir ilçenin geleceği yalnızca fikirlerle değil, o fikirleri taşıyacak şehir düzeniyle de şekillenir. Beykoz için ortaya konulacak bir eğitim ve fikir merkezi vizyonunun hayata geçirilebilmesi için, bu anlayışa uygun bir şehir planlamasının yapılması şarttır. Üniversitelerin, araştırma merkezlerinin ve kültür kurumlarının gelişebileceği alanlar oluşturulmalı; öğrencilerin, akademisyenlerin ve araştırmacıların yaşayabileceği sağlıklı barınma imkânları planlı bir şekilde hayata geçirilmelidir. Kısacası Beykoz’da yalnızca kurumlar değil, bu kurumları besleyecek şehir dokusu da yeniden düşünülmelidir.
Bir ilçeye yapılacak en büyük yatırım beton değil, insandır. Yetişmiş insan gücü olmadan ne ekonomi gelişir ne de toplum ilerler.
Gençlerin araştırma yaptığı, akademisyenlerin çalıştığı, öğrencilerin Türkiye’nin dört bir yanından gelerek eğitim aldığı bir Beykoz düşünün. Kütüphaneleriyle, akademileriyle, kültür merkezleriyle yaşayan bir ilçe…
İşte o zaman Beykoz yalnızca bir ilçe değil, bir fikir merkezi hâline gelir.
Yerel yönetimlerin görevi yalnızca günlük sorunları çözmek değildir. Aynı zamanda bir vizyon ortaya koymak ve o vizyonu adım adım hayata geçirmektir. Beykoz’un ulaşım sorunu çözüldüğünde ve eğitim yatırımları desteklendiğinde, bu ilçenin kaderinin değişmesi hiç de uzak bir ihtimal değildir.
Belki o zaman Beykoz’un bugün konuştuğumuz talihsizliği yerini başka bir hikâyeye bırakır.
Ve yıllar sonra insanlar Beykoz’dan söz ederken yalnızca Boğaz manzarasını değil, aynı zamanda Türkiye’nin önemli eğitim ve düşünce merkezlerinden birini hatırlar.
Selam ve dua ile…
YORUMLAR