Beykoz siyasetinin duayeni Tayyip Erdoğan’a kırgın

  • Güncelleme: 30.07.2019 14:58
  • Okunma: 10511 kez
  • Yorum: 6
Beykoz siyasetinin duayeni diyebileceğimiz bir isim. Hem iktidardı, hem de sade yaşantısıyla kurucusu olduğu partisini muhalif anlamda gözlemleme imkanına sahipti.
Beykoz siyasetinin duayeni Tayyip Erdoğan’a kırgın

AK Parti'nin çekirdek kadrosunu oluşturan 9 kişiden bir olarak, Tayyip Erdoğan'ın arkasında dimdik durmanın onurunu yaşasa da, hayallerini gerçekleştirememiş olmanın hüznüyle yaşadı yıllarca...

Osman Şimşek... AK Parti'nin kurucusu... Çavuşbaşı Belediyesi Kurucu Başkanı... Tayyip Erdoğan'ın siyasi yaşantısında sık sık bir araya gelerek fikir alışverişinde bulunduğu, desteğine ihtiyaç duyduğu isimlerden biri.

2004 Yılı Yerel Seçimleri'nde Çavuşbaşı Belediye Başkanı iken, Recep Tayyip Erdoğan'ın onayını alarak Beykoz Belediye Başkanlığı için aday adayı oldu. Beykoz Belediye Başkan Adayı olarak Muharrem Ergül'ün belirlenmesi üzerine kendisinin Çavuşbaşı Belediye Başkanlığı'na geri dönmesi istendi.

Tayyip Erdoğan'dan onay alarak aday adayı olmuştu

Tayyip Erdoğan'ın onayını alarak çıkmış olduğu yoldan geri dönmeyi, AK Parti'nin kurucusu olarak hedef büyütmüşken, tekrar aynı yerde saymayı zül gören Osman Şimşek, "ben çıkmış olduğum yoldan geri dönmem" dedi.

O gün bu gündür aktif siyasetin dışında tutulan Osman Şimşek, dediği gibi de yaptı... Kendisine AK Parti'de hiç kapı aralanmasa da, o çıkmış olduğu yoldan geri dönmedi. AK Partililiğinden vazgeçmedi.

Osman Şimşek kurucusu olduğu AK Parti'yi hep dışarıdan gözlemledi. Günlerin ayları, ayların yılları kovaladığı süreçte detaylı bir beyanatı olmayan Şimşek, 18 yılı ilk kez Dost Beykoz İmtiyaz Sahibi Kader Gür'e anlattı.

Eleştirilerini ve gözlemelerini, AK Parti'nin kuruluş felsefesi ilkeleri üzerinden yapan Osman Şimşek'in sözleri AK Parti'nin oy alamadığı gençlere ve bu gün AK Parti yönetimlerini elinde tutanlara ders niteliğindeydi.

Tayyip Erdoğan'a kırgın mısınız?

Bunu zaten gizlemiyorum. Şu sıralar nasıl bazı arkadaşlarımızın tutumlarına yönelik, kendisi nasıl kırgınım diyorsa, biz de elbette aynı sebeplerden ötürü kendisine kırgınız.

Bunu ifade edince insanlar makamların kaybedilmesinin buna neden olduğunu düşünüyorlar fakat öyle değil. Bizim itirazımız bizi biz yapan asli bazı umdelerimizin kaybı idi. Bunlardan bir tanesi ve en önemlisi işte bugün gündemimizi işgal eden VEFA.

"Biz vefasızlığa her zaman itiraz ettik"

Biz vefasızlığa o zamanda bugünde itiraz ettik, ediyoruz. Biz bu hareketin en başında sağın solun ne düşüneceğini, nasıl tepki vereceğini hesap etmeden inanarak, her şeyi ile bu yola çıkan 9 Fazilet Partili belediye başkanından biriyiz. Tayyip beyin vebalı olarak görüldüğü, yan yana resim dahi çekilenin türlü risklerle karşı karşıya olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Bu dönemde inandığımız değerler uğruna dimdik Tayyip beyin yanında durduk ve o gün verdiğimiz söz dolayısı ile hala olduğumuz yerdeyiz. Yani biz bunu yaptık sende şunu yapmalısın mı dedik. Hayır kesinlikle.

"Biz bu mücadeleyi Allah ve rızası için yaptık."

Fakat 'usulsüz vusul olmaz' der büyüklerimiz. Tayyip beyden hiçbir surette bir makam talep etmedim. Kendisinden kendi tasarrufunu bilmek istedim. Eğer bana kenara çekil dense idi itiraz etmez, aday dahi olmazdım. Kendisi ile görüşmeden adım atmadım, sadece kendi fikirlerimle harekette etmedim. O dönem tüm bu süreçlere tanık olan kardeşlerimiz hatırlayacaklardır.

"Sizi kendinden çok sevenler partiden el çektirildi"

Tüm bunlara rağmen, 'kardeşim Osman biz seninle böyle konuştuk fakat ülke ve bölge menfaatleri gereği seni bir müddet dinlendireceğiz' dense seve seve yine yapmamız gerekeni yapardık. Fakat en zor zamanları geçirdiğiniz, sizi kendilerinden çok seven bir sürü insan tam olarak adlandıramadığımız bir usul ve şekilde partiden el çektirildi. İşte kırgınlığımız tam olarak bunadır.

"Biz senelerdir derdimizi de anlatamadık"

Hep bir menfaat bakış açısı ile değerlendirildik. Uyarılarımız dikkate bile alınmadı. Her uyarımız birilerinin aleyhine siyasi hamle olarak değerlendirildi. Ve geldiğimiz nokta; Hesapsız ilişkinin olmadığı, Kibrin enaniyetin tavan yaptığı, dava diye bir şeyin kalmadığı, istişarenin olmadığı bir siyasi parti ve dolayısı ile tabanda cereyan eden fikri ve kalbi ayrılıklar.

18 Yıl boyunca hep siyasetin dışında kaldınız, ne anlatmak istersiniz?

Aslında tam olarak öyle denemez. Evet aktif olarak bir görev almadık fakat süreç dışında en azından kalbi olarak kalmadık. Biz dava diye inandığımız değerler için yaşar onun için yapmamız gerekeni yapmaya çalışırız.

"Bir zaman sonra yük olarak görülüyorsunuz"

Bizleri Beykozlu kardeşlerimiz parti teşkilatlarında göremediler. Çünkü süreç içerisinde teşkilatlar değişti ilişkiler koptu, vizyonlar ve anlayışlar değişti. Dolayısıyla bir zaman sonra yük oluyorsunuz... Bu, sözüm ona yeni anlayıştaki bir AK Partiye. Dolayısı ile uzak durmayı tercih ettik. Davet edildiğimizde mümkün olduğunca icabet ettik. Ama elbette ki bu partinin yükünü omuzlayanlar olarak üzülüyoruz. Bunu kalben söylüyorum. Çünkü illa aktif olarak değil bizler manevi olarak da bu millete hizmet edebilirdik. Fakat Yeni siyaset anlayışı buna her zaman mani oldu ne yazık ki!

Bu süreçte Tayyip Bey ile görüşme imkanınız oldu mu?

Sayın Cumhurbaşkanımız çok yoğun bir insan. Bu yoğunluğun elverdiği ölçüde uzun olmamak kaydı ile gayri siyasi  görüşmelerimiz oluyor. Geçmiş ile alakalı defteri kapadım, kurcalamanın da bir faydası olmadığı kanaatindeyim..

Siyasetin dışındayken ne yaptınız?

İnsan merkezli olmaya çalıştım her zaman. Tecrübelerimizle birilerine ışık olma gayretimiz oldu. Aktif siyasi hayata bir anda son verince yani makamlar gidince dostluklarında, arkadaşlıklarında bir anda uçup gittiğini geriye hiçbir şey bırakmadığını daha iyi müşahede ettik.

Ticaretle meşgul oldum bir dönem. Şimdi ise daha çok torunlarım ve bahçemle vakit geçirmeye çalışıyorum.

AK Parti'nin kuruluş aşamasıyla bugün ki noktayı nasıl görüyorsunuz?

2000’li yıllarda büyük bir davanın 39 yaşında belediye başkanı olmuş bir neferi olarak, inanç, cesaret, kararlılık ve hizmet aşkı ile doluyduk.

Hasbilik vardı. Kimse kimseyi şu, bu  menfaati için sevmez Allah yolunun yoldaşı olarak severdi. Birbirimizden beklentimiz dava için daha iyi hizmet üretmek, üzerimize aldığımız vazifeyi olması gerektiği gibi ifa etmekti.

"Hesabiler yoktu aramızda"

Toplum bizleri öyle bağrına basardı ki tarifi mümkün değil. Bizler en kutsalların emanet edilmesinden şüphe edilmeyecek insanlar olarak görülürdük. 'Bu ekip varsa, soruya mahal yok' denirdi. Şimdi bu anlattıklarımız bugünle kıyasla ne kadar güvensiz görülüyor değil mi?.

"Dava partisinden durum partisine"

Geldiğimiz nokta budur. Herkesin duruma göre hareket ettiği bir parti ne yazık ki!! Cumhurbaşkanımız her fırsatta bir çok uyarılarda bulunuyor fakat ne yazık ki partide bu yönde olumlu bir hareket veya süreç göremiyoruz. En üzücü olan ise böyle bir lidere sahip bir partinin liderinin gelen tehlikeyi fark edip bunu dillendirmesine rağmen hareket kabiliyetini sanki kasti olarak kaybediyor olmasıdır. Bu durumda kim yada kimler hatalıdır bilemiyorum, fakat Türkiye’ye bir ikinci Tayyip Erdoğan beklentisi beyhudedir bunun bilinmesi gerekir.

Dolayısı ile benim şahsen Sayın Cumhurbaşkanımızdan beklentim acilen, ivedilikle parti içinde tespit edilen eksiklerin giderilmesi hususunda adım atılması kendisinin de çeşitli vesilelerle ifade ettiği eleştirilerin ortadan kaldırılmasıdır.

Bu nasıl oldu, teşkilat mı, genel politika mı, gözleminiz nedir?

Aslında basit olarak dünyanın süsü diyeyim.. Bu aslında paradoksal bir soru. Kanaatimce; hem teşkilat ve hem de genel politika. Teşkilatlar, halk ile direk irtibatı kurduğunuz ilk noktadır. Burada yaşanan aksaklıklar, yanlışlar direk halk da karşılığını görür.

"Menfaat çeteleri belediyelere ve teşkilatlara hakim oldu"

Zaman içerisinde buralarda sorunlar oluştu ve günün zafer sarhoşluğu insanların tüm yanlışlara rağmen partiye gösterdiği teveccüh yanlış yorumlandı. Bu toplumun bu partiden başka seçeneği olmadığı, mecburen destek vermesi gerektiği gibi saçma bulduğum bir kanaat hakim oldu partiye. Bu yerel siyasetin belirlenmesinde liyakatten uzaklaşmaya, menfaat çetelerinin hem belediyelere hem teşkilatlara hakim olmasına neden oldu.

"Liderin etrafı sarılınca kitle hareketsiz kaldı"

Ama tüm bunların yanı sıra. Bir siyasi harekette asıl olan ilkelerdir. İlkeler sizin hareket alanınızın anayasasıdır. İlkelerdeki tavizler, zikzaklar yukarıdan aşağıya doğru kar topu etkisi oluşturdu. Bu arada koca bir kitle partisi olduğunuzu unutmamak gerekir. Kitle partilerinin yaşadığı tüm olumsuzlukları yaşıyor yani AK Parti. Bu partinin en büyük şansı ve şansızlığı büyük bir liderinin olmasıdır. Şansıdır çünkü bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanının millet nezdindeki büyük kredisi ve sevgisi sayesinde bu kadar uzun süre iktidarda kalmıştır. Şansızlığıdır çünkü böyle güçlü bir liderin etrafı sarılınca koca bir kitle hareketsiz kalır. Şuan yaşadığımızda budur.

Ankara ve İstanbul Belediye Başkanlarının görevden alınması doğru muydu?

2019 yılında yaşıyoruz. Şunu unutmayalım, partiyi kurduğumuz yıllarda doğan çocuklar şuan bu ülkede söz sahibi. Birde 2000'li yıllardaki dünya ile günümüzü kıyas edin. Sosyolojik olarak değerlendirdiğimizde aslında 100 yıllık bir fark var. 2000li yılların başlarında sosyal medya diye bir şey yoktu hatırlayalım. 2007 yılına kadar akıllı telefon diye bir şey bilmiyoruz.

"Yeni nesil olaylara çok farklı yaklaşıyor"

Fakat şimdi ise korkunç hızlarda bilgiye ulaşabilen bir nesil ile karşı karşıyayız. Bu Nesil olaylara çok farklı yaklaşıyor, hassasiyetleri çok farklı. Bir siyasi parti olarak bu nesle kendinizi eğer anlatamamışsanız diğer meseleleri konuşmanın anlamı yoktur.

Bu açıdan soruyu değerlendirdiğimizde; ortaya şu çıkıyor ki, ilkeleriniz o veya bu nedenle ortadan kalkmış veya bazı durumlar ortaya çıkarmışsa, siyaset ve diliniz çok hassas olmalıdır. Toplumun dönüşümü ve değişimi çok iyi tahlil edilmelidir.

"Başkan değişimlerinin altı doldurulamadı"

Ankara ve İstanbul'da başkan değişimlerinin altı doldurulamamış, muhalefetin saldırılarına açık hale getirilmiştir. Toplumun olaylara nasıl baktığı ile hiç ilgilenmedik. Koptuk insanlardan. Üstüne birde 'her şeyi biz biliriz' anlayışının partiye hakim olması içerde yaşanan çekişmelerin, menfaat savaşlarının bizden götürdükleri ile hata üstüne hatalar süreci yaşıyoruz.

"Ankara adayı doğru bir aday değildi"

Ankara adayımız Özhaseki kanımca doğru bir aday değildi. Yerel Siyasette özellikle büyükşehirde olsa Ankara gibi dışardan bir adayı kabul etmeyeceği çok belliydi. Fakat kim buna nasıl neden oldu inanın anlamak mümkün değil. Göz göre göre kaybedilmiş bir seçimdir Ankara.

"Binali Yıldırım İstanbul için yanlış olmuştur"

İstanbul ise daha farklı. Binali yıldırım ismi her ne kadar İstanbul için olabilecek isimler arasında olsa da kanımca yine yanlış olmuştur. İfade ettiğim gibi toplumun nabzını çok iyi tutan bir parti olan AK Parti gitmiş ne yaptığını bilmeyen bir parti gelmiş.

"Koca devlet bir belediye başkanı ile savaştı"

Çok farklı ortamlarda bunları dillendirmeye çalıştık fakat itibar edilmedi. İstanbul seçimleri adeta koca devletin bir küçük belediye başkanı ile savaşına çevrildi. Mağdur edilen bir aday profiline yenildik. Düşünün teşkilatlar düşük bir verimle çalışırken dünyanın problemleri omuzunda olan bir insan yani Cumhurbaşkanı kalkıp gelip Sultanbeyli'de miting yapıyor.

Bu nasıl kabul edilebilir? Ekrem beyin rakibimidir RecepTayyip Erdoğan? Fakat kifayetsiz medyamız, ne olduğu belli olmayan yazar çizer takımımız rakibimizi koca bir liderin karşısına lider adayı olarak çıkarmayı başardı.

Bunun üzerinde çokça kafa yorulmalı. Bunun yanı sıra 40 yaşında İBB Başkanı seçilmiş bir liderin partisinde 18 yılda 1 tane İBB adayı üretilememiş ise bu çok önemli bir sorundur bizim için. Bu sorunun sıklıkla sorulması gerekir. Neden büyükşehir adayları üretemiyoruz? Artık. AK Parti değişimin partisidir, şimdi değişime ayak sürer ise yok olur, bunun açıkça bilinmesi gerekir.

Beykoz 15 yılda hayal ettiğiniz noktaya geldi mi?

Bu konuda çok söze gerek olmasa gerek. Düşünün ki kesintisiz 15 yıldır yerel iktidarda biz varız. 15 yıldır eğer bölgede imar bizim bıraktığımız gibi duruyorsa biz insanlara ne anlatacağız.

"Bu bölgede hizmet aşk ister"

2B sorunları çabalarımız ve uğraşlarımızla çözüldü tamam ama bölgenin tek sıkıntısı 2B olmadığı da aşikardır. Bu bölgede hizmet yapmak AŞK ister, özveri ister, dertli olmayı gerektirir. Bunları neden ifade ediyorum çünkü sorunların 7 renginin olduğu bir bölgedir BEYKOZ.

"Beykoz'da fırsatlar tepilmiştir"

Bir sorunu çözmeye çalıştığınızda karşınıza başka başka sorunlar çıkması çok muhtemel Beykoz'da. Bundan dolayı 15 yıl efektif kullanılmamış fırsatlar tepilmiştir. Eğer biz 2004 yılında hizmet koltuğuna oturmuş olsaydık inanın şimdi Beykoz için SİT, İMAR, Havza problemlerini konuşmuyor olacaktık. Çünkü bu sorunları en anlamlı şekilde yaşayan bir belediye başkanı olarak dersimize en iyi şekilde çalışmış ve Ankara bürokrasisinin tüm manevralarını çözmüş ve Cumhurbaşkanımız konuya en iyi şekilde vakıf edilmişti.

"Bugün hala  imarı konuşmaya takatimiz yok"

Trafik, sokaklar yollar daha yeni yeni planlanıyor. Ve Beykoz halkının verdiği son destek diyebilirim partimize. Eğer bu şansımızı da kullanamazsak konuşacak hiçbir şey kalmayacak.

Beykoz'un Özel Proje Alanı olması?

Altı doldurulmamış bir çözüm olarak görüyorum. Çünkü bu çözüm planlama olmadığı zaman aslında çözüm değil pansumandır. Üstelik 6 ay içerisinde imar planlarını bitireceklerinin sözü verilmişti yanılmıyorsam. Fakat sonuç yok. Bu sorunların mikro ve makro ayakları var bunu bilerek hareket etmek gerekir.

"Bu sorunların çözülememesi talihsizliktir Beykoz için"

Yani mikro ölçekte Çavuşbaşında imar ve planlama sorunu var ama makro açıdan havza sorununun halledilmesi gerekir. Havza sorunu ortadan kalkmadan etkin planlama yapamıyorsunuz. Aynı şekilde Beykoz için Boğaz Ön Görünüm sorunu ortadan kalkmadan yine aynı şekilde etkin planlama yapamıyorsunuz. İstanbul gibi dünya kentinde bu sorunlar artık olmamalı. Bu sorunlar günün şartları ve teknolojisi ile kolay şekilde aşılabilirken bu kadar yıldır bu nüfuza rağmen sorunların çözülememiş olması inanın talihsizlik.

"Ağlamayan çocuğa emzik verilmez"

Güçlü bir yerel iktidar ve belediye başkanının hakikaten bu sorunları içselleştirip kapıları aşındırması, bıkmadan usanmadan sorunları muhataplarına ulaştırması ile aşılır. Ağlamayan bebeğe emzik verilmez unutmayalım. Üstüne birde hiçbir risk almadan devlet idare etmeye çalışan kambur bir bürokrasinin hakimiyetini unutmamak gerekir.

Beykoz'da dışarıdan aday?

İlkesel olarak ilçede mukim olmayan birinin dışarıdan ilçeye yönetici atanmasının doğru olmadığı kanaatindeyim. Zaten Belediye başkanlarının atanması gibi bir anlayışın hakim olmasını bile doğru bulmuyorum. Beykoz özelin de ise 15 yıldır dikiş tutmayan bir teşkilat kendi içinde kavgalı bilmem kaç grup, hizipleşmeler, hesaplar kitaplar. Bu hengamede Cumhurbaşkanı Zeytinburnu'nda başarılı bir belediye başkanlığı yapmış Murat Bey’i buraya gönderdi.

"Beykozlular olarak bu durumu iyi tahlil etmemiz gerekiyor"

İlkesel tutumumuzu mahfuz tutarak şunu belirteyim ki, en doğru tercih yapılmıştır. Murat Bey ile bir dönem yakın çalışma imkanı bulmuş biri olarak, kendisinin bölgeye olumlu hizmetleri olacaktır diye düşünüyorum. Çalışkan  ve takdir ettiğimiz bir arkadaşımız ve işini özveri ile yapması ile biliniyor. Allah yolunu açık etsin ben kendisine de Beykoz için hizmet yolunda kendisinin uygun gördüğü biçimde elimden gelen her yardımı yapmaya hazır olduğumu beyan ettim. İnşallah Beykoz için bu dönem kaybedilen bir dönem olmayacak diye ümit ediyorum.

Bizim Beykozlular olarak ve Beykoz AK Parti olarak da bu durumu iyi tahlil etmemiz gerekiyor. Neden koca bir ilçe olarak bu teşkilat bir aday çıkaramamıştır. Bu hepimizin ortak sorunudur. Daha evvel teşkilat içerisinde yapılan eğitimler, okullar vb. süreçler teşkilat içi yönetici açığını kapayabiliyorken şuan sorun nerede?

Tayyip Bey de böyle mi düşünmüştür?

Muhtemelen öyledir. Bir düşünün İstanbul gibi bir metropol şehrin ilçesinde yaşıyoruz. Çok çeşitli sorunlar yumağı olan İstanbul'un güzide bir ilçesi. Ve buradaki yerel teşkilatlanmada bir takım sorunlar var ve bir türlü çözemiyorsunuz. Seçim gelmiş ve bir karar vermek zorundasınız.

"Cumhurbaşkanı sonuca yönelik hamle yapmıştır"

Bu dar zamanda Cumhurbaşkanımız sonuca yönelik hamle yapmıştır. Risk alarak bu hamleyi yaptı. Bu hamlede çok çeşitli unsurların etkisi olma ihtimalide güçlüdür. Çünkü Bölgemiz hem finans ve hem de siyasi çevrelerin aktif ağırlıklarının olduğu bilinmekte. Bu risk alanını her zamanki gibi kendisini sahaya sürerek diz kalifiye etmeyi denedi ve bunu da başardı.

"Türkiye eski Türkiye değil"

Fakat yine vurgulamak istiyorum ki Türkiye eski Türkiye değil. Seçmen eğilimleri de eski anlayışlarla sevk ve idare edilemiyor. Teşkilat üstündeki yılların yorgunluğu ve yıpranmışlığını da göz önünü aldığınızda artık bazı politikaların yeniden ele alınması elzemdir.

"Kitlelerin beklentileri değişiyor"

Ekonomiden tutun, sosyal hayata direk etki eden politikalarınıza kadar seçmen eğilimlerini etkileyen o kadar çok bilinmeyen var ki. Ve sekuler, liberal eğilimleri olan seçmen kitlesinin büyüklüğü bu alanlar ile ilgili yeni politikaların geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Her  partinin kemik dediğimiz amiyane tabir ile fanatik bir kitlesi bulunur yalnız bu kitle sizi iktidara taşımıyor. İktidar olup olmayacağınızı belirleyen kitle işte vurguladığımız ortadaki kitledir. Ve bu kitle şuan hem sayılarını gün geçtikçe artırmakta hem de yaklaşım ve beklentileri çağın şartlarına göre hızla değişmekte.

Değişmeyen umdeler ise dürüstlük, adaletli olmak ve ahlaklı olmak. Bu 3 umdeyi taşıyorsanız ve bu 3 umde ile ilgili herhangi bir sıkıntınız yoksa milletin size teveccühü aynen devam ediyor. Hamdolsun bizi şuan şahsen memnun eden tek şey belki de budur. Aktif siyaseti terk edeli onlarca sene geçmiş olmasına rağmen bölge insanının bizlere gösterdiği vefa, saygı ve sevgiyi buna borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

31 Mart Seçimleri, YSK'nın iptali?

Binali bey devlet terbiyesi görmüş yıllarca ülkeye çok önemli hizmetler vermiş bir siyaset adamıdır.  İstanbul açısından pek kabul görmeyeceği düşünülmeliydi. Çünkü İstanbul'daki seçmenlerin eğilimleri, beklentileri, olaylara yaklaşımları iyi analiz edilmeliydi diye düşünüyorum.

Ekrem Bey genç bir belediye başkanı. 31 Mart'ta kadar İstanbul'da neredeyse hiç tanınmayan bir insan. AK Partili bir belediyeyi devralarak ilçesine hizmet etmeye çalışmış bir isim. Fakat bakıyorsunuz ki, İstanbul halkının teveccühünü kazanabilmiş. Buranın çok iyi irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Rakibinizin tanınma, kendini tanıtma, projelerini duyurma gibi bugünün dünyası için çok önemli problemleri varken o bütün bunların üstesinden geliyor ve seçimi kazanıyor.

Neden?

İşte bu noktada yine vurguladığımız çağımızın insanlarının beklentilerinin ne olduğu, özellikle İstanbul seçmenlerinin siyasilerden beklentilerinin ne olduğu, neye dikkat ettiği gibi soruların cevaplarının bu seçimin özeti olduğu ortadır.

"Üç başlılık seçimi kaybettirdi"

Binali Bey hizmet adamıdır. Fakat seçim sathı mahallinde İstanbul'da herkesin bildiği gerçek AK Partide iki başlılık ve hatta üç başlılığın hakim olduğudur. İl başkanlığı ayrı telden, Binali Bey ekibi ayrı telden ve Cumhurbaşkanlığı ayrı telden çaldılar. Ekrem bey kapı kapı dolaşırken ki, bu usulü ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanımızdır, bizim teşkilatlarımız lüks toplantı salonlarında yemek veya iftar organizasyonları yaparak seçim kazanma yoluna gittiler.

"Lüks araçlar, lüks toplantı salonları"

Ekonomik sıkıntının hat safhada olduğu bir bölgede siz hala lüks araçların olduğu, lüks toplantı salonlarından geri kalmıyor, garibanın sofrasına konuk olmuyorsanız bu sonucun ortaya çıkmasına elbette şaşırmayacaksınız.

Öteki taraftan yereldeki bu mücadele enerji istiyor. Ben şimdi belediye başkanı seçildiğim yılları hatırlıyorum da 39 yaşında gücü ve idealleri olan bir gençsiniz. Yorulmak nedir bilmiyorsunuz. Halka hizmeti hakka hizmet bilmişsiniz. Uykusuzluk sizin ideallerinize giden yola engel olur mu. Fakat şimdi ben 59 yaşındayım bugün elbette o günlerimde ortaya koyduğum performansı sergilemem beklenemez.

"Binali Beyden zafer performansı beklenmemeliydi"

Binali bey yıllardır bir mücadelenin içinde dur durak bilmeden savaş veriyor. Bu yüzden Binali beyden de böyle bir performans beklenmesi doğru değildi. Bundan dolayı ekibi çok iyi organize edilmeliydi. Açık, ekip tarafından kapatılmalıydı. Fakat bu olmadı.

"YSK'nın kararı rakibimizin ekmeğine yağ sürdü"

31 Mart Seçimleri'nden sonra Cumhurbaşkanı'nın 1 hafta kadar sessizliği seçmen nezdinde sonuçların kabulü yönünde algı oluşturdu. Sonradan aksi yöndeki beyanatlar sanki parti içinde bir klik tarafından Cumhurbaşkanına kabul ettirilmiş gibi algılandı, buda tepkiye neden oldu.

YSK’nın verdiği karar aslında rakibimizin ekmeğine yağ sürdü. Çünkü bu karar algıda hiçbir surette seçmene anlatılamadı. Bu hikayeden bir mağdur üretildi. Parti yöneticilerinin gayri ciddi bazı açıklamaları, söylemleri artık seçmen nezdinde tepki, bıkkınlık ve inanç kaybı oluşturdu. İlk seçimde oluşan 13 bin oy farkı ikinci seçimde 800 bine çıktı. Bu parti açısından anlaşılamaz ve üstü örtülemez bir sonuçtur.

AK Parti nereye gidiyor, süreç nasıl işleyecek?

Çok kritik bir süreçten geçiyoruz. Cumhurbaşkanı bir takım girişimlerde bulunuyor, milletvekilleri ile toplanıyor vb. Hep birlikte göreceğiz. Biz özeleştiri süreci yaşanacak mı yoksa tüm sorunlar halının altına süpürülmeye devam mı edilecek?

"AK Parti'nin siyaset sahnesinden çekildiğini göreceğiz"

Ümidimiz partimizin kendini toparlaması yeniden topluma değecek bir dilin inşaasını sağlamasıdır. Çünkü bu ülkenin AK Partiye ve Recep Tayyip Erdoğan'a ihtiyacı var. Eğer bu adımlar atılmaz, 'biz biliriz' tavrına sahip olanlar bu süreci yönetirlerse AK Partinin çok uzun olmayan bir süreçte siyaset sahnesinden çekildiğini göreceğiz.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye'ye uygun bir sistem miydi?

Partimiz özelinde, sistemin bize yaradığını söylemenin çok gerçekçi olmadığını düşünüyorum. Artık gelinen süreç sonunda ittifakla % 50'nin üzerine çıkabiliyoruz. Oysa AK Parti'nin tek başına aldığı oy daha evvel ki sistemde iktidar olmasına yetiyordu. Artık her seçimde farklı tabanlarla ittifak yapmak zorunda olmanız büyük icraatlar ile seçmenin karşına çıkmanızı zorunlu kılıyor.

Fakat Türkiye gibi sorunlar yumağı bir coğrafyada iseniz buda çok kolay değildir. Bu sistem devlet açısından bakıldığında aslında uygulanabilir bir sistemdir. Lakin Cumhurbaşkanımızın da çeşitli vesileler ile belirttiği gibi sistemde iyileştirme düşünülmelidir.

"Bu ilke için iyi bir durum değildir"

Şuan mecliste 5 partinin grubu var. Bu sistem dizayn edilirken, TBMM 2 ana kutup ve bir ara partili olarak ön görülmüştü. Fakat görüyoruz ki, farklı ittifaklar ve birlikteliklerle bu aşılmıştır. Burada dikkatinizi çekmek istediğim bir hususta sistem uygulanırken kullandığımız dil ile ilgili. Seçimlerde iki ittifak ta birbirlerini ötekileştirdi. İktidarın dili doğal olarak daha sert oldu buda hiçbir araya gelemeyecek fikirlerin bizim karşımızda birleşmesine sebebiyet verdi. Ve oluşan duvarların çok keskin ve kalın olduğunu görüyorum bu ülke için iyi bir durum değildir.

Artık bir İstanbul modeli var önümüzde. Bunun yarın ülke için uygulandığını düşünün. Bir sürü problem ve istikrarsızlıklar bizi bekliyor demektir. Oysa bu ülkenin bunlar için kaybedecek zamanı yok bunu herkesin iyi bilmesi gerekiyor.

"Bürokrasiyi hedeflediğimiz gibi işletemedik"

Diğer bir sorun ise bürokrasi. Bizler yola çıkarken bürokratik oligarşiyi ortadan kaldırmayı hedeflenmiştik. Peki bunu başarabildik mi? Hala hizmet yolunda en büyük sorun yine bürokrasi. Bu gibi sorunların acil eylem planı çerçevesinde derhal gündeme alınıp egale edilmesi gerekiyor. Düşünelim;  bürokrasiyi olması gerektiği gibi, hedeflediğimiz gibi işletebilseydik bugün Beykoz’umuzun bu sorunları hala bekliyor olur muydu?

Cumhur İttifakı?

AK Parti ve MHP hemen hemen aynı tabanın partileri gibi görünüyorlar. Gelinen süreç sonunda dikkat edilirse AK Parti'den MHP ye ciddi oy kaymaları söz konusudur. Yerel seçimlerde her zaman Türkiye'nin en yüksek oy oranına sahip ili BAYBURT bugün MHP'ye geçti. Kütahya, Çankırı, Erzincan bu iller AK Parti'den MHP ye geçen iller. Peki MHP'den AK Parti'ye geçen bir il var mı? Buda sistemin bu şekilde işletilmesinin en fazla MHP'ye yaradığını ortaya koymakta. Peki bu şekilde bu sistem yarın bizlere nasıl sonuçlar doğurabilir hep beraber göreceğiz.

Millet İttifakı?

İşte sistemin zorunlu kıldığı bir gerçek diyebiliriz.18 yıllık bir iktidarın karşısında olan herkesin ortak bir amaç için birlikteliği. Sistem gereği diğer partiler mecburen bu ittifakı kurmak durumundaydılar. Bu vesile ile İYİ parti ve HDP meclise girdi. Sistemin bu şekilde dizayn edilmesi bu gibi muhalefet partilerinin önünü açtı.

31 Mart Seçimleri üzerinden 100 gün geçti, Beykoz ve Murat Aydın?

Murat Bey benim eskiden tanıdığım bir arkadaştır, başarılı Belediye Başkanlarımızdan biridir. Bu işi becereceğine inanıyoruz. Beykoz'un şartları farklı, herkes her yerde aynı başarıyı gösterecek diye bir şey de yok zaten.

"Beykoz'un seçmeni farklılık gösterir"

Beykoz'un sorunları yılların biriktirdiği kronik sorunlardır. Seçmeni de diğer bölgelere göre farklılık gösterir. Bunları bilerek hareket etmek gerekiyor. Hal ve hareketinizi planlayarak mantıklı perspektifle bakmalıyız. 100 gün fazla uzun bir zaman değil, fotoğrafı çekip ilk hareketleri yapılacak bir zaman gibi görüyorum. Şuana kadarki bölgeye bakışı, hareket planını olumlu buluyorum. Başaracaktır.

Ekibini dışarıdan getirmesi?

Başkanlık sisteminin yerel modeli olarak görmek lazım gelir bunu. Başkanlık sisteminde de siz başkana oy verir seçersiniz, başkanda kendi ekibini özgürce oluşturur. Sistemin hızlı işletilmesi hedeflendiği için başkan uygun gördüğü ve hizmet üreteceğinden emin olduğu bir kadroyu iş başına getirir.

"Beykoz'da bu yapılmıştır"

Beykoz’da da yapılmak istenen ve yapılanın bu olduğunu düşünüyorum. Bizde görev yaptığımız dönemde bunu uyguladık... Şartlar itibari ile de uygulamak zorunda kaldık çünkü belediyeyi biz kurduk. Yetişmiş insan kaynağımız yoktu. Çeşitli illerden teknik ve idari personelleri bulup görev verdik. Sonuç itibari ile başarının da, başarısızlığın da muhatabı başkandır. Bundan dolayı özgürce başkanın bu yetkisini kullanması gerektiğini düşünüyorum. Elbette dışarıdan gelen ekibin uyum süreci ve bölgeyi tanıma süreci olacaktır. Fakat profesyonel bir ekip kısa sürede bölgeye alışır diye düşünüyorum. Murat Beyinde aynı düşüncelerle hareket ettiğini sanıyorum. Elbette Beykoz içinden de bazı arkadaşları seçebilseydi iyi olurdu, fakat şuan Beykozlular olarak buralara takılıp asıl hedeflerimizden geri kalmamamız gerekir. Sonuç itibari ile hizmet asıldır ve hizmetin kimin tarafından yapıldığı şuan için önemli değildir.

Son söz?

Beykoz hepimizin, vatan hepimizin. Artık dünyada yaşadığımız şu yıllarda bunların değerini çok daha iyi anlayacağımız tehlikeli günlerin yakın olduğunu görüyorum. Bundan dolayı hem ülkemi yöneten arkadaşlarıma hem de halkımıza diyorum ki, dünya menfaati dünyamız var olduğu müddetçe bir şey ifade eder, hesaplarınız hesap yapacağınız madde varsa vardır.

"Neslimiz çok daha büyük sorunlarla mücadele etmek zorunda kalacaktır"

Gelin şanlı tarihin bizlere verdiği güç ile bismillah deyip yeniden yola çıkalım. Neslimiz için başaralı olmak zorunda olduğumuzu unutmayın. Neslimize tertemiz bir geçmiş bırakalım. Çünkü neslimiz bizden çok daha büyük sorunlarla mücadele etmek zorunda kalacaktır.

"Davamızın adını yeniden koyalım"

Yeniden davamızın adını koyalım. Yeniden kalplerimiz bu dava için atsın. Artık makam için kardeşimizin ayağına çengel takmayı düşünmeyelim, iftiralardan uzak duralım. Bu dünyanın ve ümmetin bize ihtiyacı var. Biz ayağa kalkabilirsek ümmet ayaklanacaktır. Bu duygularla kıymetli hemşerilerimi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Allah milletimize esenlikler, huzur ve mutluluk versin…

Dost Beykoz / Özel Röportaj - Kader Gür

 

Yorumlar (6 Yorum)

Serkan Turan (1 ay önce)

Yıllardır Beykoz halkı bekliyorda bekliyor çıkacak olan imarı.. Bu komisyonların hepsi akp de değilmi?? neden bunları hızlandıramıyorlar engel olan kimki.. Halkı önemseyin Beykoz halkına hakkını verin artık. kimsenin sabrı kalmadı diye düşünüyorum. Bu halkı bu sefillikten kurtarın artık yıllardır verilen oyların hakkını verin sözlerinizi tutun.. Yakın çevre ilçelerdeki vatandaş ister kendi yapıyor evini isteyen Mütehahitle anlaşıp yarı yarıya yaptırıyor evini. Çoluk çocuğunu birşeyler sahibi yapabiliyor. Siz Beykozu daha niye bekletiyorsunuz. Millet seçtiği partiden mazeret üretmesini değil gerçekten sorunlarını çözmesini bekler. Diğer yöneticiler gibi Boğaz kanunu v.s. anlatmayın vatandaşa kesin çözümü uygulayın vatandaş bürokrasiyi bilmez takip etmez dikkate almaz imar varmı yokmu buna bakacakdır. diğer seçimde inandırıcılığınızı kaybetmeyin.. 23 Haziran Beykozun kaderini belli etti.. Acımadığınız Beykoz halkı böyle giderseniz Akpye acımayacağını düşünüyorum. Murat Başkanım sizden Beykozun beklediği şuanda bence bisiklet turları değilde Beykozun gerçek kanayan sorunlarını çözmek attığınız adımları ortaya koyun herkez bunları görsün artık.

Hasan g (1 ay önce)

Beykoz un iki derdi var biri geçim derdi diğeri imar sorununu ben daha çok imar sorununu üzerinde duracağım. Beykoz da imar sorununu çözülse bile Beykoz halkın seviyesi ne göre değil zengine göre imar çıkacak Beykoz halkı ne yapacak malını mülkünü satıp gidecek. Sorun kökten çözülmüş olacak. Ondan sonra imar sorunu çözdüm diye övünecekler. Bu İsrail'in Filistin halkına yapılan dan bir farkı kalmayacak. Elmalı da 553 tane o güzelim ormanlara villa yapacaklar. Masallah villa yapılınca ne Sit nede Orman kanunu kalıyor hepsi ayaklar altına alınıyor. Ama gariban ufak bir yapınca kafalalarına Atmaca gibi çullanıyorlar. Çünkü villada rant var

Hasan g (1 ay önce)

Siyasette aşk meşk hikaye siyasette dava adamı da olmaz siyaset te çıkar ilişkisi vardpr çıkarın bittiği yerde davada biter tee davp vardır o da İslam davası gerisi hikaye şimdi bakıyorum on sene önce bu şekilde konuşmuyor dun da niye şimdi konuşuyorsun çünkü bir beklenti kalmadı.

Fazlı (1 ay önce)

On yeti yılın tespit ve analizini ancak bu kadar güzel yapılabilirdi teşekkürler Osman Şimşek başkanım. Güzel bir röportaj olmuş senin de emeğine sağlık Kader Gür kardeşim

Abuuzeeya (1 ay önce)

Bence siyasetin dışında kalarak ne kadar şanslı ve temiz kaldığının farkına varmış olması lazım. Beykoz hakkında konuşacak olursak düşünün inim inim inleyen bir vatandaş kesimi var ve bunun karşısında adam kayıran asıl sorunları ve meseleleri bildiği halde üzerine gitmeyen ya da gidemeyen yöneticiler var. hadi bunu da olağan karşılayalım bu sorunları beykozluya aktaramayan ve halkın karşısına içinde bulunduğu hakikatleri söylemek yerine siyasi rol güden, dava adamı etiketiyle koltuk aşkına istifa edemeyecek, kapalı kapılar ardından Beykoz’a biçilen kefeni yutkuna yutkuna sindiren beykozlu siyasetçi olmak daha mı iyi olurdu? Gelelim akpartinin başka şansının kalmadığına, akparti bir seçim daha alamaz Beykoz’da genel anlamdada çöküşün başladığı 23 Haziran’da halkın bu konuda ne düşündüğü aşikar değil mi?. Hatta ve hatta bu oluşumun mevlidi de İbb meclisinde verileceği kuvvetle ihtimaldir gidişata göre

Hasan Şatıroğlu (1 ay önce)

Objektif değerlendirmeleri okudum.. AKPARTİ Beykoz'da bazıları tarafından esir alınmıştı.. Osman Bey, Beykoz un beklediği bir hizmet adamıydı. Yillar heba edildi. Gelinen nokta da Beykoz köprünün başı oldu..

Yorum Yaz