Kader GÜR
  • 10/06/2024 Son günceleme: 10/06/2024 18:41
  • 1.337

Vatandaşlarımızın, Beykoz’da yerel yönetimi CHP’ye devrederken, ya da Alaattin Köseler’i Belediye Başkanı seçerken bir beklentileri var mıydı acaba?

Seçim kampanyası hiçte öyle bir izlenim oluşturmamıştı. Çünkü CHP’nin Beykoz’u AK Parti’den daha üst seviyelere taşıma kanaati oldukça zayıftı. Ona rağmen Beykoz halkı Alaattin Köseler’i Belediye Başkanı seçti. Bu tercih Alaattin Köseler ve Beykoz halkı arasında ince bir çizgi oluşturdu. Köseler 5 yıl boyunca bu ince çizgi üzerinde yürüyecek.

Alaattin Köseler CHP camiasının beklentilerine cevap verebilir, kendi teşkilatını memnun edebilir, buna itirazım yok… Ama bunu yaparken de, yürüyeceği ince çizgi üzerinde Beykoz halkının memnuniyetini de sağlamalıdır.

CHP’den çok büyük beklentisi olmayan, sadece AK Parti’ye ders vermek ve ‘Beykoz Zeytinburnu’ndan yönetiliyor’ algısından kurtulmak isteyen Beykoz halkı, “biz CHP’den bu denli atılım beklemiyorduk… Helal olsun” derse ne mutlu Alaattin Köseler’e.

Beykoz’da CHP kazanmadı, AK Parti kaybetti gerçeğinden yola çıkarsak yapabileceğimiz en sağlıklı yorum bu olur. Beykoz’da AK Parti’nin kaybettiğini AK Partililerin biliyor olmasının büyük bir anlam taşıdığını düşünüyorum.

Çünkü bu seçimi kaybetmek AK Parti camiasına çok ağır geldi, hatta o kadar ağır geldi ki, Murat Aydın döneminde uzaklaştırılan ya da kendi isteğiyle geri duran birçok kişi yeniden AK Parti’yi ayağa kaldırmanın hesaplarını yapıyor. Bu insanların ilçe yönetiminden önce ortaya koydukları hassasiyet çok önemli ve kıymetlidir.

Muharrem Kaşıtoğlu AK Parti’ye dönmenin sinyallerini veriyor. Muharrem Ergül, Tuncer Dede, Mustafa Gürkan, Muhammed Hanefi Dilmaç, Osman Şimşek, Adem Sefer ve AK Parti’de gerek ilçe yönetiminde, gerek mahalle yönetimlerinde, gerekse meclis üyesi olarak görev yapan hatta o kadarki, benim gibi sadece parti üyesi olanlar bile kenetlenme hazırlığı içindeler.

Belki, Muharrem Kaşıtoğlu ile ilgili “AK Parti’den istifa etti, başka partiye geçti, AK Parti’ye nasıl dönecek” denilebilir… Denilse de anlamı olmaz, çünkü bizimde dostumuz Genel Yayın Yönetmenimiz Bilgehan Murat Miniç, Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanında siyaseti öğrendi, onun talebesiydi ama bugün CHP Meclis üyesi ve Beykoz Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Yukarıda saydığım isimlerle ilgili geçmişte yaşanmış bazı yorumlar yapılabilir belki ama CHP’de bu yorumlar daha insanlar göreve gelmeden yapılıyor. Örneğin BEYTAŞ Genel Müdürünün ve Başkan Yardımcılarının Beykoz dışından gelmesi, 4 meclis üyesinin Beytaş Yönetim Kurulu’na seçilmesi ve bir belediye başkan yardımcısının yargılanıyor olmasını örnek gösterebiliriz. Bunlar bana göre eleştirilecek konular değildir. Ama Murat Aydın döneminde CHP bu konuları çokça eleştirmiştir.

CHP bugün itibari ile Beykoz’da profesyonel bir yönetim anlayışı değil, bir rant paylaşımı görüntüsü veriyor. Ve bunun Beykoz dışından şekillendiriliyor olması Köseler’in Beykoz halkına karşı elini kolunu bağlıyor. Bu çok kötü bir durum…  Köseler’in, 2024 yılı sonuna kadar oluşacak maliyeti de içine katarak, “Beykoz Belediyesi’nin 3 milyar borcu var” şeklinde açıklama yapması, ardından Murat Aydın’ın bunun doğru olmadığını ve borcun 1 milyar 100 milyon olduğunu dile getirmesi bana göre ciddiyetle bağdaşmayan, algıya yönelik bir girişim olmuştur. Kamuoyu Köseler’in açıklamasını abartılı bulmuş, yapılan hizmete oranla da Murat Aydın döneminde 1 milyar 100 milyon TL borç olmasını da normal karşılamıştır.      

Beykoz’da CHP döneminin çok hareketli geçeceğini düşünüyorum. Hem CHP’nin üstünde bulunduğu hassas çizgi, hem de AK Parti kadrolarının yeniden yerel yönetimi alabilmek için geliştireceği stratejiler siyaseti hareketlendirecektir. Görüyorum ki çok büyük bir hazırlık yapılıyor.

AK Parti’nin meclis kadrosu yeni ilçe yönetimiyle birlikte daha dinamik bir muhalefet anlayışı ortaya koyacaktır. AK Parti’de 2002 ruhu idealist ve fedakâr bir ruhtu. Beykoz’da 31 Mart 2024 Seçimlerinin kaybedilmesi bu ruha çok ağır geldi… Bazı kesimler, AK Parti kadrolarının Beykoz’da muhalefet olmanın maliyetini karşılayamayacağına yönelik saçma sapan yorumlar yapsa da, bir önceki yazımda söylediğimi gibi, Yiğit düştüğü yerden kalkacaktır.

Bu kadroların yoklukta daha güçlü ve daha istikrarlı dayanışma içinde olduğunu bilmeyen var mı? Yoksa Anadolu insanı iktidara nasıl gelebilirdi?

Türkiye’de siyasetin yüzde 50’si para, diğer yüzde 50’si inanmaktır. İnanmış insanların bir damla alın teri paha biçilemeyecek kadar değerlidir.

Yazarın Yazıları