Siyaset

Beykoz'un Abdullah Gül gururu büyüyor

Beykoz'un Abdullah Gül gururu büyüyor
22.06.2015 22:31
| | |
6313

Beykoz halkıyla her geçen gün kaynaşan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü anlatan kitabı sizler için okuduk ve özetledik.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Beykoz'a yerleşeceği haberini Türkiye'de ilk yazan yerel gazete olarak, danışmanı Ahmet Sever'in, “Abdullah Gül ile 12 Yıl... Yaşadım, Gördüm, Yazdım adlı kitabını siz kıymetli Dost Beykoz okurları için özetledik.

Bu kitabın ardından Beykozlular, ne kadar büyük bir devlet adamı ile aynı ilçede yaşadıklarını düşünecek ve onunla ilgili gururları kat be kat artacaktır! İçimizdeki Abdullah Gül sevgisi ve Abdullah Gül saygısı da katlanarak büyüyecektir.

'Kitabın Özeti'

1. Bölüm Giriş

Kitap, Ahmet Sever'in Abdullah Gül ile ilk tanıştıkları 1991 yılından başlıyor. Abdullah Gül o sırada Refah Partisi Milletvekili...

2002'de Ruşen Çakır ile birlikte Sever, İsmail Cem'in kurduğu Yeni Türkiye Partisi'ne (YTP) katılıyor. Bu sırada Gül, Sever'e “Neden benimle konuşmadın? Bizim yanımızda siyasete girseydin” diyor.

AB görüşmelerinde metne 'derhal' ifadesinin eklenmesi önerisi, Ahmet Sever'e önemli kazanımlar getiriyor. 12 yıllık serüven, 2002 Aralık ayı Kopenhag görüşmelerinden hemen sonra başlıyor. Ahmet Sever, Başbakan Basın ve İletişim Danışmanı oluyor.

2. Bölüm 27 Nisan Muhtırası

Bu muhtıraya göre Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Genelkurmay, gece yarısı saat 23.20'de sitesinden yayımladığı bir bildirimle adeta Hükümet'e muhtıra veriyor. Ömer Çelik tarafından kaleme alınan bir yazıyla Hükümet muhtıraya sert yanıt veriyor. Muhtıraya Hükümet gibi Milliyet'ten Hasan Cemal ve Yasemin Çongar da tepki gösteriyor.

Abdullah Gül, Erdoğan'a “Siz aday olun” diye öneride bulunuyor ancak Erdoğan bu öneriyi “Benim aday olmamak için bazı gerekçelerim var” diyerek reddediyor.

Abdullah Gül’e daha önceki hiçbir Cumhurbaşkanına uygulanmayan 367 şartı uygulanıyor. 361 milletvekilinden 357'sini aldığı halde Gül Cumhurbaşkanı seçilemiyor ve Anayasa değişikliği için halkoylaması yapılıyor. 21 Ekim'deki oylamada yüzde 68 Anayasa değişikliği için EVET diyor. Bu sırada genel seçimlerde de AK Parti yüzde 46,7 ile tek başına iktidar oluyor.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Gül’e baskı uygulanıyor. Bu sırada Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök de köşesinde bir yazı kaleme alıyor ve Gül’e adaylıktan çekilmesini öneriyor.

Başbakan Erdoğan’ın Danışmanı Yalçın Akdoğan, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün adaylıktan çekilmesini destekleyenler arasında yer alıyor. Bu sırada CHP Genel Başkanı Deniz Baykal “Gerilim ve çatışma çıkar” diyerek, uyarılarda bulunuyor. Öte yandan eşinin başı açık olan Vecdi Gönül ismi, kulislerde aday olarak konuşulmaya başlıyor.

Abdullah Gül’e destek veren gazeteciler Mehmet Ali Birand, Hasan Cemal, Fehmi Koru, Yusuf Ziya Cömert, Can Dündar, Ruşen Çakır, Ahmet Taşgetiren, Gülay Göktürk, Yasemin Çongar. En büyük destekçi ise Mehmet Ali Birand... Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı sırasında 19 Ocak 2013'te Birand’ın cenazesinde şöyle diyor: “Birand, korkusuz ve demokrat bir gazeteciydi”.

Ahmet Sever, sıkıntılı süreçte Abdullah Gül’e Cumhurbaşkanlığı adaylığını basın açıklamasıyla duyurmasını öneriyor. Ertesi gün Gül bunu kabul ediyor ve toplantı yapılıyor.

MHP, kritik süreçte Gül’e destek veriyor ve 28 Ağustos’ta üçüncü turda 339 oy alan Abdullah Gül, 11. Cumhurbaşkanı olarak seçiliyor.

Ahmet Necdet Sezer, soğuk bir ifadeyle ve makamında Gül’ü karşılıyor. Aşağıya inmiyor. 3 ay 12 gün fazladan oturuyor. Bu dönemde Bülent Arınç'a koltuğunu terk etmiyor.

3. Bölüm Başbakanlık Yılları

2002 yılında Başbakan iken Abdullah Gül’e MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç’ın “Eşiniz başını açsa ne iyi olur. Öyle bir şey yapsa sizin heykelinizi dikeriz” diyor. Gül, “Bu sizi niye ilgilendiriyor, ben sizin eşinizin nasıl giyindiğiyle ilgileniyor muyum?” diye sorunca; Tuncer Kılınç, “Genç kızları etkiliyor” şeklinde yanıt veriyor.

Abdullah Gül, TBMM'deki 1 Mart Tezkeresi konusunda büyük bir sıkıntının içine giriyor. Bülent Arınç, Beşir Atalay, Zeki Ergezen ve Kemalettin Göktaş gibi isimler Abdullah Gül ile birlikte tezkereye karşı çıkıyorlar. Ancak Recep Tayyip Erdoğan ila Başdanışmanları Cüneyt Zapsu, Ömer Çelik ve Egemen Bağış tezkerenin Meclis'ten geçmesini istiyor.

Başbakan Abdullah Gül, bu süreçte Saddam Hüseyin'e elden verilmek üzere bir mektup gönderiyor ve Hüsnü Mübarek ile 'barış için' ortam hazırlamak adına görüşmeler yapıyor.

Genel Kurul'da oya sunulan 1 Mart Tezkeresi'ne 533 milletvekili katılıyor ve 250 ret, 264 kabul ve 19 çekimser oyla birlikte AK Parti'nin 97 fire verdiği anlaşılıyor. Tezkere reddediliyor! Oylama sonucunda ise Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Rusya Başbakanı Vladamir Putin, Türkiye'ye övgüler yağdırıyor.

4. Bölüm Kıbrıs ve MİT

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Abdullah Gül'ün “Siz susun, onlar hayır desin” tavsiyesine aldırmadan, 10 Mart'taki Lahey Toplantısı'nda BM Planını “Referanduma sunmaya hazır değiliz” diyerek, anlaşmaya 'hayır' diyor. Bundan sonra KKTC'de seçim yapılıyor ve AK Parti'nin üstü kapalı bir şekilde desteklediği muhalif Mehmet Ali Talat, 50 sandalyeli Meclis'ten 25 milletvekili çıkarıyor. Dönemin Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan ise 24 Ocak 2004'te Davos'ta “Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde yeniden görüşmeleri destekliyoruz” şeklinde konuşuyor. Yeniden oylama yapılıyor ancak 24 Nisan 2004 yılında gerçekleştirilen referandumda Türk tarafı yüzde 65 ile EVET dese de Rum tarafı yüzde 76'yla HAYIR diyor.

Abdullah Gül, Başbakanlığı sırasında MİT raporları ve MİT fişlemeleriyle mücadele ediyor. Başbakan Gül, o dönemde Bir mahkeme kararı olmadan kimsenin fişlenmemesi talimatını veriyor.

5. Bölüm Dışişleri Bakanlığı yılları

AB ile üyelik müzakerelerini başlatmayı hedefleyen Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olduğu yıllarda çok önemli yasaların TBMM'den geçmesi için öncülük ediyor. Bu sırada ülke içindeki bürokrasi, siyasi irade karşısında gerilemeye başlıyor ve Leyla Zana ve Hatip Dicle'nin de aralarında bulunduğu arkadaşları serbest bırakılıyor. Bu sırada 10 AK Partili Milletvekili, Gül'ü hedef alan bir bildiri yayımlıyor. Öte yandan Kopenhag Kriterleri ile ilgili çalışmalar yapılırken, zinanın suç sayılacak olması AB'yi tedirgin ediyor. Ancak zinanın suç olması maddesi daha sonra paketten çıkarılıyor.

6. Bölüm Cumhurbaşkanlığı yılları

Askerler, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasından dolayı rahatsızlık duyuyor. Daha önce her toplantıda “Sayın Cumhurbaşkanım” şeklinde başlanan konuşmalara, Abdullah Gül sonrası “Sayın Cumhurbaşkanı” diye başlanıyor. Ancak Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri'nde mezuniyet törenlerine katılan Abdullah Gül, mezun olan öğrencilerin aileleri tarafından büyük tezahüratlarla karşılanmaya başlayınca, askerler söylemlerini değiştiriyor.

Abdullah Gül, Türkiye'nin önündeki en büyük üç engeli şu şekilde özetliyor 1- Kürt Sorunu 2- Ermeni Sorunu ve 3- Kıbrıs Sorunu

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 11 Ağustos 2009 tarihinde Muş'tan karayoluyla Bitlis'e gidiyor. Yolda kalabalığı görünce Güroymak ilçesinde duraklıyor. Burada halka hitaben bir konuşma yapıyor ancak Güroymak ilçesinden eski adıyla 'Norşin' olarak bahsediyor.

Unutulmaz gezilerinden birisini de Diyarbakır'a yapan Cumhurbaşkanı Gül, 31 Aralık 2010 tarihinde Diyarbakır'a geliyor ve yeni yıla burada giriyor.

Hürriyet Gazetesi'nden Yalçın Doğan, Çankaya Köşkü'nün onarımı için 16 milyon liralık ödenek ayrılmasını eleştirince Köşk'e davet ediliyor. Bundan sonra Doğan, yazısını değiştiriyor ve bu tadilatın mecburi olduğunu vurgulayan bir yazı kaleme alıyor.

Cumhuriyet Gazetesi'nden Cüneyt Arcayürek, köşesinden bir iddiayı gündeme getiriyor ve Çankaya Köşkü'ndeki Atatürk odasının tuvalete dönüştürülmek istendiğini iddia ediyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise bu mesnetsiz iddia karşısında çok sinirleniyor ve sert bir mesaj verdiriyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kadar eşi Hayrünnisa Gül de başlangıçta büyük zorluklar yaşıyor. Başörtülü olması nedeniyle davetlere çağrılmıyor ve 'kırmızı halı' üzerinde yürümesine izin verilmiyor. Hayrünnisa Gül ise baskılar karşısında en sonunda dayanamıyor ve önceki Cumhurbaşkanlarının eşlerine gösterilen saygıyı almadığı sürece resmi davetlerde Abdullah Gül'ün yanında yer almayacağını ilan ediyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de askerin direncine ve itirazına aldırmadan “Artık yeter” diyor ve Hayrünnisa Gül, 18 Ekim 2010 tarihinde Alman Cumhurbaşkanı Christian Wulff'un ziyareti sırasında ilk kez kırmızı halıda yürüyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ruşen Çakır'ın cemaat tarafından hapse attırılmasını engelliyor. Öte yandan Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanması konusunda da “Kamu vicdanında kabul görmeyen bazı gelişmeler oluyor” şeklinde bir açıklama yapıyor. Bunun ardından Zaman ve Milliyet Gazeteleri'ne özel röportaj veriyor. Milliyet bu röportajı “Abdullah Gül 'Kaygı duyuyorum' diyor” sözleriyle manşetten verirken, Zaman Gazetesi haberi 'çarpıtarak' sürmanşetten veriyor.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, 2008 yılında Yaşar Kemal'e ve 2013 yılında da Ahmet Kaya'ya veriliyor. 2000 yılında yaşamını kaybeden Ahmet Kaya adına ödülü eşi Gülten Kaya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün elinden alıyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TRT'de engellilerin sorunları üzerine Metin Şentürk'ün programına katılmayı kabul eder. Bundan sonra ise bir gazetede Metin Şentürk'ün uyuşturucu kullandığına dair bir haber yer alır. Kitabın yazarı ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Ahmet Sever, gazete haberini kastederek, Sizin için sorun olur mu diye Gül'e sorar. Abdullah Gül'ün yanıtı ise bir DERS niteliğindedir: “Ahmet velev ki kullanıyor. Belki karanlık dünyasında kendini böyle avutuyordur. Onu yargılamak bize düşer mi?”

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Abdullah Gül'ün 'keşfetti bir isim' şeklinde kitapta yer alıyor. Hakan Fidan'ın Cumhurbaşkanı Gül'e “İfade için beni çağırıyorlar” demesi üzerine de Abdullah Gül'ün “Sakın gitme!” dediği aktarılıyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kendisinin yeniden seçilememesi yönünde bir yasak konulmasına çok üzülüyor. Abdullah Gül, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i arıyor ve “Biz bu konuyu aramızda konuşarak hallederiz. Yasayla engel koymaya gerek yok! Yanlış anlaşılmalara yol açar ve böyle bir yasa beni rencide eder” diyor. Ancak Sadullah Ergin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la konuştuktan sonra olumsuz bir yanıtla geri dönüyor. Erdoğan'ın o maddenin geçmesinde ısrarcı olduğu anlaşılıyor. Yasa geçse de CHP, daha önce Abdullah Gül'ün yolunu kesmek için gittiği Anayasa Mahkemesi'ne bu kez yeniden seçilebilmesi için gidiyor ve Anayasa Mahkemesi de yasayı iptal ediyor.

29 Ekim 2013 Cumhuriyet Bayramı kutlamaları öncesinde Abdullah Gül, Ankara Valisi Alaattin Yüksel'i konuta çağırıyor ve sert müdahaleden kaçınılmasını, esnek davranılmasını istiyor. Ulus'ta başlayan yürüyüşe ise başlangıçta polis müdahale etse de sonrasında barikatlar kaldırılıyor ve grubun Anıtkabir'e yürümesine izin veriliyor. Bundan sonra ise barikatların kaldırılması konusunda Başbakan Erdoğan “Emri ben vermedim” diyor ve “Çift başlı yönetim olmaz! Kimin ne yapacağı bellidir! Bir Başbakan olarak benim görevim bellidir; Cumhurbaşkanının da görev alanı bellidir!” diyor.

29-31 Mayıs 2013 tarihlerinde başlayan Gezi Olayları sırasında Türkmenistan ziyaretini yapan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gelişmelerden kaygı duyuyor. Sakin olunmasına, kaygılara kulak verilmesine yönelik bir basın açıklamasının yapılmasını onaylıyor. Bu sırada 1 Haziran'da büyük gösteri için yürüyüş başlıyor ve Başbakan Erdoğan “Ne pahasına olursa olsun Taksim'e girişi engelleyin!” diyor. Bu sırada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de dönemin İstanbul Valisi Avni Mutlu'yu arıyor ve gelişmelerin seyrinden kaygılı olduğunu anlatarak, “Taksim'deki bariyerleri kaldırın” diyor. Vali Mutlu ise Başbakan Erdoğan'ı bu konuda ikna edemediklerini söylüyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise bunun üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı arıyor ve bariyerlerin kaldırılması konusunda Erdoğan'ı ikna ediyor. Bariyerler kalkıyor.

Gezi olayları sırasında Cihangir'in arka sokaklarına TOMA'lar giriyor ve büyük kargaşa yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise bu kez direkt Vali Mutlu'yu arıyor ve ara sokaklardaki barikatların kaldırılması talimatını veriyor. Barikatler kaldırılıyor ve Taksim Meydanı'na gelen kalabalıklar herhangi bir sorun yaşatmıyor.

Ankara Kızılcahamam'da yapılan istişare toplantısında Başbakan Erdoğan'ın 'kızlı erkekli aynı evde kalan öğrencilerin denetleneceğini' söylediği iddiası Zaman Gazetesi'nde yer alınca, Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, “Bu haber düpedüz asparagas” diyor. “Bunlar bizim yetki alanımızda değil!” diyor. Bunun üzerine ise Başbakan Erdoğan, “Ben sözümün arkasındayım! Bu işle ilgili adım atmaya mecburuz!” diyor. Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç ise yeni bir açıklama yaparak, “İtibarımın, kişiliğimin yıpratılmasını istemem!” şeklinde konuşuyor. Bu sırada Gezi Olayları'nda da Bülent Arınç, istifa noktasına geliyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise uzun telefon görüşmeleri sonrası Bülent Arınç'ı istifa kararından vazgeçiriyor.

17-25 Aralık 2013 tarihlerinde ortaya çıkan yolsuzluk iddialarına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül çok üzülüyor. Ses kayıtlarını dinlemek istemediğini söyleyince, tüm ses kayıtları deşifre ediliyor ve yazılı olarak kendisine sunuluyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu sırada yolsuzluk iddiaları bulunan 4 Bakanın görevden alınması gerektiğini söylüyor ve 'Gensoru ile düşülürse zor durumda kalırsınız' diyor. Erdoğan, yeni kurulacak olan Bakanlar Kurulu'nda Egemen Bağış'ı da almak istiyor ancak Gül, buna da karşı çıkıyor ve yanlış anlamalara sebebiyet vereceğini ifade ediyor.

Twitter, Yotube ve Facebook'a erişimin TİB tarafından yasaklanması, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü zor durumda bırakır. Daha önce böyle bir yasağın söz konusu olmayacağını söyleyen Abdullah Gül, şaşkın ve kızgındır. Danışmanlarla yaptığı görüşmede hiç beklenmeyen bir çıkışta bulunur: “Twitter'a konulan yasak Anayasa ve yasaya aykırı! Bu yasağı ben deleceğim!”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 81 ilin tamamını ziyaret eden ilk Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçiyor. 84 ülkeye 115 seyahat gerçekleştiren Gül, 128 kez yabancı devlet başkanı ağırlayarak dikkat çekiyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 21 Mayıs 2014 tarihinde Köşk'e çıkarak, CHP ile birlikte kendisine 'Çatı Aday' olma teklifini getiren MHP Lideri Devlet Bahçeli'ye teşekkür ediyor ve kibarca 'Hayır' diyor. AK Parti Kurucusu olarak, bir başka partiden aday gösterilmesinin doğru olmayacağını ifade ediyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kendisiyle bir araya geldikten sonra bir açıklama yapan Başbakan Erdoğan'ın “10 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi, bir tarihin, vesayetler tarihinin bu ülkede kapanmasıdır!” sözlerine çok kırılıyor. Çankaya'nın Gül Cumhurbaşkanı iken de 'vesayetle idare edildiği' anlamına gelen bu sözler Abdullah Gül'ü üzüyor. Öte yandan AK Parti Olağanüstü Kongresi'nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden 1 gün önce yapılacak olması, Abdullah Gül'ün devre dışı bırakılması anlamına geliyor ve bu durum da sıkıntılı bir hava yaratıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e bir mesaj vermesi yolunda baskılar artınca Abdullah Gül, “Cumhurbaşkanlığı sürem bittikten sonra partime döneceğim. Kurucusu olduğum partiye dönmek benim için çok doğal...” şeklinde bir açıklama yapıyor.

Mısır'da darbe sonrası göreve gelen Abdel Fattah el-Sisi'ye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, maslahatgüzergahı aracılığıyla bir tebrik mesajı gönderir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise bu mesajı eleştirir “Darbeyle gelen Cumhurbaşkanına tebrikler gitmiş. Böyle bir tebrikin bizce bir anlamı yoktur” der. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, Twitter yasağını kaldırır ve ifade özgürlüğüne müdahale edilemeyeceğini söyler. Erdoğan ise “Verilen karara uymak zorundayız ama bu karara saygı duymuyorum” der.

7. Bölüm SONSÖZ

Ahmet Sever tarafından kaleme alınan Abdullah Gül ile 12 Yıl kitabı, hem kendisinin hem de Abdullah Gül'ün farklı mahallelerden oldukları dolayısıyla zaman zaman yaşadıkları sıkıntıların itiraflarıyla sona erer. Sever'e göre hem kendisi hem de Abdullah Gül, yakın çevresi tarafından sürekli eleştirilmiştir. Ancak buna karşın Türkiye Cumhuriyeti 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 12 yıl boyunca asla Ahmet Sever'i yanından ayırmamıştır. Ahmet Sever de kendi mahallesinden pek çok kişinin “Onlarla ne işin var” diyerek kendisini eleştirdiğini anlatmaktadır. Ahmet Sever, “Ben aslında ne o ne de bu; hiçbir mahalleden değildim” der.

Aslında kitap yukarıdan aşağıya dikkatlice incelendiğinde, Ahmet Sever gibi Abdullah Gül'ün de bir mahallesi olmadığı sonucu ortaya çıkar. Sanki iki mahallesiz ve tek ideolojisi Türkiye Cumhuriyeti'nin topyekûn ve kararlılıkla daha ileri seviyelere ulaşabilmesi olan Sever ve Gül, kaderin cilvesi olarak bir araya gelmiştir.

Dost Beykoz / Özel Haber

Anahtar Kelimeler: Beykoz Haber, Cumhurbaşkanı, Abdullah Gül, Kitap, Ahmet Sever, Yaşadım Gördüm Yazdım

1 Yorum
Salim Altun24.06.2015 20:31:08

Kitap sizin özetlediğiniz gibi ise buradan şunu çıkarmak mümkündür: Ne kadar iç ihtilaf potansiyeli varsa hepsi kanırtılarak, hatta kanatılarak gözler önüne serilmek istenmiş. Ak Partinin içinin kurcalanmak, karıştırılmak istendiğini görmemek için kör olmak gerekir. Abdullah Gül iyi bir finali hak etmek istiyorsa bu Bizans entrikalarına karşı net tavır almalı, kendisini kullanmak isteyenlere imkan vermemelidir. Allah hepimize akıl, fikir ve basiret versin. Nefsaniyetlerden, egolardan korusun...

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"