Röportajlar

Beykoz’un nur yüzlü din adamları

Beykoz’un nur yüzlü din adamları
10.03.2015 21:57
| | |
9153

Dost Beykoz, 2 İmam 1 Müezzinle, ikindi namazı öncesi İslam Dini’ni ve günümüz uygulamalarının topluma yansımalarını konuştu.

Beykoz'da Ortaçeşme Merkez Cami'nde görev yapan Seydi Aksoy ile 30 yıl müezzinlik yapmış olan emekli Hüseyin Akbaş ve Çamlıbahçe Cami'nin efsane İmamı Kazım Özkara bir masada buluştu.

İmam Seydi Aksoy, aynı zamanda Beykoz Müftülüğü tarafından 8 bölgeye ayrılan ilçede, 1. Bölge Başkanı olduğunu açıkladı ve camilerin vatandaşlar tarafından kullanılmasına yönelik soruyu şöyle yanıtladı: "Camilere son yıllarda daha çok gencin ilgi gösterdiği tespiti, doğru bir tespittir. Beykozlu gençler, yalnızca vakit namazlarını Cami'de kılmakla kalmıyor; bizlere sorular da soruyor. İslâmiyet'e yönelik ilgi şu zamanlarda daha çok artmıştır. Ben art niyetsiz ve samimi bulduğum Beykozlu gençlerin bu ilgisini görünce çok seviniyorum."

Arapça bir sözcük olan 'cem' aslında İslâmiyet'in tüm mezheplerinin bildiği, kullandığı bir sözcüktür ve Türkçe 'toplanma, bir araya gelme' anlamına gelir. Bugünlerde çok fazla tartışılan ve 'ibadethane olup olmadığı' konusunda uzmanların farklı görüşler ortaya koyduğu Cem Evi de Cami de aynı kökten; 'Cem'den gelmektedir. İbadet şekli itibariyle ise Cem Evi ve Cami'deki uygulama birbirinden farklıdır: Cami içerisinde yer almamasına karşın Cem Evi'nde bağlama, karşılama, semah gibi unsurlar yer alır. Dönemin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, 2012 yılı Mart ayında TBMM'de yazılı bir soru önergesini yanıtlarken, Türkiye'deki ibadete açık cami sayısını 83 bin 574 olarak açıklamıştır. Bu da cami başına yaklaşık 330 insan düşüyor, demektir.

‘Sohbete Seydi Hocamızla başlıyoruz…’

Dost Beykoz, 250 bin nüfuslu Beykoz'da camilerde gerçekleştirilen ibadeti, din konusunda en çok konuşulan konuları Beykoz'un emekli ve çalışan imamlarına sordu, çarpıcı açıklamaları kayda geçti.

İşte Dost Beykoz'un gerçekleştirdiği röportaj ve dini sohbetten yansıyanlar:

Beykoz Ortaçeşme Merkez Cami'nde bir araya gelen Seydi Aksoy, Hüseyin Akbaş ve Kazım Özkara, güzel bir sohbetin içine giriveriyor. Kazım Özkara ile 75 yaşındaki Hüseyin Hocam, çoktan emekli olmuşlar. Henüz 52 yaşında olan Seydi Aksoy ise Ortaçeşme Merkez Cami'nde imamlığa devam ediyor. "Su küçüğün, söz büyüğün" diye atasözümüz olsa da şimdilik tersini gerçekleştiriyor ve sohbete yaşça en küçük olan Seydi Aksoy'dan başlıyoruz:

Seydi Hocam, Müftülüğün bir programı var mı camilerimizde? Gençlere yönelik, dini konuda bilgilendirmeye yönelik?

"Evet, var ancak sadece Müftülük değil... Beykoz Müftülüğü ile Beykoz Kaymakamlığı ortaklaşa hazırladılar. Bir proje var. Sicil Toplum Kuruluşu (STK)'lara yönelik..."

Biraz bilgi verebilir misiniz?

"Beykoz Müftülüğü, ilçeyi 8 bölgeye ayırdı. Ben bu bölgelerden 1. Bölge Başkanıyım. Şimdiye kadar Ortaçeşme, Çamlıbahçe, Anadolu Kavağı ile Riva ve Mahmut Şevketpaşa mahallelerini, köylerini dolaştık. STK'larda bilgilendirme toplantıları yaptık. Ayet ve hadisler üzerine bilgilendirme yapıyoruz. Sadece bu da değil, ünlülerin sözlerine de yer veriyoruz. Din ve felsefe ağırlıklı geçiyor toplantılar... Her bölgenin kendi ekipmanı da hazır; gidilen yerlerde tepegözle şekiller üzerinde anlatım yapma imkânı buluyoruz. Beykoz Kaymakamı Süleyman Erdoğan da katılıyor. Erzurumlular Derneği'ne gideceğiz bu akşam..."

Hocam, bu camilerde Cuma Namazı dışında vakitli namazlara da geliniyor mu? Ben özellikle gençleri daha çok görüyorum vakit namazlarında... Beykozlu gençlerin camiye geçmişe oranla daha çok geldiği söylenebilir mi? Yanlış mı olur böyle bir çıkarım?

"Neden yanlış olsun, aksine doğru bir tespit. Gençler Cami'ye son zamanlarda daha çok gelmeye başladılar. Ben gençleri daha samimi buluyorum. Bize sorular soruyorlar. Kâh öğrenmek için soruyorlar, kâh öğrendiklerinden emin olmak için soruyorlar. Ancak art niyet sezmiyorum; samimi olduklarını görüyorum. Gençlerin samimiyeti bence ibadetlerine de yansıyor. Şunu söyleyebilirim: Beykozlu gençlerin camiye dönüşü söz konusudur. Eskiye oranla gençler, camilerde daha büyük oranda görünmeye başladılar."

Aslında bunu sormak çok zor ama camilere samimiyetsiz bir şekilde gelen ve içten ibadet yerine 'Beni ibadette görsünler' diye düşünen insanlar hiç mi yok? En azından böyle düşünen kişiler için bir şey söylenemez mi Seydi Hocam… ki, samimi olan insanları bu soruyla kenarda tutalım ve onlara saygı duyalım?

"Bakın Ferdi Bey, ibadette şu vardır: Farzlar aleni yapılır! Farzlarda riya olmaz. Farzlarda riya olmamalı. Farzlar, cemaatle birlikte yapılır. Nafileleri bundan ayırmak gerekiyor. Camiye gelen kişilerin bu bilinçle gelmesi gerekir. Sonra, siz de bilirsiniz ki, samimi olmayan hiçbir şeyin karşılığı olmaz. Bizler, samimi olmakta kararlı olmalı ve samimiyetli davranmaya devam etmeliyiz. Aksi halde yaptığımız ibadetlerin bir karşılığı olmaz ve olacaksa da bu karşılık lehimize olmaz."

Sevgili Hocam, camilerimiz yalnızca Müslümanların ibadetine mi açıktır? Müslüman olmayan bir Hıristiyan, bir Musevi camiye gelemez mi?

"Camilerimiz yalnızca Müslümanlara değil, herkese açıktır. Müracaatta bulunulduğu vakit, her cami gezilebilinir. Bir imam, bir gayrimüslimin camiye gelmesinden daha hoşnut bile olur. Belki de kişinin İslâm’ı seçmesinde vesile olunur. Kim bilebilir?"

Seydi Hocamızla sohbet ederken, Hüseyin Akbaş Hocamız da bizi dikkatle dinledi ve hep gülümsedi. Dile kolay tam 30 yıl müezzinlik yapmış Hüseyin Hocamız... 5 yıl da Vekil İmam olarak çalışmış. Hocamız 5 çocuk, 10 torun sahibi... 2 tane de torununun çocuğu var... Hüseyin Akbaş Hocamıza ilkin hikâyesinin başlangıcını soruyoruz:

Hocam, nasıl başladı müezzinlik, ne zaman geldiniz İstanbul'a?

"Aksaray Valide Cami'ndeydim ben... İstanbul'a 1955 yılında geldim. Beykoz Anadoluhisarı'na... Talebe olarak geldim. Kur'an Kursu'nu bitirdim. Sonra 1963 senesi Üsküdar Müftülüğü'nde müezzin imtihanı vardı..."

Hüseyin Hocam, bir sorum olacak: Kimi zaman bir ezan okunuyor ki, insan 'Bir daha söylese dinlerim' diyesi geliyor ancak kimi zaman bir ezan okunuyor ki, insan 'Ne zaman bitecek?' diye düşünüyor. Siz de bir müezzinsiniz Hocam. Bu durumun nedeni sizce nedir? Yıllar geçtikçe daha mı kolaylaştı sınavlar? Neden ses konusunda yeterli olmayanlara da 'müezzinlik' payesi verilebiliyor?

"Benim sınavlara girdiğim zamanda Selimiye Cami Hafızı vardı... Bana 'Oğlum' dedi, 'Hayya ale-salah oku!' dedi. Bu ezanın ses bakımından en yukarıya çıkıldığı noktasıdır. Ben okudum, sınavı geçtim. Bizimle gelen bir arkadaşımız vardı mesela, Uşaklı bir arkadaşımız; o kaybetti. Müezzinlik önemlidir aslında... Çünkü camiye gelen imamı dinliyor ama müezzini camiye gelmeyen de duyuyor. Biraz daha dikkat edilmeli bence..."

Hüseyin Hocam, sizin aranızda 'teklif' oluyor mu peki? Siz emeklisiniz ancak buna rağmen bir camiye gittiğinizde size 'Haydi, Hüseyin Hocam, bir Ezan okuyunuz' diyorlar mı?

"Allah razı olsun... Teklif ediyorlar. Bizde buna teklif de değil ikram denilir. Eğer ikram eden olursa, kabul ederim. Ancak olmazsa da kenarda bir yerde namazımı kılar giderim. Bu ezan için ikram önemlidir. Yemek ikramı gibi değil, daha kıymetlidir..."

Sohbet sırasında Kazım Hocamızı sona bırakıyoruz... Kazım Özkara... Tam 25 yıl boyunca aynı camide, Çamlıbahçe Cami'nde imamlık yapmış. Oradan da emekli olmuş. Başlangıçta tedirgin olsa da Seydi ve Hüseyin Hocamızla gerçekleştirdiğimiz sohbeti dinlerken, samimiyetimizden emin olmuş gibi... İçten bir şekilde sorularımızı yanıtlıyor. Kazım Hocamıza ilk olarak şikâyetler konusunu soruyoruz. Diğer sorulardan farklı sorular olsun istiyoruz. Biraz da niyetimiz Kazım Hocamızı rahatlatmak...

Hocam, 25 yıllık imamlık geçmişinizde hiç birisinden şikâyetçi oldunuz mu ya da sizden şikâyetçi oldular mı?

"Elhamdülillah... Hiçbir şikâyet olmadı... Müftülükte adıma kayıtlı tek bir dilekçe yoktur."

Aynı camide, aynı mahallede olmak nasıl bir duygu Kazım Hocam? 25 yıl önceki ilk Kur'an-ı Kerîm Kursu öğrencileriniz size yıllar sonra geliyorlar mı? Elinizi öpüyorlar mı?

"Tabi, yaz kursundan çocuklarımız olurdu. Çoğunun nikâhlarını kıydık. Çok iyilerdi, Allah razı olsun. Hepsi de geldiler..."

Kazım Hocam, size de biraz sevimsiz bir konu olsa da ölümü sormak istiyorum. Sonuçta doğuyor, yaşıyor ve ölüyoruz. Bir Müslüman ölünce süreç nasıl işliyor Hocam? Teneşir tahtasına yatırıldığında siz mi yıkıyorsunuz? Ölüyü kim yıkıyor? İmam mı?

"Belediye yıkıyor, biz yıkamıyoruz."

Hiç mi yıkamadınız Hocam?

"Yani 25 yıllık meslek yaşamımda 1 kez yıkadım; o kadar. Onun dışında biz yıkamıyoruz. Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanı olduğu yıllarda, bu ölüleri yıkama işi Belediyelere verildi. Onun öncesinde de genellikle cemaatten bu konuda talebi olanlar ölüleri yıkarlardı. İmamlar yıkamazdı."

Şunun için soruyorum Kazım Hocam, biz hiç bilmeyiz vatandaş olarak bu işleri... Ölü nasıl yıkanır? İçeride nelere dikkat edilir?

"Sağ iken nasıl gusül abdesti alınırsa, aynı şekilde ölen kişiye de gusül abdesti aldırılır. Ölen kişi sağa çevrilir, sola çevrilir ve yıkanır. Ancak bu sırada ağza ve burna su değdirilmez; yalnızca pamukla dudaklar ıslatılır..."

Sebebi nedir Kazım Hocam?

"Eğer ağza ya da burna su girerse mekruh olur. Ölü kişinin ağız ve burnundan bir şey geçmemesi gerekiyor. Bu nedenle gusülde farz olan ağza ve burna su almak; öldüğünde yalnızca pamukla ıslatılarak, silinerek gerçekleştirilir."

Daha sonra ne olur Kazım Hocam? Kefene sarılır, tabuta konulur ve mezarlığa götürülür. Burada ise Hıristiyanlar gibi tabutla değil de kefenle çukura konur, öyle değil mi?

"Evet, aynen böyle..."

Peki, Kazım Hocam bu kefene sarılı cesedin etrafına neden 9 tahta çakılıyor?

"Aslında o dediğin, 9 tahta 6 tahta değil; ne kadar gerekiyorsa... Yani burada rakam belirtmek doğru değil... İhtiyaç ne kadar ise o kadar tahta ile çukura indirilen mevtanın etrafına tahta ile destek yapılır. Burada tahta dışında mesela kerpiç de kullanılır. Tahta da şart değil."

Kazım Hocam, çukura inecek kişiler konusunda kurallar nedir? Biz genellikle hep ölen kişinin oğlunu görürüz mezarın içine giren... Bunun ölçüsü nedir?

"Burada mezarın içine girip, ölünün üzerini toprakla örten kişinin mahremiyetine bakılır. Ölen kişi eğer kadınsa namahrem yani mahrem olmayan bir kişi çukura giremez! Bu nedenle önce oğlu, yoksa kardeşi o da yoksa en son yeğenlerinin çukura girmesi tercih edilir. Ancak zaruri durumları vardır ki, şu hallerde kadının eşi ya da bir başka erkek de mezara girebilir. Ancak zaruri bir durum olması gerekiyor."

Peki, Hocam, kimsesiz olan kişiler için nasıl bir yol izleniyor? Siz hiç Çamlıbahçe'de böyle kişilere rast geldiniz mi?

"Evet, kimsesi olmayan da oluyor. Cenazesinde 1-2 kişi bulunuyor. Ben de birkaç kez rast geldim."

Ancak cenaze namazlarında dikkat ediyorum; öğle ya da ikindi namazının peşi sıra cami içinde İmamlar çağrı yapıyorlar. Bazen belki de hiç tanımadığı bir kişi için de cenaze namazına katıldığı oluyor insanların, öyle değil mi?

"Bu cenaze namazı aslında Farz-ı Kifâye olarak geçer. Kişiler sorumludur yani bu namazdan. Mutlaka 1-2 kişi bulunmalı cenaze namazlarında..."

Kazım Hocam, son olarak size 'büyü' olayını sormak istiyorum. Beykoz'da bu büyü yapanlar, buna inananlar söz konusu. Siz emekli bir İmam olarak bu konuda ne söylersiniz? Büyü olayının dinimizdeki yeri nedir?

"Büyü olayında şimdi... O yol çok tehlikeli! Büyünün bir kere vebali çok büyük... Büyü yapmak da büyüye inanmak da çok ama çok büyük günahlardan... Büyü yoluna asla girilmemeli... İnsanı dinden imandan eder... Dikkat etmek lazım..."

Dost Beykoz / Özel Röportaj

Anahtar Kelimeler: Beykoz, Beykoz Yerel Gazete, Ortaçeşme, İmam, Müzezzin, Seydi Aksoy, Hüseyin Akbaş, Çamlıbahçe Cami, Kazım Özkara, Röportaj, Cami, Cem Evi, Ortaçeşme Merkez Camii, Beykoz Müftülüğü

0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"